Üç Müthiş Konser: Hindi Zahra, İbrahim Maalouf ve Sophie Hunger

Üç Müthiş Konser: Hindi Zahra, İbrahim Maalouf ve Sophie Hunger

Üç konserin de üzerinden aylar yıllar geçti. Yazılara başlamıştım ama bir türlü toparlayamamıştım, kısmet bugüneymiş, hepsini birleştirip yazayım istedim. Hepsinin ortak özelliği yabancı müzisyenlerin birbirinden iyi konserleri olmaları ve insanın ruhunu iyileştirmeleri.

İyi okumalar, dinlemeler efenim.

Hindi Zahra ile başlıyorum.

Bu konser Zahra’yla tanışmadan önce Volkswagen Arena ile tanışmama vesile olduğu için çok mesudum. Çünkü İstanbul’un gerçekten ihtiyacı olan modern ve kullanışlı bir konser alanı yapmayı başarmışlar. Hem bahçesi hem de içiyle benim mimar olarak gerçekten takdirimi aldı. (eminim umurlarındadır.!) İçinde bir avm oluşunu tabi Allah’ın emri olarak değerlendiriyorum ama en azından kütleler birbirinden ayrı olduğu için bir derece katlanılabilir.

Zahra’ya gelirsek…. Onunla ilgili bloga bir yazı yazdım sanıyordum ama meğersem yazmamışım. Oysa ki senelerdir çok severek dinlediğim, acayip bir kadındır. Geleceğini duyunca hemen biletleri kaptık gittik. Önden Ceylan Ertem çıktı. Severim kendisini, bazen biraz fazla bağırsa da çok yetenekli bir kadın ve her şeyden önce Türkiye’de caz söylemeye çalıştığı için takdir ederim hep. Daha önce izlemişliğim de vardı ve bu performansı da çok iyiydi. Dolayısıyla müzik keyfi onunla başlamış oldu. Sonra Zahra sahneye çıktı ve…. ruhumuzu iyileştirdi. Böyle güzel şarkılar, böyle güzel bir performans olamaz.

Fransız/Fas kökenli, caz müziği blues, pop, soul ve halk/dünya müzikleri ile harmanlayıp müthiş birer sanat eseri olan parçaları yaratan Zahra’yı sıkça dinlediğim kayıtlarından biliyordum ama canlı performansı kayıtlarından da iyiydi. Hatta bazı yerlerde o kadar kendinden geçti ki, o enerjisi de sahneden fırlayıp bize geçti resmen. Tekrar gelse de hemen tekrar gidip dinlesek diye diliyorum resmen.

 

Hindi Zahra konserinden aylar sonra İbrahim Maalouf‘u kaçırmayalım dedik ve konsere gittik. Maalouf’u ve Beirut’unu biliyordum tabi ama öyle hayranlık boyutunda dinlemişliğim yoktu. Ve o konser, hayatımda izlediğim en iyi konserlerden biriydi !!! Ağzına kadar dolu o konser alanında çıt çıkmadan müziğin dinlendiği o anki enerji ve yine aynı salonda etrafımda tanımadığım herkesle ritm tutup dans etmek.. Muazzamdı! Bitmesin, günler, aylar sürsün istedim.

Fransız/Lübnanlı sanatçı trompet üstatlığı ile biliniyor ve tabi Beirut’u ile. Fakat ötesinde bir müzisyen olduğunu bu konserle kanıtlamış oldu. Zira “Red&Black Light” albümünün turnesi kapsamındaki bu konserde cazdan popa, ordan halk/dünya müziğine ve ordan rock müziğe öyle geçişler yaptı ki, öyle inanılmaz tınılar arasında yolculuğa çıkarttı ki bizi, cidden ağzım açık kaldı. Zaten aşağıdaki konser kaydından da ne demek istediğimi anlayacaksınız. (Full dolu bir salon, hepimiz ağızlarımız açık ses edemeden dinledik resmen. bknz:video1)

Yani bu kadar sessizliğin ve bu kadar coşkunun bir arada olması sanırım en enteresanıydı. Çünkü çılgın gibi de dans ettik. Yerimizde duramadığımız ritimlerle buluşturdu bizi Maalouf.(bknz: video 2) Bir de şarkıların arasında kadınlara dair hikayeler anlattı, çünkü albümündeki parçaları hayatındaki kadınlara ve onların hayatına kattıklarına adamıştı. Hikayeleriyle şarkıları dinleyince, sanki o notalar daha bir adrese teslim oldu.

Son cümle: Yazarak o konseri anlatmak cidden zor. Bir sonraki performansını sakın kaçırmayın ve gidin derim, en azından ben öyle yapacağım.

 

 

 

Ve son olarak yine yeniden Sophie Hunger. Bir önceki konserine ait yazımda, bir daha gelirse mutlaka gideceğiz yazmışım. Nitekim gittik de. Şimdiden belirteyim, tekrar gelsin yine giderim! Böyle duru bir ses, böyle güzel sözler ve böyle cool bir müziği dinlemeye doyamıyor çünkü insan.

Yalnız bir takım maruzatlarım var. Birincisi Bomonti Ada’ya llk defa gittik bu konser vasıtasıyla ve hiç sevemedim. Önce içeri girince ortam tatlıymış gibi geldi, hani mimaride bir Avrupai hava filan ama elimize bir içki bir kızartma alıp takılamadık, avlu yapılmış ama her yer restoran her yerde aynı tip insanlar, biraz takılınca içerisi çok yapay geldi. Neyse yemeği dışarıda hallettik geldik, konsere girişte, çantamızdaki minik şekerleme paketini aldılar gayet kaba bir şekilde. Onu da çıkışta ufak çaplı bir cıngar çıkararak halletik, özür diledi Babylon. Fakat konser boyunca en öne geçip muhabbet eden tipler ne olacak!? Yani cidden takmamak için büyük çaba sarfettik ama akustik bir konserde sohbet etmek neyin kafasıdır acaba?! Konser izlemenin de bir adabı olduğunu koca koca insanlara da mı anlatalım ve illa uyarmak mı lazım?!

Zor zor… Bu tip etkinlikleri sinir hastası olmadan takip etmek zor. Ohmmm diyip onları yokmuş gibi varsayıp mümkün olduğunca anın tadını çıkarmalı. Biz de öyle yapmaya çalıştık. Tekrar gel Sophie, biz şimdiden geleceğimize söz veriyoruz.

 

Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu Konseri

Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu Konseri

erkanogur5 Şubat ’16 – Bostancı Gösteri Merkezi

Erkan Oğur‘u kardeşim ve ben çok severiz. Zaman zaman çeşitli karma konserlerde dinlemişliğim vardı fakat direkt kendisinin konserine hiç gitmemiştim. İsmail Hakkı Demircioğlu‘yla sahne alacaklarını duyunca gidelim dedik. Fırtınalı ve hafta ortası bir İstanbul’a göre bence aşırı dolu (2500 kişilik salonun %80i civarı..) olan salon sessizce iki üstadı bekledi ve ilk şarkıdan itibaren derin bir sessizlikle dinledik.

Erkan Oğur açılışta, bu tip konser salonlarında çalmaya pek alışık olmadıklarını söyleyip, onları daha önce dinlemeyen olup olmadığını sordu. İşe onlara sabır dilemekle başladı. =))) Bütün cümlelerini aşırı sakin, yavaş ve ciddi söylerken, biz her cümlesine çok güldük. 4. şarkıdan sonra, “İşte bu tip şarkılar çalıyoruz” dedi sakince. 3-4 şarkı sonra ise “Bu şarkıdan sonra bi ara vereceğiz. Burada adet böyleymiş” dedi. Aradan sonra yine 2-3 şarkı çaldılar. Salon hareketsiz ve sessiz dinledi. Bu sefer “Çok sessizsiniz” dedi üstat. Sen misin sessizsin diyen, her kafadan bir istek şarkı çıktı. Sadece 2 sini çaldılar.

Genel olarak konuşma olmadı. Sadece sazlar ve sesler duyuldu. İki müthiş müzisyenin sazlara hakimiyeti, seslerinin güzelliği, şarkıların-türkülerin derinliği…. Tüm şarkılarda ruhumuz dinlendi, beslendi. Ve finali tabiki “Zeynebim“le yaptılar.

Finalden sonra ben inatla alkışladım bis için ama başka alkışlayan olmadı. Sanırım hayatımda ilk defa bis olmayan bir konser izlemiş oldum böylece.

En yakın zamanda tekrar iki usta müzisyeni canlı canlı dinlemek istiyorum.

Ey Zahit Şaraba Eyle İhtiram
İnsan Ol Cihanda Bu Dünya Fani
Ehline Helaldir, Na Ehle Haram
Biz İçeriz Bize Yoktur Vebali

Sevap Almak İçin İçeriz Şarap
İçmezsek Oluruz Düçar-ı Azap
Senin Aklın Ermez Bu Başka Hesap
Meyhanede Bulduk Biz Bu Kemali

Kandil Geceleri Kandil Oluruz
Kandilin İçinde Fitil Oluruz
Hakkı Göstermeye Delil Oluruz
Fakat Kör Olanlar Görmez Bu Hali

Sen Münkirsin Sana Haramdır Bade
Bekle Ki İçesin Öbür Dünyada
Bahs Açma Harabi Bundan Ziyade
Çünkü Bilmez Haram İle Helali

Harabi

Açık Sahne Olayını Pek Bi Sevdim

Açık Sahne Olayını Pek Bi Sevdim

aciksahneGazeteci Tolga Akyıldız‘ın düzenlediği Açık Sahne‘lerden aslında uzun zamandır haberderdim. Nedendir bunca zaman gidememiştim. 18 Aralık’ta 8. defa etkinliğin yapılacağını duyunca arkadaşlarımla biletleri kaptık. Sahne alacak 20 isim/gruptan bir kaçı hariç diğerlerini daha önce canlı dinlememiştim. (Sevinç Erbulak’la Özge Borak’ı tiyatroda izledim, o sayılmaz!) Bu isimlerimlerin/grupların bir kısmını normalde dinliyorum, bir kısmını merak ediyordum, bir kısmını da hiç duymamıştım. Sanırım bu etkinliği eğlenceli kılan da bu keşfetme merakı oldu.

Gecenin açılışını daha evvel adını duymadığım Kuytu grubu yaptı. Vokal ve gitarda Denizer Özveren, gitarlarda Cem Kurt, bas gitarda Taha Rıza Özmen, davulda Gökçe Kölüksüz?ün olduğu grubun bu sene yayınladığı “Düş İçime” adında bir albümü varmış. Hem performasları hem de şarkıları çok güzeldi. (Biz bir süre müziklerinden ziyade Kerem Bürsin’e pek benzettiğimiz solistleriyle ilgilendik!)

Kuytu’dan sonra sahneyi efsane grup Whisky aldı. (Sıralamaları şaşırabilirim, not almadım zira.) 1979 yılında kurulan grup, müzik aşklarından ve enerjilerinden bir şey kaybetmediklerini gösterir bir rock’n roll performans sergileyip kulaklarımızın pasını sildi. (özellikle Babaanne şarkısı!)

Sonrasında sahneye çıkan Alpay Erdem, kendisinin de içinde bulunduğu yazar ve sanatçılardan kurulu; Hayko Cepkin, Harun Tekin, Cansel Elçin, Emrah Serbes gibi isimleri kadrosunda bulunduran Ayazma Futbol Takımı’nı ve maçlarda yaşadıkları bazı eğlenceli olayları anlattığı mini stand up gösterisiyle bizi epey güldürdü.

Daha sonra sahnede yerini alan ve çok sevdiğim gruplardan biri olan Redd ve devamında Gece Yolcuları hep bir ağızdan eşlik ettiğimiz şarkılarını söyledi. (Redd bi Bahçelere Daldık söyleseydi ne güzel olurdu…) Devamında (ya da öncesinde) gençliğimin rock grubu Kargo, 25.yıllarında sahnedeydi. Artık kaç kere dağılıp, kaç kere grup üyelerinin değiştiğini bilmediğim ama müziklerini hala çok sağlam bulduğum grup, vokalinde; süper dansı, garip bakışları ve hareketleri (ki seyirci komple gözünü alamadı!), ama çok başarılı performansı ile dikkat çeken Haluk Babadoğan ile yeni albümlerinden bir parça seslendirdi.

Gecenin en efsane performansları ise; volkalde Pentagram’ın eski solisti Murat İlkan, gitarda yine eskiden Pentagram’ın ve şimdilerde Şebnem Ferah’ın gitaristi Metin Türkcan, kemanda Melisa Uzunarslan ve gitarda Alper İlkandan oluşan grubun “Murat İlkan & Metin Türkcan Akustik Proje”si kapsamında söyledikleri şarkılardı. Özellikle Metallica’dan Unforgiven… Efsaneydi… ( Bu proje kapsamında farklı yerlerde sahne alacaklarmış, kaçırmayın!) ( Ayrıca Murat İlkan’ın bu kadar sempatik biri olduğunu hiç düşünmemiştim. Tatlı tatlı gülümsedi performans aralarında. Metin Türkcan’ın ise gözüne gözüne giren saçları içimizi sıktı. Tokamız olsa dayanamayıp takıverecektik o derece! )

Saatler gece yarısına geldiğinde kalabalık bir müzisyen grubu ve önlerinde minicik bir kadın, Selin Sümbültepe sahneye çıktı. O minik kadından bir güzel ses çıkıyor… Saf, dupduru… Yeni bir Türkçe caz solisti kazandım şahsen. Açık Sahne’nin kendi adıma en büyük keşfi oldu kendisi. Devamında sahnesine Aslı Demirer eşlik etti. Radyoda bir kaç kez şarkılarını duymuştum Demirer’in, kendisini de izlemiş olduk. Ve sonrasında bu ikiliye Gökhan Türkmen eklendi. Kendisini yıllar evvel tesadüfen canlı olarak dinleyip ağlama krizlerine girmişliğim var (gençlik işte…), bir ince korkuyordum ama ters köşe yaptı ve hareketli parçalarından seslendirdi.( iyi ki!) Fakat gecenin (seyirciler tarafından da aşırı belli edildiği üzere ) en alakasız ikilisi sanırım Aslı Demirer ve Gökhan Türkmen oldular. Gerçi Açık Sahne’nin en güzel tarafı da bu farklılıkları içinde bulundurması sanırım. Bilemedim. (kafası karışmış.)

Gecenin en merak edilen performanslarından olan; Derin Design’ın sahibi ve İç Mimar Derin Sarıyer‘in, Oğuz Kaplangı‘nın gitar eşliği ile seslendirdiği akustik parçaları, bence dinleyicilerden beklenenin üstünde olumlu tepki aldı. Sarıyer’in parçalarını sosyal medyadan yayınladıkça görüyordum ve bir kaçını dinlemiştim. Canlı da dinlemiş oldum. Pek fikrim değişmedi. Kendisinin severek söylediği belli fakat ben pek beğenemedim.

Yine sonra ya da önce (ayy!), Neyse adlı grup sahne aldı. Tüm dinleyenlerin bildiği ve sanırım bi bizim bilmediğimiz şarkıları Hokkabaz da dahil olmak üzere şarkılarını söylediler. O gün bugündür Hokkabaz dinliyorum bangır bangır. Ben nasıl bu şarkıyı daha önce duymamışım yahu! Ayrıca grubun bıyıklı rockçu solisti Selim Kırılmaz’ın sesini gerçekten baya farklı ve güzel buldum.

Bu kadar performanstan sonra bizde hafiften yorgunluk belirtileri başlamıştı ama sahnede durmadan bir hareket, bir güzel müzik. Sıra çok eski yıllardan beri severek dinlediğim, ki 2004’teki albümü “O Gün” ü CD çalarımda bin kere dinlemişliğim vardır, Ogün Şanlısoy‘daydı. Enerjisi ve performansıyla sahneyi yıktı geçti. Peşinden rapper Sansar Salvo sahneye çıktı ve her sözcüğünü anladığım (!), inanılmaz net ve çarpıcı sözlü rap parçalarını söyledi. Rap dinleyicisi değilim ama kendisini pek beğendim.

Gecenin bu değişken akışında seyirciler de bir hayli değişti. Biz ön taraflarda ve sabit olarak aynı yerde durmayı başardığımızdan, örneğin Murat İlkan çıktığında ağır rockçı dinleyiciler yoğunlaşırken, Aslı Demirer sahneye çıktığında daha enteresan (açıkçası ortamla alakasını pek anlayamadığımız!?) bir grup dinleyici kalabalığı oluşurken, Gece Yolcuları ve Redd gibi gruplar sahnedeyken daha pop-rock karışık bir dinleyici grubu oluştu.  Ayrıca dinleyiciler arasında benim gördüğüm Şebnem Ferah, Tuna Kiremitçi, Kanat Atkaya, Aylin Aslım gibi isimlerde vardı. Bir de, kulis girişinde, diğer müzisyenlerin sahnedeki performansları dinliyor oluşu (özellikle Metin Türkcan sahneye çıkana kadar çoğu performansı pür dikkat dinledi.) çok hoşuma gitti.

Saatler 01:30 olduğunda hala sahneler bitmemişti. Nuri Harun Ateş ve Sevinç Erbulak-Özge Borak ikilisinin performanslarını pek merak ettiğim halde, pilimiz bittiğinden çıktık. Dolayısıyla bu isimler ve Pamela, Sattas ve Çiğdem Erken’i dinleyemedik.

Açık Sahne’nin tek eleştirebileceğim yönü sunumları yapan hanımefendiydi. Sürekli kendisiyle ilgili bir şeyler anlattı, sahneye çıkanlarını tanıdığını gözümüze sokacak bir takım şeylerden bahsetti, anlayamadık kendisini. Yani olayın ev sahibi Tolga Akyıldız çıkıp kendiyle ilgili 1 cümle etti, etmedi; biz habire, her performans sunumu öncesi bu hanımı dinledik. Neyse Allah’tan çok güzel müzikler dinledik de, çok takılmadık.

İşte geceyle ilgili notlarım bunlar. Son olarak bu kadar başarılı müzisyenleri ve yorumcuları bir araya getirip, böyle güzel ve canlı Türkçe müzik performansları dinleyebildiğimiz bir gecenin biletlerini 30 TL gibi aşırı uygun bir rakama satmanın, önünde saygıyla eğilesi bir olay olduğunu belirtmeliyim. Tolga Akyıldız ve ekibi bunun için ayrı bir teşekkürü hak ediyor.

Yeni yıla, ruhumun gıdasını müzikten alarak (cidden diyetteyim, bütün bu müzikleri zero alkol dinledim! valla!) ve kulaklarımın pasını silerek girmiş oldum. Bundan sonra yeni açık sahneleri büyük bir keyifle takip ediyor olacağım.

Laço Tayfa’yı Bilenler Var Mı?

Laço Tayfa’yı Bilenler Var Mı?

LACO-TAYFA_mimarcasanatAslında bir dolu başka yazı sıradaydı ama bugün durup dururken Laço Tayfa geldi aklıma. Şahsen önceki hayatımda çingene olduğuma çok emin olduğumdan klarnettir, perküsyondur bende acayip etki yapıyor. Sene 2002 iken ve henüz lisedeyken, İETT otobüslerinde walkman ile Laço Tayfa dinlememi bir tek böyle açıklayabilirim. Bu müziği damarlarımda hissediyorum!

Nereden duydum, nereden öğrendim de “Hicaz Dolap” albümlerini aldım bilmiyorum ama grup dağılınca ve Hüsnü Şenlendirici meşhur  olunca, ortamlarda havam oldu: “Yaaa o çok eskiden Laço Tayfa diye bi gruptaydı, siz bilmezsiniz….”

Bu sığ ve nostaljik bilgilerimi bırakalım da özellikle benim yaşımda olup bilmeyenlere bu harika müzisyenleri ve sağlam müziklerini anlatayım.

  • (Not: Yazıyı rakı-meze eşliğinde okumak/dinlemek isteyebilirsiniz. Benden söylemesi…)
  • (Not2 : “Laço” Romanca’da “güzel” demekmiş. )

Aslında Laço Tayfa‘nın kuruluşu; 5 yaşından beri klarnet çalan, tüm ailesi müzisyen olduğundan müziğin içinde büyüyen, magazin basınında bir çok sansasyonel olayla adını duyurmuş olsa da eğitimli ve usta müzisyen Hüsnü Şenlendirici sayesinde olur. 1976 doğumlu müzisyen önce Oktay Temiz‘in “Magnetic Band” adlı grubu, sonrasındaysa trompet çalan babası Ergun Şenlendirici‘nin “Laço” grubuyla yurt içinde ve dışında bir çok festivallere katılır ve  müzik kariyerine bir çok ünlü ismin albümünde klarneti ile yer alarak devam eder.

1996 yılında ise Brooklyn Funk Essential adlı, dünyadaki çeşitli etniklerin müzikleri ve şiirleriyle funk, jazz, reggae ve hiphop türü müzikleri birleştiren Newyorklu grubun albüm teklifi ile Hüsnü Şenlendirici; Türk müzisyenleri bir araya getirip Laço Tayfa adlı grubu kurar. İki grup 1998 yılında “In the Buzzbag” adlı albümde Brooklyn Funk Essential’ın müziğine Türk müziğinin geleneksel formlarını ekler ve Türkiye ve Amerika’da satışa çıkan albüm, grubun yurt içinde ve dışında tanınmasını sağlar. O yıllarda iki grup İstanbul Caz Festivali ve Yapı Kredi Sanat Festivali’nde birlikte sahne alır.

Bu başarıdan sonra Laço Tayfa 2000 yılında “Bergama Gaydası? adlı albümünü çıkarır. Türkiye ve dünyada satışa çıkan albümde klarnette Hüsnü Şenlendirici, klavyede Burç Şensesli , davulda Volkan Öktem, ritm perküsyonda Mehmet Akatay, kanunda Nuri Lekesizgöz, kemanda Ergun Hepbildik, bağlamada Özkan Alıcı ve tuşlu çalgılarda Burç Şensesli vardır. Geleneksel türküleri topladıkları bu ilk albümle Karadeniz, Ege, Trakya, İç Anadolu ve Azeri parçalarının alt yapılarını zenginleştirip, ünlü caz müzisyeni ve araştırmacısı Butch Morris‘in fikirleri ile birlikte kendi sihirlerini de eklerler. Genç, yenilikçi ve cesur yaklaşımları sayesinde büyük beğeni toplar ve bir çok turne/konser verirler.

Mayıs 2002’de New York Central Park‘ta festival konuğu olarak konser veren grup NBC televizyonuna ve New York TimeOut dergisine haber olur. O seneki İstanbul Caz Festivali de dahil olmak üzere önemli festivallerde konserler verirler. Ekim 2002’de (benim açılışta bahsettiğim, kaç defa dinlediğimi bilmediğim) Hicaz Dolap adlı albümleri yine Türkiye ve dünyada satışa çıkar. Albümde Hüsnü Şenlendirici’nin kendine ait iki bestesi yer alırken, “Zülüf” adlı parçada Kibariye, “Erkilet Güzeli” adlı parçada ise Athena‘dan Gökhan ve Hakan vokal yapar. Ayrıca Mercan Dede iki şarkıya remiks yapar.  Yeni albüm ile Türkiye turnesine çıkan grup, 2003 yılında ünlü Yunan müzisyen Vassilis Saleas ile birlikte konser verir.

2006 yılına kadar sahne performanslarına devam eden Laço Tayfa, grubun kanun virtiyözü Nuri Lekesizgöz’ün hayatını kaybetmesiyle ve müzisyenlerin bireysel kariyerlerine odaklanmasıyla dağılır. 2007 yılında bağlama ve vokallerde İsmail Tunçbilek, kanunda ise Aytaç Doğan ile birlikte Taksim Trio grubunu kuran Hüsnü Şenlendirici, güzel müzikler yapsalar da Laço Tayfa tadını yakalayamaz. 2012 yılında  Ankara Caz Festivali kapsamında Volkan Öktem önderliğinde bir araya gelen grup, 1 konserlik performanslarıyla eski izleyicilerinin ağzına bir parmak bal çalar.

Abartmış olmayayım ama ülkemizin en iyi gruplarından biri olan ve geleneksel müziğimizi çağdaş bir hale getirip tüm dünyaya sunan Laço Tayfa, tekrar bir araya gelmeli. Hatta ekşi sözlükte şöyle bir çağrı yapan bile var:

“aynı isimlerle ve aynı ruhla 3. albümlerini yapsalar ve ömrümden 10 yıl alacak olsalar, seve seve kabul edeceğim grup.”

Umutla bekliyoruz,

Diğer grup üyeleri hakkında kısa bilgiler:

  • Volkan Öktem: 1970 te İzmir de doğan baterist, bugüne kadar 100 ün üstünde albüm kaydında çaldı. Aralarında Fahir Atakoğlu, Aydın Esen, John Scofield ve Bendik Hofseth in de bulunduğu birçok değerli müzisyenle konserler verdi.1998 yılında grup Trio Mrio ile, Trio Mrio 2001 yılında Caz grubu Habbecik ile An Meselesi’ni,Laço Tayfa ile, 2000’de Bergama Gaydası ve 2002’de Hicaz Dolap, 2004’te Aşkın Arsunan ile One A Day ve Quartet Muartet ile Dokuz Parça, 2009 yılında Volkan Hürsever ve Burçin Büke ile Hediye albümlerini yaptı. Volkan Öktem, Tarkan ile sahne çalışmaları haricinde çeşitli projeler ve stüdyo kayıtlarıyla yurtiçi ve yurtdışında müzik çalışmalarına devam etmektedir.
  • Özkan Alıcı: TRT İstanbul radyolarında çalışan bağlama sanatçısı müzisyen, İTÜ mezunu.
  • Nuri Lekesizgöz: Sırtında kanun çalmasıyla nam salmış müzisyen, 34 yaşına vefat etmiştir.
  • Ergun Hepbildik: İTÜ mezunu keman virtiyözü, TRT sanatçısıdır, ayrıca çeşitli orkestralarda görev almaktadır.
  • Mehmet Akatay: Perküsyon sanatçısı kardeşi Hamdi Akatay ile birlikte birçok önemli müzisyen ve yorumcunun stüdyo albümlerine katkıda bulundu.  Akatay Kardeşler’in ilk solo albümleri 2003 yılında “Dest-Be Dest” ismiyle piyasaya çıktı.
  • Nurhat Şensesli: 1963 doğumlu müzisyen, önemli bas gitaristlerdendir. Tarkan’ın seslendirdiği Kış Güneşi şarkısı başta olmak üzere bir çok parçanın bestecisidir.
  • Burç Şensesli: Bas gitarist Nurhat Şensesli’nin kardeşi usta klavyeci.

kaynakça: wikipedia, doublemoon, volkanoktem.com,

Salon’da Ane Brun Konseri

Salon’da Ane Brun Konseri

Sanatçımız Norveçli olunca bir ön yargılar,  bir “seviyoruz ama konseri nasıl olur ki acaba”lar oluyor, olmuyor değil. Fakat soğuk memleketten gelmiş olsalar da pek sıcaklardı. Bir de klişe: müzikleri ile kalplerimizi ısıttılar!

Tonbruket resimleriAne Brun‘dan önce İsveçli grup Tonbruket (İsveçce ses fabrikası demekmiş) sahnedeydi. İsveçli bas gitarist ve besteci Dan Berglund‘un  90larda “son 10 yılın triosu” olarak belirtilen Esbjörn Svensson Trio’da uzun yıllar boyunca çaldıktan sonra 2008 yılında Esbjörn Svensson‘un vefaat etmesinden sonra kurduğu bu grup daha önce İstanbul Caz Festivali için de Türkiye’ye gelmişti. Berglund dışında gitarda Johan Lindstroem, davulda Andreas Werliin ve piyanoda Martin Hederos (ki kendisine aşık olmuş olabilirim!)’dan oluşan grup hem ön performansta hem de Ane Brun’a eşliklerinde bir hayli alkış aldı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=7Y5ekL3j3sI&feature=youtu.be

http://instagram.com/bengiunsal

http://instagram.com/bengiunsal

Müzisyen bir ailede büyüyen 76 doğumlu İskandinav şarkıcı Ane Brun, bu sene müzik hayatının 10.yılını kutluyordu. Bu senenin iyi performanslarından biri olan konserine ve performansına geçmeden bir iki konudan bahsetmeliyim. Birincisi kadın çok güzel. Her ne kadar ütülenmemiş, sabahlık benzeri bir şeyle sahneye çıkmış olsa da, ve bisten sonra geldiği puantiyeli bluzu ‘keşke daha önce giyseymiş’ desek de, çuval giyse yakışırdı.

Güzelliğine ek olarak, acayip iyi dans ediyor. Gözlerimi alamadan izledim resmen. Çok iyiydi.

Ayrıca ışık düzenine değinmeden geçmem mümkün değil. Zira bu kadar naif, bu kadar sıcak olabilirdi bir sahne aydınlatması. Bizde bu işleri yapanlara selam olsun, olayın teknolojiyle ve pahalı ekipmanlarla alakası yok. Sahneye ayaklı aydınlatmalar koyup, üstten bir mavi ışık verirsiniz ve işte mükemmel ambians! Boşa demiyorlar: Less is more! (Az çoktur)

Bu arada sahnede ambians güzemdi ama Salon biraz küçük olduğundan havasızdı. Bir de çok anladığımdan değil ama bas sesler öyle baskındı ki duvarlar titriyordu. Ses düzeni bizi pek memnun etmedi bu açıdan.

httpv://www.youtube.com/watch?v=KVqu87-amDA

Tekrar şarkılara gelecek olursak; Tonbruket ile Ane Brun uyumu çok iyiydi. 10. yılında sevilen parçalarını bir albüme toplayan ve albümle birlikte bu Avrupa turunu düzenleyen şarkıcının sesi gerçekten etkileyici derecede iyi. Canlı performansı da o yüzden dinletiyor. Üstüne bir de harika sahne performansı. Üstüne de yılların birikimi ile sevilen parçaları olunca, gece gerçekten güzel geçti. Hatta bitince pek kısa geldi, biraz daha sürsün istedik.

Sahneye çıktıktan ancak 3-4 şarkı sonra bizimle konuşan Ane Brun, İstanbul’da tekrar olmaktan mutlu olduğunu, best of albüm için şarkıları seçmenin zor olduğunu söyledi. Daha sonra aralarda yine sıcak konuşmalar yapan, The Light From One, My Lover Will Go, To Let Myself Go, Do You Remember, Big in Japan, These Days gibi sevilen şarkılarını peşi sıra söyleyen ve 3 bis yapan şarkıcıyı tekrar gelirse, ki gelir umarım, kaçırmayın derim.

Fotoğraf: Ali Güler

Fotoğraf: Ali Güler

Fotoğraf: Ali Güler

Fotoğraf: Ali Güler

Fotoğraf: Ali Güler

Fotoğraf: Ali Güler

Zorlu Center PSM’de Müthiş Take 6 Konseri

Zorlu Center PSM’de Müthiş Take 6 Konseri

Ünlü akapella grubu Take 6’in Türkiye’de konser vereceğini duyunca çok heyecanlanmıştım. Bu sene 25.yılını kutlayan 10 Grammy sahibi grubu canlı dinlemek güzel olur diye düşündüm ve 12 Kasım’da Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’ndeki konserlerine gittik.

Ana Tiyatro

Keyifli performansları ile Take 6’i anlatmaya başlamadan önce ilk defa gittiğim Zorlu Center PSM‘den bahsetmeliyim. Zira bu çok amaçlı sanat merkezini oldukça beğendim. Basına sadece AVM açılışıyla yansımış gibi gözükse de Zorlu Center projesi kapsamında yer alan 50.000 m2 kapalı alana sahip sanat merkezi, İstanbul’un sanat hayatına oldukça önemli teknik özelliklere sahip 2 sahne kazandırmış durumda.

Bunlardan; 2262 kişilik kapasitesi bulunan, dünyanın en gelişmiş sahneleri arasında yerini alan Ana Tiyatro, önümüzdeki aylarda çok iyi sanatçıların ve grupların performanslarına ev sahipliği yapacak. Akustik özellikleri ile iddialı olan sahnede şu ana kadar dünyada 14 milyon seyirciye ulaşan Jersey Boys Müzikali Kasın ayında, dünyanın en çok sergilenen eserlerinden biri olan ve  Moskova Klasik Bale’si tarafından sergilenecek olan Fındıkkıran Balesi Aralık ayında, Brodway’in en uzun soluklu müzikali Cats ise Ocak ayında sahnelecek performanslar arasında.

Bizim konseri izlediğimiz sahne olan Drama Sahnesi ise Ana Tiyatro’nun küçük bir versiyonu olarak tasarlanmış ve 783 koltuk kapasitesine sahip. İzlediğimiz konser özellikle akapella performanslara dayalı olması nedeniyle sesin daha da ön plana çıktığı bir işti. Ses sistemi gerçekten çok başarılıydı, grubu büyük bir keyifle dinledik. Ayrıca salonda bulunan özel havalandırma sistemi sayesinde bunalmadan, rahat iki saat geçirdik.

Özellikle akustik konserler ve tiyatrolara ev sahipliği yapacak bu sahnede bütün sezon sahnelenecek Sadri Alışık Tiyatrosu oyunları dışında Grammy ödüllü caz vokalisti Luciana Souza Kasım ayında, Arap müziği üzerine Fransız sözleri ile değişik bir müzik anlayışı geliştirip henüz 28 yaşında kalabalık bir hayran kitlesi edinen Riff Cohen ise Aralık ayında yerini alacaklar arasında.

İki büyük sahne haricinde 112 kişilik Stüdyo ve 250 kişilik VIP Salonu bulunan merkezin büyük fuaye alanı sergi bölümünde ise 14 Kasım -16 Aralık tarihleri arasında Art ON Sanat Galerisi’nin  Kemal Seyhan “41 Metre” adlı sergisi kapsamındaki eserler sergileniyor olacak.

Ben öne çıkan bazı etkinlikleri paylaştım fakat yeni açılmış olmasına karşın önümüzdeki aylar için dolu dolu bir programı olan  Zorlu Center PSM etkinlik takvimine bir göz atın derim.

httpv://www.youtube.com/watch?v=bRvDXhdJ1oc

take_6_color_croppedGelelim Take 6’in yüksek enerjisine ve performansına: Tarihte en çok ödül alan vokal grubu olan Take 6, adından anlaşılacağı üzere 6 kişiden (Claude McKnight, Mark Kibble, Joel Kibble, Dave Thomas, Alvin Chea ve Khristian Dentley) oluşuyor.

The Gentleman’s Estate Quartet adıyla 1980 yılında kurulan ve 87 yılında WarnerBros ile anlaşma imzalayarak Take 6 adını alan grup, henüz 88 yılında ilk iki Grammy ödülünü kucaklamış. 25 yıllık dönemlerinde 10 Grammy, 10 Dove ve 1 Soul Train ödülü olan Take6 kadrosunda bunca zamanda sadece iki değişiklik olmuş. Bunlardan Khristian Dentley ekibin en genç ve son üyesi.

Ekibe 2011 yılında katılan ve solo albümü bulunan Dentley, enerjisi ve taklitleriyle salonu çokça coşturdu. Müzik yaparken eğlenmeleri ve çoşkuları ile  biz seyircileri de eğlendiren, ayrıca akapella söylediklerinden onlar müzik yaparken çoğu şarkıda ritmi seyircilere tutturan grubun en sevdiğim performansı ise  Stand By Me yorumları oldu.

Müzikleri yanında şarkı aralarındaki esprileri ve sempatik danslarıyla da pek beğendiğimiz Take 6, aşağıdaki videodaki gibi telefonlarımızı çıkartıp facebook sayfalarını beğenmemizi istedi. Sonrasında sahnede sık sık fotoğraf çektiler. Bunca yıl geçmesine rağmen kendilerini yenilemeleri ve enerjilerini korumaları müthiş!

Her şarkıları sonrasında büyük alkış alan ve bir bis yapan grup umarım tekrar gelir. Daha kalabalık bir arkadaş grubuyla gidip yeniden dinlemeyi çok isterim. O zamana kadar youtube ile idare edeceğim =)

httpv://www.youtube.com/watch?v=fRWL07wKxok

Sophie Hunger Konseri

Sophie Hunger Konseri

sophie hungerAkbank Caz Festivali kapsamında sahne alan Sophie Hunger’dan, bir arkadaşım sayesinde haberim oldu. “Mutlaka dinlemeliyiz, takip ediyorum çok başarılı bir şarkıcı!” dedi. Gittik, dinledik. Babylon’daki performansını izledikten sonra, bir sonraki konser için şimdiden sözleşmiştik.

1983 doğumlu olan İsviçreli şarkıcı ve söz yazarı, çocukluktan itibaren piyano çalmaya başlamış. Performansı esnasında her müzik türünü büyük bir başarıyla yorumlayan şarkıcı, babası iyi bir caz dinleyicisi olduğundan, küçük yaşlarda caz ile tanışmış. İlk gençlik yıllarında hiphop ve blues ile buluşan, sonraları rock ve daha sonraları country, bluegrass ve halk müziği keşfeden Hunger, bir çok farklı grupta yer almış.

httpv://www.youtube.com/watch?v=AyUp1rnv7rY

instagram.com/brcbilgin

instagram.com/brcbilgin

Albümleri, film müzikleri ve single çalışması bulunan şarkıcı sahnede gitar, piyano, armonika ve saksafon çalıyor. Grubun devamında ise Albert Malo davul, perküsyon, glockenspiel, Simon Gerber bas, gitar, klarnet, Alexis Anerilles trompet, flügelhol, rhodes, minimoog, hammond ve Sara Oswald çello, piyano, minimoog ve glockenspiel ile performanslarını gösteriyor. Ayrıca tüm grup vokallerde de bulunuyor.

Albümlerinde de yorumladığı sevilen parçaları 1983, Citylights, Breaking the Waves, Oh my Oh parçalarının da bulunduğu müthiş repertuarını sırayla dinlediğimiz Sophie Hunger, her performansında sesine hayran bıraktı. Fakat Noir Desir‘in halihazırda müthiş olan parçası Le Vent Nous Portera‘yı daha da müthiş hale getiren yorumunu hepsinden ayrı olarak değerlendirmek lazım. Çok iyi bir düzenleme yapmışlar, rock bölümler şarkıyla çok iyi bütünleşmiş ve Hunger’ın sesiyle birlikte şarkı bambaşka bir güzellik olmuş.

instagram.com/enesgez

instagram.com/enesgez

Babylon alabildiği kadar büyük kalabalığı şarkıları dışında sempatik tavırları, sevimli konuşmaları, güzel bakışları ve duru güzelliğiyle de fetheden şarkıcı konser sonunda 3 kere bis yaptı. Sonuncuda, yanda gördüğünüz karedeki gibi mikrofonları bıraktı ekip ve seyircilere oturmasını söyledi. Ve sanki sahilde çalar söyler gibi, mikrofonsuz (yanlış hatırlamıyorsam Tell The Moon parçasını) çaldılar ve söylediler. Büyüleyiciydi.

Konserin sonlarına doğru İstanbul’a ilk defa geldiğini ve ilk defa geldiği bir ülkede böyle bir kalabalığa şarkı söylemesinin çocuklarına bile anlatacağı bir hatıra olduğunu söyledi.

İzleyiciler için de çokça anlatılası bir konserdi bence. En yakın zamanda tekrar geleceği günü bekliyoruz.

Not:Albüm şarkılarını bu adreste dinleyebilirsiniz ve satın alabilirsiniz ama canlı performans videolarını da internetten bulup dinleyin derim.

 

Jehan Barbur featuring İlhan Erşahin Konseri

Jehan Barbur featuring İlhan Erşahin Konseri

jehanbarbur-02

instagram.com/chillection

Blogu açalı yıllar olduğundan artık şöyle cümleler kurabiliyorum: Senelerrr evvel Jehan Barbur’u anlatan kısa bir yazı yazmıştım.”Saatlerce Dinlenilebilen Kadın

O zamanlar da belli bir çevrede popülerdi ama şimdiki kadar değil. Hak ettiği üzere günler geçtikçe kendisini dinleyenlerin sayısı bir hayli arttı. Ve dün 23.Akbank Caz Festivali kapsamındaki konserinde bu artışa ne kadar çok sevindiğimi anladım. Zira diğer caz konserlerinin aksine CKM’yi full dolduran kalabalığın yaş ortalaması bir hayli düşüktü. Caz dinleyileri arasına, her ne kadar Jehan Barbur biz caz yapmıyoruz dese de, daha genç dinleyicilerin katılması heyecan verici.

Konser Jehan Barbur’un müthiş şarkılarıyla başladı. Sahnede kendisine Cenk Erdoğan naylon telli ve perdesiz gitarda, Berkant Çelen elektrik gitarda, Murat Çopur bas gitar ve geri vokalde,  Evrim Tüzün ise klavyede eşlik etti. İlk iki şarkıdan sonra mükemmel yetenek İlhan Erşahin saksafonuyla sahnedeydi. Ve Çağrı Sertel klavyenin başına geçmişti. İkili her solo performanslarından sonra seyirciden büyük alkış aldı. Gerçekten dinlemeye doyamadık. Yaklaşık (hiç emin değilim!) 5-6 şarkı kadar sahnede kaldılar ve kulaklarımızın pasını sildiler.

jehanbarbur-01

twitter.com/ozgecehreli

Jehan Barbur konuklarını yolcu ettikten sonra albümlerinden parçalar söylemeye devam etti. Seni Seviyorum parçasının içinde Sarı adlı kendi şiirini okudu. İlk defa dinledim bu şiiri ve mükemmeldi.  Ayrıca bir şarkısının sonunu sözleri Sezen Aksu’ya müziği Erkan Oğur’a ait Bir Ömürlük Misafir ile bitirdi, ki müthişti performansı.

Bir akşam Birsen Tezer, öbür akşam Jehan Barbur ve her iki akşam müthiş müzisyenleri dinlemek çok iyi geldi. Ne diyelim, müziğinize sağlık!

httpv://www.youtube.com/watch?v=r-LCLmHhjwU

httpv://www.youtube.com/watch?v=cxvcr29xN8c

httpv://www.youtube.com/watch?v=xkDGD7IHUQU

Not: CKM’deki her iki konserde solistlerin mikrofonlarının sesi çok ayarsızdı, orkestranın 2-3 katı çıktı sesleri. Maşallah ikisinin de sesi derya gibi olunca, bazı yerlerde çok yüksek geldi kulağımıza. Benzer şekilde bir kaç enstrümanın sesi de zaman zaman kulak tırmalayacak kadar yüksekti. (Örneğin: Birsen Tezer’in kanunu, defler…) Konserler bu kadar muhteşem olmasa o ses düzeniyle ortaya iyi bir şey çıkması zor olurdu. İlgililerin dikkatine,

Caz Festivali’nde Birsen Tezer Konseri

Caz Festivali’nde Birsen Tezer Konseri

birsentezer23.Akbank Caz Festivali’nde canlı canlı, ağlaya sızlaya dinledik Birsen Tezer’i. Sesi, ifadesi, şarkıları… İnanılmaz bir geceydi.

Tanımayanlar için kısa bir intro yapayım:

Müzikle ortaokul yıllarında haşır neşir olmaya başlayan ve çeşitli yarışmalara katılan Birsen Tezer, 1984 yılında ITU Devlet Konservatuarı’na girer ve kanun çalmaya başlar. Okulun bitmesiyle birlikte de profesyonel müzik hayatı başlar Önceleri tek bir gitar kendisine eşlik ederken, zaman içinde grupla sahneye çıkmaya başlar. 1998 yılında Bülent Ortaçgil’in Light albümünde Kimseye Anlatmadım parçasında düet yaparlar ve Ortaçgil şarkılarının coverlandığı albümde Çığlık Çığlığa şarkısını yorumlar.

httpv://www.youtube.com/watch?v=3G1tI2U6wys

Bu efsanevi konseri canlı dinleyebildiğim için kendimi acayip şanslı hissediyorum. Bülent Ortaçgil 40.yıl Konseri! (2011)
birsentezer6

instagram.com/nilgunyavasoglu

10 yıla yakın bir süre Bodrum’da adından çokça söz ettiren performaslara imza atar. O dönemde kanunuyla Türk sanat müziğinden latine, cazdan popa bir çok tarzı yorumlayan ve büyük beğeni kazanan Birsen Tezer, Cihan isimli ilk albümünü 2009 yılında çıkarır. İkinci Cihan isimli albümünü bu sene (2013) yayınlayan sanatçı, albümlerinde, aralarında Bülent Ortaçgil, Akın Eldes, İlhan Şeşen’in de bulduğu bir çok ünlü müzisyen ve sanatçıyla çalışmıştır.

8 Ekim’de Caz Festivali kapsamında sahne alan Birsen Tezer’e sahnede;  Gürol Ağırbaş bas gitarda, Tunç Öndemir akustik gitar ve vokalde, Emre Tankal elektrik gitarda ve Derin Bayhan perküsyonda eşlik etti.

Konsere Değirmenler‘le başladı Birsen Tezer. Daha sonra akışı seyircilerle belirledi. Yani o “ne söylesek” diye sordu, gelen cevapları da sırasıyla yorumladı. Hepsi birbirinden müthiş şarkılarını söyledi fakat İkinci Cihan albümünde bulunan Boşver‘i öyle bir söyledi ki, herkes feci etkilendi. Ayrıca yine İkinci Cihan albümünde bulunan Delikanlı şarkısını yorumladı ve sonunda şarkıyı Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım ve Ethem Sarısülük’e ithaf etti. Eve döndüğümde, Gezi’de hayatını kaybedenleri düşünerek şarkıyı tekrar dinlediğimde, tüylerim diken diken oldu.

httpv://www.youtube.com/watch?v=Bufc6WgKCMA

httpv://www.youtube.com/watch?v=dN5BlIId2bY

httpv://www.youtube.com/watch?v=RUmLog_eY8E

twitter.com/aslihan7771

İlhan Şeşen ile düet yaptıkları Ne Tuhaf şarkısını Tunç Özdemir’in vokali ve sadece gitarla seslendiren Tezer, devamında iki albümünden de şarkılarını yorumladı ve Def-u Deng grubu inanılmaz performanslarıyla bir kaç parçaya eşlik etti. Tarık Aslan, Burcu Yankın, Fırat Alkış’tan oluşan grup büyük alkış aldı.

Çığlık Çığlığa‘yı her zamanki gibi büyüleyen bir yorumla seslendiren, peşinden ardarda sevilen şarkılarını bizlerle paylaşan Birsen Tezer yaklaşık 2 saat ara vermeksizin sahnede kaldı. Finalde hem tüm ekip, hem Def-u Deng, hem de kanunuyla Aşk Bu Değil‘i yorumladı ve sahneden ayrıldı. Fakat seyirciler alkışlarla tüm ekibi tekrar sahneye çağırınca bir parça daha seslendirdi.

En yakın zamanda yeni bir konserine daha gitmek istediğim Birsen Tezer’in bu harika konserinde bulunabildiğim için çok mutluyum. Bir sonrakine kadar playlistten dinlemeye devam. =)

Rocker Olmayan Bir Müzikseverin Rock’n Coke Günü: 7 Eylül 2013

Rocker Olmayan Bir Müzikseverin Rock’n Coke Günü: 7 Eylül 2013

rock-n-coke-2013Kuzenimin kızı bir ay önce mesaj attı. “Can’ın konseri var İstanbul’da  gidelim mi?” diye. Kendisi 15 yaşında ve Can Bonomo hayranı. Can’ın konseri dediği de baya Rock’n Coke!

Baktım şöyle bir kimler var, kimler yok diye. Zira rock dinleyen biri değilim. Ancak bazen/biraz soft rock… O kadar. Neyse baktım listeye. Bence  pek “rock” çalmayan gruplar da var, bizim kız da pek heyecanlı, ‘hadi’ dedim ‘gidelim’.

Yalnız Hezarfen Havaalanı öyle “hadi” deyince gidilebilen bir yer değil. Öğlen saatlerinde Kadıköy’e gittik. Ayarlanan servis kişi başı  20 Liraya götürüyor fakat ne kadar zamanda gideceğimiz trafiğe bağlı. Şöförlerden biri ‘dün 4 saatte giden oldu’ deyince metrobüsle gidelim dedik.

Söğütlüçeşme’den metrobüse bindik. Kişi başı 2,5 Liraya. Söğütlüçeşme’den Zincirlikuyu’ya, oradan Avcılar’a, oradan da Beylikdüzü’ne aktara aktara geldik. İndiğimiz yerden 7,5 Liraya servisler olduğunu okumuştum fakat servislerin yerini göremeden, aynı ücrete dolmuşa bağlamış taksileri görünce, onlarla gittik. 2 saatin sonunda nihayet varabilmiştik.

rockncoke

Kapıda yoğun bir kontrol vardı. Benimle gelen kuzenim kızının yaşı 18’den küçük olduğundan anne-babasının benimle gelmesine izin verdiğini belirten noter onaylı yazıyı gösterip, öyle girdik. Noter onaylı yazısı olmayan ve yanında anne-babası olmayanları kesinlikle içeri almadılar. Gözümüzün önünde kaç kişi geri döndü. Bu konuda bir hayli sıkıydılar.

Tam girmeye çalıştığımız sıralarda Rock’n Coke Sahnesi’nde Büyük Ev Abluka‘da vardı ve onları o sahnede dinlemeyi çok istiyordum fakat gittik, vardık, içeri girdik diyene kadar ancak Tayyar Ahmet’in Sonsuz Sayılı Günleri parçasının “Şalalalalala” kısmına uzaktan yetişebildik. Sonradan öğrendiğime göre grup Katlime Ferman adlı parçanın coverını Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenlere adayarak seslendirmiş. Yetişemediğimiz için çok üzgünüm gerçekten.

httpv://www.youtube.com/watch?v=sknj-wA0WqU

Bu arada aynı saatlerde Keşif Sahnesi’nde olan eğlenceli İtalyan grup Figli Di Madre Ignota‘yı da uzaktan dinledik. Yaptıkları müziği “spagetti balkan” olarak tanımlayan ve Gezi Parkı direnişine destek veren Milano’lu grubun  Theme From Paradise coverları gerçekten çok iyi. (aşağıda!) (myspace adresleri)

Figli Di Madre Ignota’dan sonra ise Keşif Sahnesi’nde Yemen Blues vardı. Yine uzaktan dinledik ama Yemen’den çıkıp dünya müzikleriyle buluşan ve hayli değişik sazlar kullanan bu grup gerçekten iyiydi. Şimdi başka parçalarını da dinliyorum ve kesinlikle favoriler arasında yerini aldı. Eğlenceli internet siteleri için tıklayın.

httpv://www.youtube.com/watch?v=teDFUbf0-Rw

httpv://www.youtube.com/watch?v=5DGajk8JMpQ&feature=related

Yol ve içeri girme seremonileriyle öğleden sonrayı ettiğimiz için çok acıkmıştık. Koşarak içeride kullanacağımız kartı alıp içine para yükledik. Yemekleri ve içecekleri alıp yere oturduğumuz sırada Manga Rock’n Coke sahnesine çıktı. Ses düzeni o kadar başarılıydı ki, metrelerce öteden çok kaliteli bir biçimde hem grubu dinledik, hem de yemeklerimizi yedik. Manga’nın sahnesi bitince Duman ana sahneye çıkana kadar etrafı detaylıca dolaşalım dedik. İçerisi saatler geçtikçe kalabalıklaşıyordu ama çok fazla aktivite vardı ve müzik alanın her yerindeydi. Dolayısıyla kimse sıkılmışa benzemiyordu. Özgürce giyinmiş, sevdikleriyle vakit geçiren ve sevdiği müzikleri dinleyen gençlerin (benim yaş kemale erdi, e ortalama da 18-20 olduğundan…) kendilerine özel bu yerde keyiflerine diyecek yoktu.

Coca-Cola Zero Sahnesi’nin önünde/yanında bazı standlar vardı. Bunlardan birinde sprey boyayla geçici dövme yapılıyordu. Biz de heves ettik gittik. Sıramızı beklerken dövme yaptıranların arasında Büyük Ev Abluka’dan Omçelik ve Galvaniz Gelbiraz vardı. Onların sahnesine yetişemediğimizi söyleyince, çok mütevazi bir biçimde “Arctic Monkeys var, biz neyiz ki” dediler.

Dövmeleri yaptırdık, bir şeyler daha içtik ve dinlendik. Sonra Duman‘ı dinlemek için ana sahneye doğru gittik. Ortalarda kendimize bir yer seçmiştik ki bir görevli gelip VIP’nin ücretsiz olduğunu söyledi. Durum böyle olunca biz de sahne önüne geçtik. Henüz konser başlamadan “her yer Taksim her yer Direniş” diyen enerjik kalabalığı görünce, ilk şarkı olarak Eyvallah ile başladı grup. Devamında ise sevilen/bilinen parçalarını söylediler. Öyle ki 1 ya da 2 şarkı dışında ben bile hepsini ezbere biliyordum. Bu arada şarkı aralarında sürekli gezi ile ilgili ve savaş karşıtı sloganlar atıldı.  Tüm şarkılar içinde, devamında blues cover yaptıkları ve Kaan Tangöze’nin sesiyle coşmalara doyamadığı “Beni Yak” performansı en iyiydi.

httpv://www.youtube.com/watch?v=V3s5bVlTXos

httpv://www.youtube.com/watch?v=EwdFSOjwP9Q

Duman’ın konseri bitince biraz dinlenelim diyorduk ki Tektekçi’yi gördük. Dehşet bir kalabalık vardı. Baya beklesek de bir şeyler içebildik. Sonra Coca Cola Zero Sahnesi’ne gidip İngiliz müzik grubu Maximo Park‘ı izledik. 2001 yılında kurulan indie grup ve solistleri Paul Smith o kadar enerjikti ki, müthiş ritmik şarkılarıyla dans etmeden duramadık.

httpv://www.youtube.com/watch?v=I065ZzacxXI

Maximo Park’tan sonra sahneye bizim kızın pek sevdiği Can Bonomo çıkacağından ve kendisi heyecan içinde olduğundan, onunla beraber sahnenin en önünde beklemeye koyulduk. Orkestrasında gitar, klavye, bateri gibi klasik pop-rock enstrümanların dışında  bağlama, keman, darbuka gibi alaturka aletleri de barındıran Can Bonomo, enteresan kıyafetiyle sahnesine başladı. Şahsen eski parçaları Bana Bir Saz Verin ve Meczup’u ve kliplerini başarılı bulsam da Arctic Monkeys konseri daha ilgi çekici geldi ve ilk parçadan sonra bizim kızı bırakıp ana sahneye gittik.  Bu arada Bonomo ilk şarkısından sonra gelenleri selamlarken “Çocuk gibi dans etmezseniz, eğlenemezsiniz!” dedi. O cümlesini çok tuttum.

httpv://www.youtube.com/watch?v=k5_YAOj31Oo

Ana sahneye doğru giderken önce yine bir Tektekçi ziyareti yaptık, sonra dehşet bir kalabalığa konser veren Arctic Monkeys performansını izledik. Sahne düzeni, ışık, ses çok iyiydi. Biz yine pek uzaktan izledik ve tekrar olacak ama bu kadar uzakta bile bu kadar temiz ses duymamız çok büyük başarıydı. (Yukarıdaki Duman şarkısı kaydından anlaşıldığı üzere…)

httpv://www.youtube.com/watch?v=SEukS2YN9B8

Arctic Monkey konseri bitiminde Can Bonomo konserinden gelen bizim kızla buluşup Keşif Sahnesi’ne gittik. Sahnede Sırbistan’dan Boban and Marko Markovic Orchestra vardı. Goran Bregoviç ile birlikte Balkan müziğinin en önemli temsilcilerinden biri olarak sayılan grubun maalesef son şarkılarına yetişebildik. Süperlerdi!

httpv://www.youtube.com/watch?v=Lk1l2x46HO4

Saat gece yarısı olunca, bizim de artık enerjimiz tükendi. Festival alanından çıkıp servislere gittik. Uzunca kuyrukların arasından nispeten daha kısa olan Kadıköy servisi kuyruğuna girdik. Servise bindikten sonra, inene kadar, festival alanında gülüp, eğlenen, dans eden o kalabalıktan çıt çıkmadı. Zira herkes yorgunluktan sızıp kalmıştı.

Gündüz alana  ayak bastığımızda ilk Rock’n Coke deneyimim için çok geç kaldığımı düşünüyordum. Gece saat 2 gibi eve vardığımızdaysa bu düşüncenin yerini “bir sonrakinde festivalde Keşif Sahnesi’nin programına Film Festivali programına çalışır gibi çalışıp gitmeli, ne güzel sesler dinledik ve keşfettik” hissiyatı almıştı.

Not: Festivalde insanlar muhabbet ederken duymuştum ama anlam verememiştim Tarık Mengüç muhabbetine. Şimdi öğrendim olanı biteni. Çok sağlam reklam olmuş ama gerçekten yaratıcı ve eğlenceli. Bilmeyenler için: Tarık Mengüç adlı Şakşuka parçasıyla ünlü şarkıcımız, “Rock’n Coke’ta Ben Niye Yokum?” adlı bir parça yapmış, ki izlerken çok güldüm. Bunun üzerine Rock’n Coke’ta yarım saat sahne almış. =)

httpv://www.youtube.com/watch?v=o2__tBJlNEs

Dünyanın Sonundan Sonraki Konser ve Büyük Ev Ablukada

Dünyanın Sonundan Sonraki Konser ve Büyük Ev Ablukada

buyukevablukadaBüyük Ev Abluka’dan konser davetiyesi Ekim’de geldi. Gelir gelmez benim gibi grubun sevenlerinden bir arkadaşımla biletlerimi aldık. Büyük bir heyecanla konseri bekliyorduk ki, arkadaşımın gelemeyeceğini öğrendim. Bir iki arkadaşıma sordum, benimle gelecek kimseyi bulamadım. Yalnız konser nasıl ola ki dedim, inat ettim gittim.  İyi ki gitmişim!

Aşağıda önce konserin hikayesini, sonra da Büyük Ev Abluka’da grubu hakkında (olabildiğince) detaylı bilgiyi yazdım. İyi okumalar,

 

21 Aralık 2012 – Büyük Ev Ablukada – Full Faça Albüm Lansman Konseri – Maslak Refresh the Venue

httpv://www.youtube.com/watch?v=qmkHJilmqso

 Maslak Refresh the Venue’deki konser alanı dopdoluydu. Yalnız olmanın avantajıyla en önlere kadar ilerledim. O sırada bir mail geldi. Bir de baktım ki Büyük Ev Ablukada’dan… Konseri canlı olarak web sitelerinden yayınladıklarının haberini veriyorlardı.  (ki 32bin kişi canlı izlemiş!) Süpermiş dedim.Önümdeki kız, arkadaşını aradı, inatla kameraları bulup ona el sallamaya çalıştı. Olmadı.

Yukarıdaki konser davetiyesi videosunda bahsettikleri gibi tam 10’da başladı konser. Klasik albüm lansman konserlerinden farklı olarak hep bir ağızdan şarkılara eşlik etmeye başladık. Zira albüm, grubun senelerdir canlı performanslarında sergiledikleri şarkılarından oluşuyordu ve sıkı takipçi dinleyiciler olarak tüm şarkılara çok hakimdik.

Aslında albümü ilk yayınlamaya başladıklarında tüm takipçileri gibi ben de ‘canlı performansları gibi olmamış’  ‘bu düzenlemeleri sevmedim’ gibi homurdanmalar yaptım fakat konserde canlı canlı dinleyince beğenmemek mümkün değildi.

İlk parçadan itibaren herkes olayın tadını çıkarmaya çalışıyordu. Sitelerinde yayınladıkları albüm düzenlemesi ile parçaları seslendirdiler. Konserin en akılda kalan anları ise Canavar Banavar’a siyah bir sütyen atılması ve kendisinin tek elle sütyeni havada kapması, Omçelik’in 3 erkek dansçı ile yaptığı Miami performansı, Yine Canavar Banavar’ın Lililerle’yi Sözlerimi Geri Alamam ile birleştirmesi ve Ne Var Ne Yok şarkısında aşağıdaki videoda görebileceğiniz atraksiyonlardı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=6W_z_a44Ieg

Biraz sonra grubu anlatırken bahsedeceğim Afordisman Salihins’in ışık-sahne uzmanlığı konserde kendini göstermişti. Uzun zamandır izlediğim en güzel ışık düzeniydi. Ayrıca salonun ses düzeni mükemmeldi. Konserin keyfini çok yukarılara taşıdı.

Büyük Ev Ablukada Ne Ola Ki?

İsmini İkinci Yeni Edebiyat akımının önemli şairlerinden Turgut Uyar’ın şiirinden alan Büyük Ev Ablukada grubu  2008 yılında Canavar Banavar ve Afordisman Salihins tarafından kuruldu. Takma isimleriyle ve röportaj vermemeleriyle dikkat çeken grup, konser performansları ve internette yayınladıkları videolarıyla tanınmaya başladı. Üniversite yıllarından beri müzikle ilgilenen ve “Birkaç arkadaş kafamıza göre müzik yapıyoruz” diyerek yaptıkları müziği tanımlayan grup, ‘Olmadı Kaçarız’, ‘Ay Şuram Ağrıyo’ isimli konserleriyle dinleyici kitlelerini arttırdılar.  Sitelerine üye olan dinleyicilerine konser tanıtımlarını sesli kayıtlar veya videolarla gönderen grubun müzik tarzı alternatif rock, indie, grunge gibi tanımlanabilir.

?Büyük Ev Ablukada, 2000?li yılların hepimize yaptığı kıyaktan faydalanıp internet?e koyduğu şarkılarla insanlara ulaştı.Yılllar içinde bi şekilde Büyük Ev Ablukada?yı bilen bildi, duyan duydu, seven sevdi, sevmeyen sevmedi illa ki. Canavar Banavar ve Afordisman Salihins  Cihangir?de bir evde halının üstünde bağdaş kurarak başladıkları bu macera şimdi şaşırarak artan bir heyecanla devam ediyor. İkili  akustik olarak yaptıkları şarkıları elektrikli bi şekilde çalmak için bir gruba dönüştü. Orada burada bir yerlerde çalmaya başladılar.. Evde başlayan bu macera şimdi kendi stüdyolarında devam ediyor. Bu yaz kendi plak şirketleri Olmadı Kaçarız?ı kurdular ve ilk allbümlerini kaydettiler. Bundan sonra kendi kayıtlarını yayınlayıp kendi konserlerini düzenlemek gibi  bi fikre kapıldılar.  Bugüne  kadar albümü olmayan grup olarak karizma yapan grup, albüm fikri konusunda artık ? ne fark eder ki moruk ??  aşamasında. ?Nasılsa internetten beleş bi şekilde dinlenilmeye devam edilicek bari pikapta da çalsın bu şarkılar?  şımarıklığı grubun yeni coolluk felsefesi. 21 aralık 2012?de Maslak Refresh The Venue?de Dünyanın Son Konseriyle hayal ettikleri bu dönem başlıyor.? (kaynak:radyoeksen)

İlk albümleri Full Faça grubun internet sitesi buyukevablukada.com adresinden dinlenebiliyor ve CD ya da Plak olarak sipariş verilebiliyor. Ben heyecanla kargoyu bekliyorum.

Grup Üyeleri

bartu Ses teli ve gitarda : Canavar Banavar / Bartu Küçükçağlayan

Bartu Küçükçağlayan’ı ilk olarak Çoğunluk filminde tanıdım. Av Mevsimi‘ndeki kısacık rolünde ise bayılmıştım. Aslında Binbir Gece’de izlemişliğimiz varmış ama çok sonra farkettim. 1983 doğumlu, İstanbul Devlet Konservatuarı mezunu ve Çoğunluk ile Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu, Altın Kelebek Ödüllerinde En İyi Komedi Oyuncusu, Afife Tiyatro Ödüllerinde Kumarbazın Seçimi ile Tiyatroda Yeni Kuşak Özel Ödülü başta olmak üzere birçok ödülü olan oyuncu, Tiyatro Krek’te Berkun Oya yönetiminde oynadığı oyunlar ile tiyatro camiasında, ünlü TV dizisi Yalan Dünya’da oynadığı Orçun karekteri ileyse tüm halk tarafından beğeni toplamakta.

Büyük Ev Ablukada da ise gitarının ve sesinin dışında cool tavırları ve esprili sohbetleriyle beğenilmektedir.

cemyılmazerSes teli, gitar, klavye ve bazen davulda: Afordisman Salihins / Cem Yılmazer

1977 doğumlu, MSÜ Sahne Tasarımı bölümü mezunu Cem Yılmazer’i Büyük Ev Ablukada ile tanıdım sanıyordum. Oysaki çok beğendiğim bir çok oyunun ışık ve dekorlarını kendisinin yaptığını öğrendim. (Örneğin; Van Gogh, Şark Dişçisi, Karatavuk..)

Grubun kurucularından ama pek konuşmayanlarından. (Bir de gözleri pek gözel =))

httpv://www.youtube.com/watch?v=TcSfp8wG16I

benteksizhepinizGitar : Ben Tek Siz Hepiniz / ?

Kendisinin Eskişehir doğumlu, İstanbul’da yaşayan bir mimar olduğuna dair bilgiler var ekşide ama… Başka bir bilgi bulamadım…

Bass : Bariton / ?

Valla ne bir bilgi ne bir tek resim yok kendisine ait. Bulan olursa paylaşsın =) Bas gitar çalıyor kendisi.

TFF 2009 Portrait Studio At The DIRECTV Tribeca Press Center - Day 3Klavye ve ses : Omçelik / Onur Ünsal

1985 doğumlu İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunu oyuncu ilk olarak Eğreti Gelin filmindeki başrolü ile tanındı. Ben ise kendisini Oyun Atölyesi’ndeki Testosteron ve Antonius ile Kleopatra oyunlarından biliyorum.

Gruptaki Miami performansı ile bir fenomen haline gelmiş oyuncunun konserdeki dans edişine hayran kaldım. Videoya alamadığım için çok üzüldüm zira tarif etmem imkansız. Nasıl bir enerjisi var anlatamam. Bir sonraki sefere kesin kayıttayım. (Bu twitter adresi. )

alicantezerDavul: Gelicem Nerdesin / Alican Tezer

Aynı zamanda grafiker olan baterist Ayyuka ve Athena gruplarıyla vakti zamanında müzik yapmış.

httpv://www.youtube.com/watch?v=sknj-wA0WqU

okan yalabıkHissiyat-ı istesem çalarım ama kaydıma bakarım : Balon suyladadolar / Okan Yalabık

1978 doğumlu oyuncu, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. Birçok film, tiyatro oyunu ve dizide rol alan oyuncu şu sıralar Muhteşem Yüzyıl’daki Pargalı İbrahim Paşa karakteri ile ses getirmekte.

(Son konserde gözükmeyen oyuncu, gruptan ayrıldı mı bilemiyorum. ?)

httpv://www.youtube.com/watch?v=C_US0jNlSxw

galvaniz

Ses : Galvaniz gelbiraz / ?

Grubun tek kadın üyesi olan solist, Çıldırmıycam parçasının da bestecisiymiş.

httpv://www.youtube.com/watch?v=a4jjzOrSPmw

berkunoya

Bazen ver bi laf bazen ver bi ses : Baksen Oyalama / Berkun Oya

Kaç işi yapabiliyor bilmiyorum. Yazar, yönetmen, oyuncu..Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu. Krek Tiyatro Topluluğunun kurucusu. Kuruluşundan itibaren onun yazdığı yönettiği oyunları oynuyorlar. Bir dönem televizyon programları yapmış, belgesel çekmiş. Yönetmeni olduğu İyi Seneler Londra isimli filmi birçok ödül almış. Radikalde köşe yazarı. TV dizilerinde senarist….

Büyük Ev Ablukada’da konser davetiyelerini seslendiriyor, şarkılarda “Şa lalala” bölümlerinde öne çıkıyor ve konser kapanışlarını yapıyor.

Çok acayip bir adam. Kafası başka. Takipçisiyim.

Son olarak grup ilginizi çektiyse aşağıda Radyo Eksen’de yaptıkları bir programın kaydı var. İzleyin/dinleyin derim. Bir de Turgut Uyar’ın şiirini merak edenler olursa diye onu da ekledim.

İyi dinlemeler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=GWLfrI41stk

Büyük Ev Ablukada

…(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
……bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
……(indirmiştim
……yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
……(ha kavgada ha aşkta
……bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
……(ben herkese varım
……başka türlü olmuyor inanmayın)

bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
……(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
……utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
……(sonra karısı öldü o çocuğun
……yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
……kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
……anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
……ölen de kurtarmamıştı)

bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları on iki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
……(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin.

Turgut Uyar

Türkiye’nin En Yetenekli Müzisyenlerinden Altın Çocuk Yavuz Çetin

Türkiye’nin En Yetenekli Müzisyenlerinden Altın Çocuk Yavuz Çetin

Uzun zamandır bloga yazamadım maalesef. Önce iş yoğunluğu, sonra tatil, sonra bozuk bilgisayar bahanelerim…

Aslında bir süre daha dinlenip, öyle yazmak istiyordum fakat Yavuz Çetin’in ölüm yıl dönümü nedeniyle bu yazıyı yazmayı çok istedim.

Daha önce de bir çok kez yazacaktım, bugüne kısmet oldu Altın Çocuk’un hikayesini ve müziğini paylaşmak…

Yavuz Çetin 25 Eylül 1970’de Samsun’da doğar. Babası gazeteci olan müzisyen, küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgilenmeye başlar ve önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir.

Zamanla ilgisi elektro gitar sesine kayan Yavuz Çetin, 1985 yılında akustik gitarla tanışır ve ardından elektro gitara başlar. 17 yaşında profesyonel müzik hayatı başlayan Çetin, liseden okul arkadaşı olan Ercan Çetin ile “I Will Cry” adlı şarkıyı yapar ve Hey Dergisinin yarışmasını kazanır.

Liseden sonra Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü’ne başlayan müzisyen elektro gitarını elinden hiç bırakmaz ve çalıştığı grup Labirent ile bir çok ödül alır.

Profesyonel yaşamı nedeniyle okulu bitiremeyen Yavuz Çetin, 1990 yılında büyük ses getiren grup Blue Blues Band’i Batu Mutlugil, Zafer Şanlı ve Kerim Çaplı ile kurar. 1970li yılların rock ve blues parçalarını cover yapan grupta hem elektro gitar çalar, hem de vokal yapar.

httpv://www.youtube.com/watch?v=OtfepAdr_nQ

Yaşamı boyunca blues müziklerden etkilenen müzisyen, beste ve söz çalışamalarında da rock ve blues müziğinin ruhunu yansıtır. Jimi Hendrix’in büyük bir hayranıdır ve şarkılarını yorumlamaktan da büyük keyif alır.

1990’lı yılların ortalarında Fuat Güner ile tanışır ve stüdyo müzisyenliği hayatı başlar. Televizyon ve radyolar için yaptığı reklam müziklerinde ve  İzel, Kıraç, Soner Arıca, Turgut Berkes, Göksel gibi şarkıcıların albümlerindeki bazı parçalarda onun gitarının imzası vardır.

Göksel’in “Sabır” adlı parçasında kullandığı Talkbox ile Türkiye’nin Talkbox kullanan ilk gitaristi sıfatını alır.

httpv://www.youtube.com/watch?v=BtpD2_S1iY0

1992 yılında Didem Mandabaş ile evlenir ve 1993 yılında oğlu Yavuzcan dünyaya gelir.

1996 yılının ortalarında MFÖ grubuyla çalışmaya başlar ve grup ile turnelere gider, tüm konserlere gitarıyla eşlik eder. Diğer yandan bar müzisyenliğine de devam eder.

1997 yılında ilk albüm çalışmalarına, Ercan Saatçi prodüktörlüğünde başlar. Stop Müzik etiketi ile çıkan albümü “İlk” beklenildiği üzere yeterince ilgi görmez, değeri sonradan anlaşılır.

Albümdeki parçalardan “Erkeğin Olmak İstiyorum”, Sinan Çetin’in yönettiği Propaganda filminde kullanılır.

httpv://www.youtube.com/watch?v=TaWRD72Fqh4

Albümdeki diğer bilinen parçalardan biri de, Erkan Oğur’un perdesiz gitar performansının da bulunduğu “Dünya” isimli enstrümantal şarkıdır.

httpv://www.youtube.com/watch?v=5UpAyna6vDo

İlk albümünden sonra da MFO ile konserlerde çalmaya ve aynı zamanda da Yavuz Çetin Group isimli grubu ile bar performaslarrına devam eder.

httpv://www.youtube.com/watch?v=nOllsuo12rY

1998 yılında eşimden boşanır. Bir süre sonra geceleri Kadıköy’deki Shaft Bar’da sahneye çıkan sanatçı, gündüzleri de ikinci albüm çalışmalarına da başlar ve 1999 yıllarının sonunda TMC Film Müzik ile anlaşır, ikinci albümü “Satılık” için stüdyoya girer. Mart 1999 da çıkması planlanan bu albümü tamamlar. Tüm söz, müzik ve düzenlemeler kendisine aittir.

Ağustos 2001’de kendisi iyi hissetmez ve hastaneye girmek ister, fakat hastane masraflarını karşılayacak maddi gücü yoktur. Yapım şirketinin desteği ile hastaneye yatan ve yoğun depresyon teşhisi konulan Yavuz Çetin, bir hafta sonra iyileştiği gerekçesiyle taburcu edilir.  Sanatçı, 15 Ağustos 2001 yılında Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verir.

httpv://www.youtube.com/watch?v=uFGU7_ZhzPY

Henüz ikinci albümü çıkamamışken, dünyaya gözlerini yuman blues gitaristi sanatçı, ardında yaptığı inanılmaz çalışmaları ve hayranlarının bağrına bastığı oğlu Yavuzcan Çetin’i bıraktı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=v9c8iPx_jis

Maalesef dinlediğim şarkılardaki o gitar sesinin Yavuz Çetin’e ait olduğunu, onun bedenen yaşadığı yıllarda bilmiyordum. Onu ve şarkılarını tanıdıktan sonra ise hakkında yazılan hemen her şeyi okuduğum ve hemen tüm performanslarını izlediğim bu müthiş müzisyene, herkes gibi ben de büyük hayranlık beslemeye başladım.

Hala “Yaşamak İstemem”, “Oyuncak Dünya” şarkılarını dinler, MFÖ şarkılarındaki performanslarını izlerim.

“Hayatta en çok istediğiniz şey nedir?” sorusuna “6.parmak” diye cevap verecek kadar müziğe tutkun sanatçının mezar taşında, kendi sözleri olan:

” Bir gün gelir herkes kendi yoluna gider,

Herşey nasıl yaşandıysa öyle biter.” yazmaktadır.

Oğlu Yavuzcan Çetin, en son Okan Bayülgen’in programında izlediğimde, babasının bıraktığı yerden elektro gitar performanslarını devam ettirme niyetindeydi. Dilerim o, babasının 31. yaşında bırakmayı tercih ettiği bu dünyada ve ülkede, hakettiği yeri bulur.

Yavuz Çetin’i son ve özet olarak anlatan söz ise, bir ekşi sözlük yazarından:

“bu dünyaya ender gelen ve ender olduğu için yalnız kalan ve işte bu yüzden buralardan gitmeyi tercih eden müthiş yetenekli insan…  (holyrider, 02.11.2003 09:39)

kaynak: wikipedia, yavuzcetin.com, ekşisözlük

Şarkıları Bir De Böyle Dinleyin! : Dirty Loops!

Şarkıları Bir De Böyle Dinleyin! : Dirty Loops!

dirty loops

Dirty Loops’u duymayan var mı??? Duymayanlar acilen bu yazıyı okuyup, şarkıları damardan alsın derim zira bir youtube fenomeni olarak ses getiren grup son dönemlerin en başarılı “cover” parçalarına imza atıyor!

İsveçli fusion funk grubu Dirty Loops, 3 kişiden oluşuyor. Vokaldeki Jonah (ortada) , henüz çocukken başlayan bir müzik serüveninden bu günlere gelmiş. 11 yaşında Chopin’den esinlenerek piyano çalmaya başlamış ve sonrasında bir çok müzik okulunda eğitim görmüş.  2005 yılında ise grubun diğer elemanı Aaron ile tanışmış ve 80lerin groovy funk grubu Toto’ya benzer müzikler yapmaya başlamışlar.

İnanılmaz bir müzik yeteneğine sahip Jonah, grupta hem şarkıları seslendiriyor, hem piyano çalıyor, hem müzikleri yazıp, aranje edip, hem de prodüktörlüğü yapıyor.

Grubun diğer elemanı Henrik (sağda) ise 4 yaşında piyano ile tanışmış ve henüz 13 yaşındayken amatör gruplarla çalışmaya başlamış. Gençlik yıllarında ise bass ile tanışmış ve 16 yaşından beri bass çalıyor. Grubu Aaron ile birlikte Stockholm’de müzik okulunda okurken kurmuşlar.

Ve grubun kurucusu Aaron (solda) , müzikal bir aileden geliyor. Anne ve babası şarkıcı ve enstrümentalist olan Aaron, büyük kardeşine özenerek davul çalmaya başlamış. 15 yaşında profesyonel olarak çalmaya başlayan müzisyen, okulda Henrik ve Jonah ile tanışmış ve Dirty Loops’un fikir babası olmuş.

Bu ön bilgilerden sonra grubun cover parçaları ve bilmeyenler için parçaların orjinalleri ile sizleri başbaşa bırakıyorum.

İyi dinlemeler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=lVhJ_A8XUgc

httpv://www.youtube.com/watch?v=Ko0kdCf0zTE

httpv://www.youtube.com/watch?v=rYEDA3JcQqw

httpv://www.youtube.com/watch?v=nsqh9jHkHlM

httpv://www.youtube.com/watch?v=kffacxfA7G4

httpv://www.youtube.com/watch?v=KjVGJ3YFDc8

Kaynak: dirty-loops.com , twitter.com/DirtyLoops, facebook.com/dirtyloopsofficial

7 Haziran Madonna Konserinde Neler Oldu?

7 Haziran Madonna Konserinde Neler Oldu?

Aylar öncesinden biletini aldığımız konser, bütün hızıyla geçti. Geriye konserin hikayesi kaldı.

Aslında arada yazmam gereken bir sürü etkinlik birikmişti fakat Madonna öyle bir geldi geçti ki, herşeyi bir kenara bırakıp bu konseri yazmam gerektiğini düşündüm.

İşte 7 Haziran 2012 tarihli Madonna Konseri’nin detayları:

  • Konsere toplu taşımayla mı yoksa kendi arabamızla mı gitsek diye bir hayli düşündük. Sonunda şöyle bir karara vardık. Arabayla metro durağının olduğu yere kadar gittik. İspark’a aracımızı bıraktık, sonra metro ile aktarmalı olarak direk stada gittik.
  • 4 farklı kapıdan geçerek oturacağımız bölüme vardık.
  • Stadyumda alkol satışı yoktu. O nedenle herkes stada girene kadar alkolünü almıştı. İlk giriş kapısı bira kutuları doluydu.
  • Saat 21.30 konserin başlangıç saatiydi. 55bin kişi konseri bekliyordu fakat 45 dakika kadar geç başladı. O zamana kadar özellikle saha içi sürekli alkışlarla Madonna’yı sahneye çağırdı. Sahnede o kadar çok ışık şovu vardı ki, sanıyorum biraz da karanlığı beklediler.

  • Konser, ekranda koca bir hacın belirmesi ile Katolik ayinlerini andıran bir açılış ile başladı. İçinde ateş yakılan dev bir buhurdanlık sağa ve sola sallandı. Sahnenin arkasındaki ekran ikiye ayrıldı ve ışıkların içinden Madonna sahneye geldi. İlk şarkısı “Girl Gone Wild” oldu.
  • Sonraki parçası “İstanbul, hazır mısınız?” diye sorarak başladığı “Revolver” oldu.
  • “Gang Bang” şarkısında sahneye bir otel odası geldi ve Madonna elindeki silahla sahneyi kan gölüne çevirdi. Bu esnada 55bin kişi kıpırdamadan, şarkıyı filan unutup sahneyi tiyatro izler gibi izliyordu.
  • Sıra “Hang Up” şarkısına geldiğinde, Madonna ip üzerinde yürüyerek şovuna devam etti.
  • “Like a Virgin” parçasını piyano eşliğinde slow versiyonuyla söyledi. Çok duyguluydu fakat seyirci pek sevmedi.Şarkının ortalarına doğru Fransız dansçısı Marvin, Madonna’nın belindeki korseyi çok güçlü bir şekilde sıktı ve Madonna gözümüzün önünde 3 beden inceldi.
  • “I Don’t Give A” şarkısında ie barkovizyona Nicki Minaj yansıdı ve şarkıcı ile düet yaptı.
  • “Turn on the Radio” şarkısının başında “Sizi tekrar gördüğüme sevindim, benimle söylemeye hazır mısınız?” dedi ve şarkı esnasında defalarca izleyicileri şarkıya eşlik etmeye çağırdı. Fakat kalabalıktan pek ses çıkmadı.
  • “Nobody Knows Me” şarkısında arkadaki ekranda dünya üzerindeki pek çok konuya dokundurma yapan görüntüler geçti. Sonlara doğru intihar eden bazı gençlerin isimleri ve fotoğrafları gösterildi.

httpv://www.youtube.com/watch?v=sP0-b01zWXA&feature=share

  • Bir ara sahneye İspanya’nın özerk bölgesi Bask’tan etnik bir grup olan “Kalakan Trad Trio” çıktı. Madonna grup ile oğlu Rocco’nun da danslarıyla eşlik ettiği “Open Your Heart” şarkısını söyledi ve bu şarkıya Golden Horn’da bulunan hayranlarından biri de eşlik etti. Ardından Bask dilinde başka bir şarkı söylediler.

  • “Express Yourself” ve “Give Me All Your Love” adlı şarkılarında sahneyi tamamen karnavala döndüren sanatçı, sahneye yerden ve gökten gelen bandosu ile çıktı. Bu şarkıyı Lady Gaga göndermesi ile “Born This Way”e bağladı ve sonra “She’s not me! ( O ben değilim!)” diyerek göndermeyi bitirdi.
  • “Candy Shop” adlı şarkısını söylerken kadın dansçılardan birini dudaklarından öptü.
  • Sahneye takım elbiseyi andıran kıyafetinin üzerinde, meşhur koni gögüslü bir aksesuarla çıkan Madonna “Human Nature” şarkısında striptiz klubünde eğlenen bir adam kılığındaydı. Sonrasında striptiz yapmaya başladı. Devamında striptize devam eden şarkıcı, bir ara sütyenini açıp tek gögsünü gösterdi. Devamında ise pantolonunun fermuarını açtı ve masturbasyonu andıran seksi dansı ile şarkıyı tamamladı. Ve arkasını döndüğünde sırtındaki “No Fear” yazısını gördük.
  • Sıra “Like A Prayer”a geldiğinde tüm stad coştu. Tüm şovun büyüsü ancak üzerinden kalktı herkesin. Tüm tribünler ayaktaydı.
  • Ses düzeni tribünlerde çok çok kötüydü. Şarkılardaki sözleri kesinlikle anlamadık ve müzik çoğunlukla kulak tırmalayıcıydı. Fakat saha içinde oldukça iyiymiş.
  • Şarkıcı geceyi “Celebration” adlı parçası ile bitirdi. Son parçadaki performansının videosu aşağıda. 1,5-2 saatin sonundaki enerjisi buydu Madonna’nın… 53 yaşında olduğuna inanmak mümkün değil.

httpv://www.youtube.com/watch?v=prbj41Er8X0

  • Işık ve sahne inanılmazdı. Sahnenin neredeyse her noktası hareketliydi. Sürekli birileri girdi, birileri çıktı. Sahnenin neresine bakacağımızı şaşırdık,  başımız döndü. Sahnenin fonu olan dev projeksiyon görüntüleri süperdi. şovu çok güzel destekledi.
  • Konserden sonra Madonna’nın bazı yerlerde playback yaptığını okudum, açıkcası bana playback gibi gelmedi, sadece bir kaç yerde vokallerin sesi daha baskın geldi. Onun dışında kendi söylüyor gibiydi.
  • Konser başladığında ve stad karartıldığında flaşların ve cep telefonlarının ışığından aydınlanma yaşadık resmen. Herkes konserin sonuna kadar elindeki telefonları yere indirmedi. Heralde 10binlerce kaydı olan ilk konser olmuştur bu. Bense şovu izlemekten bir fotoğraf bile çekemedim.
  • Bis yapmadı. Zaten isteyen de olmadı, zira hem 10 yıllık şov ihtiyacımızı stoklamıştık, hem de herkeste nasıl döneceğiz telaşı başlamıştı.
  • Dönüşte geldiğimiz gibi metro istasyonuna gittik. Evet kalabalıktı ama rahatsız edici bir ortam yoktu. Yarım saate Levent metro durağındaydık, arabamıza bindik gittik.  Öyle söylendiği gibi bir izdiham ve sıkıntı yaşamadık.
  • Bu konserden sonra izleyeceğim herhangi bir konserin şovu beni tatmin etmeyecek biliyorum ve Madonna’ya verdiğimiz her kuruşa değdi. Ama önümüzdeki konserlere bakacağız artık. Ve son olarak, diliyorum ki konsere gelen onlarca ünlü şarkıcı bir şeyler öğrenmiştir.

Kaynak: hurriyet, madonnarama.com

Müzik Dünyasının Yeni Gözdesi: Kimbra

Müzik Dünyasının Yeni Gözdesi: Kimbra

Kimbra’nın adının duyulması single çalışması “Settle Down” ile başlamıştı, fakat Avustralyalı sanatçı Gotye ile yaptığı düetten sonra tüm dünyada bir efsane haline geldi.

14-15 Temmuz tarihlerinde Santralistanbul’da 11.si düzenlenecek olan Efes Pilsen One Love Festival’e de katılacak olan şarkıcı, 1990 doğumlu. 10 yaşındayken 3bin kişinin önünde milli marş söylediğinde keşfedilen Kimbra, zaman içinde küçük klüplerde konserler vermeye başlamış ve 17 yaşındayken “Simply on My Lips” adlı çalışmasını yayınlamış.

Henüz albümü yayımlanmadan Sing Sing Studyosu’nda yaptığı kayıtlarla hatırı sayılır bir hayran kitlesi kazanan sanatçı, özellikle sözleri Earl S.Burroughts tarafından yazılan ve Nina Simone yorumu ile bilinen “Plain Gold Ring” performansıyla herkesin dikkatini çekti.

httpv://www.youtube.com/watch?v=6i1mr9amqeg&NR=1

Single çalışması “Settle Down”ı 2010 yılında sevenleriyle buluşturan şarkıcı, Ağustos 2011’de Yeni Zellanda’da satışa çıkan “Vows” adlı albümünün, 22 Mayıs 2012’de İtunes’da satışa çıkacağını duyurdu. Gotye ile düet yaptığı “Somebody That I Used to Know” parçası Avustralya, Yeni Zelanda, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere, Kanada ve Amerika’da listelerde bir numaraya yükseldi.

Yakından takip etmenizi ve mümkün olursa canlı performansını izlemenizi tavsiye ederim.

İyi dinlemeler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=yHV04eSGzAA

httpv://www.youtube.com/watch?v=8UVNT4wvIGY

twitter: kimbramusic

Popun Kraliçesi Madonna

Popun Kraliçesi Madonna

Madonna’nın Türkiye konserini öğrendiğimden beri, tüm hayranları gibi benim de içim kıpır kıpır. Acaba nasıl bir show olacak? Ne giyecek? Neler yapacak?…

Mükemmel bir performans olacağına eminim ve sabırsızlıkla bekliyorum. Ve tabi her zaman olduğu gibi dersime çalışıyorum. Biletlerin satışa çıkacağı 24 Şubat’tan sonra konsere kadar ki zamanı boş geçirmeyin.. Popun Kraliçesi’nin hayatına ve müzik yolcuğuna bir göz atın derim.

İyi okumalar ve dinlemeler,

——

Madonna 1958 yılında Michigan’da doğmuş. Babası İtalyan, annesi ise Kanadalı bir Fransız olan sanatçı 6 çocuklu kalabalık ailenin 3.cocuğuymuş.

Katı bir Katolik olan babası tarafından her gün kiliseye gönderilen ve müzik enstrümanı çalması konusunda ısrar edilen Madonna, asıl istediğinin dans etmek olduğu konusunda ısrarcı olunca ailesini ikna etmiş.

Annesini, henüz 5 yaşındayken, 1963’te gögüs kanserinden kaybeden sanatçı ailesi ve kardeşleriyle ilgilenmek zorunda kalmış.

Hizmetçi olarak tuttukları kadın ile evlenen babasının, bu evlilikten 2 çocuğu daha olmuş. Annesine sevgisi nedeniyle üvey annesi ile geçinemeyen Madonna, türlü çılgınlıklar yapmaya başlamış. Hatta yıllar sonraki bir röportajında kariyerindeki çoğu çılgınlığında bu evlilik nedeniyle babasına duyduğu sevgi ve nefretten kaynaklandığını söylemiş. (çocukluğa inmek!)

Liseyi bitirdikten sonra Michigan Üniversitesi dans elemelerine katılıp burs kazanan ve küçük yaşlarda aldığı bale eğitimi sayesinde oldukça başarılı olan Madonna’nın en büyük ilham kaynağı, dans hocası Christopher Flynn imiş. Yine sanatçının yıllar sonra verdiği röportalarda kendisini ilk kez bir gay klube götürerek hayata bakışını değiştiren ve büyük şehirlerde şansını demesi için ikna eden kişinin hocası Flynn olduğunu söylemiş.

Daha sonraları hayatında yaptığı en cesurca şey olarak tanımladığı şekilde 1978 yılında, 19 yaşındayken bir tek bavul ve cebinde 35 dolarla NewYork’a giden Madonna, çeşitli dans gruplarıyla çalışmaya başlamış.Ancak grup ile değil bireysel olarak çalışmak isteyen sanatçı, para kazanmak için önce garsonluk yapmış, sonra daha fazla kazanabilmek için sanat öğrencilerine ve fotoğrafçılara çıplak modellik yapmaya başlamış.

1979 yılında para kazanmak için sorf porno bir filmde oynayan Madonna, o dönemde erkek arkadaşı olan Dan Gilroy ile bir grupta sahne almaya başlamış fakat danstan kopup şarkıcılığa yönelmesindeki ilk adımı Stephen Bray ile kurduğu Emmy grubu ile atmış.

Grup çalışmalarını kendine göre bulmayan sanatçı, yaptığı görüşmeler ve bu zamana kadar yaptıklarıyla sağladığı ün sayesinde Gothem Stüdyoları ile anlaşmış. Fakat ısrarla rock söylemesini istediklerinden anlaşmazlığa düşmüşler ve 1981 yılında sanatçı sirketten ayrılmış.

Arayış içinde olduğu bu dönemde Dj Mark Kamins ile tanışan sanatçı, Kamins’in “Everybody” şarkısını çalması ve beklenenin üzerinde sevilmesi ile Warner Bros’a bağlı Sire Records ile anlaşma imzalamış.

httpv://www.youtube.com/watch?v=_tGEYHKGWSE

1982’de “Everbody”, ardından “Burning Up” ve 1983’te ise kendi adını taşıyan albümü piyasaya sürülmüş. Albümdeki “Holiday” birçok müzik listesinde üst sıralara çıkarak Madonna’nın ilk başarısı olmuş. Sonrasında çıkardığı “Lucky Star” adlı single ve devamındaki “Borderline” single çalışması büyük ses getirmiş.

1984 yılında piyasaya sürülen “Like A Virgin” iddialı bir başarı ile birlikte muhafazakar kesimin tepkisiyle de karşılaşmış. Dünya çapında 21 milyondan fazla satan albüm, Madonna fenomeninin başlangıcı olmuş. O sene Bilboard Hot 100 listesinde birinci ve ikinci sırayı onun albümünden şarkılar paylaşmış, modacılar tüm giydikleri ile yeni akımlar yaratmış ve Madoona MTV Müzik Ödülleri’nin birinci bölümünde dev bir pastanın içinden gelinlikle çıkarak “Like A Virgin” söylemiş, ikinci yarı ise erotik dansları ile olay yaratmış.

httpv://www.youtube.com/watch?v=s__rX_WL100&ob=av2n

1984 yılında, Madonna’nın idollerinden olan Marilyn Monroe’nun “Diamonds”daki performansına adanarak kliplendirilen “Material Girl” şarkısı, büyük başarı kazanmış. Bu şarkının klibinde, yıllar sonra hayatının tek aşkı olarak anacağı, aktör Sean Penn ile tanışmış. Tanıştıktan 6 ay sonrada evlenmişler.

 

httpv://www.youtube.com/watch?v=9N6jHsAU63g

1986’da yayımlanan “True Blue” albümüne kadar “Desperately Seeking Susan” ve “Shangai Suprise”adlı filmlerde başrol oynayan sanatçı, başarılı bulunmamış. “True Blue” albümü ise dünya çapında 24 milyondan fazla satarak ve 28 ülkede en çok satan albümler listelerinden bir numaraya yerleşerek rekor kırmış. Albümdeki “Live to Tell”, ” Open Your Hearth” ve ” Papa Don’t Preach” Amerika’da zirveye otururken, “True Blue” ve “La Isla Bonita” şarkıları tüm dünyada sevilmiş.

httpv://www.youtube.com/watch?v=x5KZEvLAFok

1987’de “Who’s That Girl” adlı filmi çeken sanatçının, filmin  soundtrackleri olan “Who!s That Girl” ve ” Causing a Commotion” şarkıları büyük ilgi çekmiş ve filmden sonra ilk dünya turnesi olan “Who’s That Girl Tour” ile iki milyon izleyici ile buluşmuş.

1987 yılında “You Can Dance” isimli, iki albümündeki parçaların yeni düzenlenmiş versiyonlarını içeren bir albüm yayınlayan Madonna, yine satış rekoarlarını altüst etmiş.

1987 yılının sonlarına doğru Broadway’de sahnelenen “Speed The Plow” adlı tiyatro oyununda oynayan sanatçının oyunculuğu yine beğenilmemiş. 1988 yılının sonunda ise kendisine dayak attığı iddia edilen Sean Penn’e boşanma davası açmış.

1989 yılında Sean Penn’den boşanan ve “Like a Prayer” albümünü piyasaya süren Madonna,  aynı adlı şarkının klibinde yanan haçların önünde dans edip, zenci bir İsa ile öpüşünce Katolik Kilisesi ayaklanış ve şarkıcı aforoz edilmiş. Tüm bu olanlara rağmen albüm Madonna’nın en sevilen albümlerinden biri olmuş.

httpv://www.youtube.com/watch?v=cSVbwwsLPqw

Like a Prayer’ın videosunun yarattığı sansasyonlardan sonra durulmayan Madonna dönemin en pahalı videoların birini “Express Yourself” adlı parçaya çekmiş.

httpv://www.youtube.com/watch?v=6lypkFQ3bPg

Ünlü çizgiroman kahramanı Dİck Tracy’nin sinemaya uayarlanan versiyonundaki Breathless Mahoney karakterini canlandıran Madonna, filmin müziklerinin albümü olan “I’m Breathless”ı piyasaya sürmüş. Albümdeki “Vogue” ve  “Sooner or Later” büyük başarı kazanmış.

İlk derleme albümü olan “Immaculate Collection” ile 15 efsane olmuş parçası ve 2 yeni parçayı hayranlarına sunan sanatçı, “Justify My Love” şarkısının videosundaki erotik görüntülerle yine tepki topladı. Hemen ardından “Rescue Me” adlı single yayınladığındaysa, video klibi olmadan listelere en yüksek girişleri yapmış.

httpv://www.youtube.com/watch?v=Np_Y740aReI&ob=av3e

(Bu bölümden sonrası Madonna’nın benim yaşımın yettiği bölümleri =))

1991 yılında “Blond Ambition” adını verdiği dünya turuna çıktı. Turun biletleri satışa çıktığı ilk günden tükendi. Ünlü koni gögüslü korselerini bu turnede giydi. 27 şehir, 3 kıtayı kapsayan turne için 18 tır dolusu malzeme kullanıldı. Madonna’nın sahnede masturbasyon yapması ortalığı karıştırdı. Turne Alek Kesishyan tarafından filme alındı ve “In Bed With Madonna” adıyla yayımlandı.

1992yılında “This Used to be My Playground” single çalışmasını yayımlayan sanatçı, 1992 yılında modacı Jean Paul Gaultier’in defilesinde podyuma çıktı ve defileye damgasını vuran, gögüslerini tamamen açıkta bırakan elbiseyi giydi.

Aynı yıl çıkardığı “Erotica” isimli single, Naomi Campbell’ın da yer aldığı videosuyla oldukça ses getirdi fakat “Justify My Love” şarkısının klibi gibi yayından kaldırılmadı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=S5n3tw294u4

Video sonrasında Madonna’nın çıplak pozlarını içeren “Sex” isimli kitabı yayımlandı. ABD’de ilk günde 150.000 kopya satan kitap, tüm dünyada ses getirdi.

Bu esnada “Body of Evidence” için kamera karşısına geçen Madonna, yine eleştirmenler tarafından beğenilmedi.  Fakat bu eleştirilere kulak asmadığı anlaşılan sanatçı, hemen ardırdan “Dangerous Game” filmi ile seyirci karşısına geçti.

1993 yılında en kapsamlı turnesi olan “The Girlie Show Tour” ile Türkiye dahil tüm dünyayı dolaştı. Her türlü cinsel imgenin yer aldığı gösterileri ile büyük tepki toplasa da yine milyonlara showunu izletti.

1994te “With Honors” filmi için “I’ll Remember” adlı şarkıyı yayımlayan Madonna, yine listelerin üst sıralarında yerini aldı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=0628NtGJAWQ

1994 sonlarında albümü “Bedtime Stories” piyasaya sürüldü. Tarz olarak daha çok R&Bye yaklaşan albüme adını veren şarkı, Björk tarafından kaleme alındı. 1995te videosu çekilen şarkı, dünya tarihinin en pahalı videolarından birine sahip olmuş oldu.

httpv://www.youtube.com/watch?v=CSaFgAwnRSc&ob=av2e

1995’te “Something to Remember” adlı , eski balad şarkılarından oluşan toplama bir albüm yayınlayan sanatçı, bu albüme Massive Attack tarafından hazırlanmış “I Want You”, “You’ll See” ve “One More Chance” adlı şarkıları da koydu.

Aynı yıl dönemin basketbol yıldızlarından Dennis Rodman ve Tupac Shakur ile birlikte olduğu bilenen Madonna, Eva Peron’un hayat hikayesinin müzikal olarak sinemaya uyarlanacağı haberini almıştı ve rolü oynamak için çok uğraştığı konuşuluyordu.

1996 yılında “Evita” müzikalinde oynamak üzere Arjantin’e giden sanatçı, halk tarafından istenmese de, hatta ölüm tehditleri bile alsa da, çekimlere devam etti. Çekimler bittikten sonra iki yıldır tanıştığı spor hocası Carlos Leon’dan hamile kaldığını ve bir bebek beklediğini açıkladı.

1996 Ekim’inde Maria Loudres doğdu. Aynı yıl “Evita” film müziği albümü de piyasaya sürüldü. Film 1997’de pek çok dalda aday gösterildiği Altın Küre Ödüllerinden sadece Madonna’nın kazandığı en iyi kadın oyuncu öldülü ile döndü ve aynı yıl “You Must Love Me” adlı şarkı en iyi orjinal film şarkısı Oscar’ını kucakladı.

Kızı doğduktan sonra kariyerine bir süre ara veren Madonna bu dönemde, kızının babasından ayrıldı ve mistik Yahudi öğretisi Kabbala’ya yoğunlaştı.

1998’de “Ray of Light” albümü piyasaya sürüldü. Elektronik müziğe kayan albüm, büyük bir başarı gösterdi.

httpv://www.youtube.com/watch?v=XAolCtofOtA

1999 yılında 4 Grammy öldülü alan şarkıcı, “The Next Best Thing” adlı filmde rol aldı ve “The Spy Who Shagged Me” filmi için kaydedilen “Beautiful Stranger” şarkısı ile çalışmalarına devam etti.

2000 yılında çıkardığı “Music” albümü ile Guinness Rekorlar kitabına “tüm zamanların en başarılı solo kadın şarkıcısı” olarak geçen Madonna, 2001 yılında “Drowned World Tour” adını verdiği turne ile sadece Avrupa ve Amerika’da konserler verdi. Aynı yıl kariyerinin 2.derleme albümü olan “Greatest Hits Volume 2” yayımlandı. Aynı sene Guy Ritchie ile birlikteliğe başladı ve oğlu dünyaya geldi.

httpv://www.youtube.com/watch?v=BJO-SGeb7yE

2002 yılında 20.James Bond filmi olan “Die Another Day” için aynı adı taşıyan müziği kaydetti ve en başarılı James Bond müziği oldu.

2003 yılında “American Life” adlı albümü çıkaran sanatçı, ABD politikalarını eleştiren şarkılarıyla büyük tartışmalara neden oldu.

Britney Spears, Christina Aguilera ve Missy Elliott ile MTV ödüllerine katılan ve gösterinin ortasında Britney Spears ve Christina Aguilera ile öpüşen Madonna, tüm dünyada konuşuldu. Olaydan sonra Britney Spears ile “Me Aganist the Music” adlı şarkıda düet yaptı.

2004 yılında “The Re-Invention World Tour” adını verdiği dünya turnesine çıkan sanatçının, turne esnasındaki kamera arkası görüntülerinden oluşturulan belgesel “I’m Going to Tell You A Secret” adlı belgesel yayınlandı.

2005’te düzenlenen tsunami konserlerinde John Lenon’un “Imagine” adlı şarkısını seslendiren, aynı yıl düzenlenen Live 8 konserlerinin Londra ayağında da yer alan Madonna, ağustos ayında attan düşerek köprücük kemiğini, 3 kaburga kemiğini ve elini kırdı.

Kasım ayında Hung Up adlı single parçayı piyasaya çıkaran sanatçı, bu şarkı ile Guinness Rekorlar kitabına “en fazla ülkede birinci olan single” olarak girdi. Aynı ayın devamında ise “Confessions on a Dance Floor” adlı albümü piyasaya çıkardı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=QF7rCv6ch7M

Albümün ikinci parçası “Sony” de benzer şekilde çok beğenildi. 2006 Brit Ödüllerinde “Yılın en başarılı uluslararası kadın sanatçısı” ödülünü alan Madonna, bu ödülü kazanan en yaşlı sanatçı oldu.Albümü tanıtmak için çıktığı “The Confessions Tour” ile tüm zamanların rekorunu kırdı.

2007 yılında Malavi’ye geziye gittiğinde evlat edindiği David isimli zenci çocukla dünya basını tarafından çok konuşulan sanatçı, o yıl hem Dünya Müzik Ödüllerinde hem de Grammy Ödüllerinde ödüller kazandı.

2008 yılında “Filth and Wisdom” adlı film için yönetmen koltuğuna oturan Madonna, aynı yıl “Hard Cand” isimli albümünü yayınladı.  Justin Timberlake, Timbaland, Pharrell Williams, Kanye West ve Nate Danja Hills gibi isimlerle çalıştığı albümünden “4 Minutes” büyük başarı gösterdi. Albümden sonra sanatçı “Sticky&Sweet” adlı turnesine çıktı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=UTKm5hHfuT4

2009 yılında 3.derleme albümü olan “Celebration”‘ı yayımlayan Madonna, 2010 yılında Hope for Haiti Now yardım konserlerinde yer aldı. Yönetmen eşi Guy Ritchie’den boşanan sanatçı kendi yöneteceği “W.E.” adlı filme yoğunlaştı.  2011 yılında gösterime giren film, Venedik film festivalinde ilk gösterimini yaptı ve “Masterpiece” adlı Madonna’nın seslendirdiği soundtrack şarkısı Altın Küre’de “En iyi orinal şarkı” öldülü aldı.

Sanatçı, 26 Mart 2012’de yeni albümü “MDNA” ile piyasada olacak ve albüm turnesi kapsamında Türkiye’de de konser verecektir. Albümün ilk single parçası olan M.I.A ve Nicki Minaj ile beraber seslendirdiği “Give Me All Your Luvin” video klibi ile sevenlerinin beğenisine sunulmuştur.

httpv://www.youtube.com/watch?v=cItHOl5LRWg

Kemanı Ağlatan Adam Farid Farjad’ın Konseri

Kemanı Ağlatan Adam Farid Farjad’ın Konseri

farid farjadİtiraf etmem gerekirse sosyal medyada paylaşılan videolardan bir kaç kez dinlediğim kadar bildiğim bir isimdi Farid Farjad. Bir arkadaşım vasıtasıyla gittiğim, ağzına kadar dolu olan salondaki müthiş performansına kadar… Artık playlistimde yer alan parçalarını sürekli dinleyeceğim…

Konser yağmurdan dolayı 10dakika geç başladı. İlk yarı kendisine eşlik eden piyanist ile 10a yakın parça çalan Farjad, ikinci yarı da parçalarına devam etti. Her parçasından sonra yoğun alkış alan usta virtüöz, son iki parçası için müziği kesip şöyle bir açıklama yaptı: “İlk parça İran Kürdistan’dan, ikinci parça ise buradaki Kürtlerin de bildiği bir ezgi.”

Bu açıklamadan sonra birçok kimse salonu terk etti. Bir kısım kimselerse (örneğin benim önümde oturan ve tüm konser boyunca telefonundan süpersonik ışıklar saçarak mesajlaşan adam gibi) delicesine alkışladılar.

İnsanların müzik gibi evrensel, dinsiz, ırksız bir duygu anlatış biçimini, bu şekilde yorumlamaları oldukça garipti.

Bir de tüm konser 40a yakın kişinin telefonları açıktı ve kayıt yaptılar. Hatta bir şarkının bitiminden sonra, birisi yanlışlıkla yaptığı kaydı açtı. Yüksek sesli kayıdı 2-3 saniye dinledik. Farid Farjad duyunca sahneden kızar gibi parmağını salladı. Bu da garipti.

farid farjad

Bütün bunlar bir yana konser çok güzel geçti. Kemanın sesi tartışılmaz zaten, üstatta çok güzel çaldı.(Fakat hoparlördeki cızırtıyı bir türlü kesemediler, benim dikkatimi çok dağıttı.)

“Kendisi için dünya üzerinde ızdıraptan başka duygunun kalmadığını” söyleyen sanatçı, gerçekten çaldığı eserlerle içimize hüzün doldurdu.

Konserin sonunda ülkesi İran’da şeriat rejimine göre müziğin haram olduğunu, kendisi ve bazı müzisyenlerin ülkesindeki vatandaşlara konser veremediğini, ülkesine gidemediği için Amerika’da yaşadığını, Türk müzikseverlerin her zaman kendisini çok sevdiğini bu nedenle vasiyetinin Türkiye’ye gömülmek olduğunu söyledi.

Henüz dinlememiş olanların, hazır hüzünlü ve yağmur dolu bir sonbahar geçirirken, sanatçının albümlerini dinlemelerini tavsiye ederim. Aşağıda kısa bir özgeçmişini ve bazı çalışmalarını bulabilirsiniz.

İyi dinlemeler.

—*-*—

 “Kemanı ağlatan adam” olarak bilinen ve dünyanın en iyi keman virtüözlerinden biri olarak anılan Farid Farjad, 1938 yılında Tahran, İran’da doğmuş. 8 yaşında keman çalmaya başlayan Fars asıllı sanatçı, 1966yılında Tahran Müzik Konservatuarı’nda klasik müzik tüksek lisansı yapmış ve daha sonr Tahran Senfoni Orkestrası’nda önemli görevler üstlenmiş.

httpv://www.youtube.com/watch?v=DZuKyJdcfDg

1979 yılındaki İran İslam Devrimi öncesi ülkesinden ayrılarak Amerika’ya yerleşen sanatçı, devrim sonrasında müziğin “haram” olarak ilan edilmesinden sonra ülkesine dönememiş, devam eden yıllarda Amerikan vatandaşlığına geçmiş ve halen orada yaşamaktadır.

Piyano ve kemandan oluşan  Anroozha (O Günler) adlı beş albümlük serisi bulunan Farjad, Golha Orkestrası adlı kolektif bir albümde de yer almış.

Sıla Konseri – Kuruçeşme Arena

Sıla Konseri – Kuruçeşme Arena

Kuruçeşme Arena, İstanbul’un sayılı ve güzel açıkhava etkinlik mekanlarından. Boğaz esintili havada, kalabalık gruplarla müzik dinlemek ve film izlemek çok keyifli. Dün akşam Sıla’nın konseri için Arena’da olan kalabalığın arasındaydım. Üsküdar’da oturan biri olarak, konser alanına gidiş gelişten çok büyük keyif  aldım. Çünkü Üsküdar rıhtımdan konserlere özel motor seferi oluyor. 8 TL gidiş geliş biletiyle trafiğe takılmadan, boğaz manzarasıyla serin serin gidip geldim.

Alan tamamıyla doluydu. Konser saati 21 idi ve Sıla 21.20 gibi sahnede gözüktü. İşte konserle ilgili notlarım:

sıla turkcell kuruçeşme arena

  • Konserde 7bin kişi varmış. Oldukça kalabalıktı gerçekten. Fakat kalabalığın çoğu kadınlardan oluşunca, bir de karton bardak bira 7 TL olunca coşma ve taşkınlık durumları olmadı.
  • Sıla sahneye şarkılarla çıktı ve arka arkaya 3 slow parça seslendirdi. Fakat heyecanından mıdır nedir ilk şarkılar pek sarmadı. Bir de şarkıların bazı yerlerinde Sıla’nın sesini hiç duyamadık zira vokallerin sesleri çok açıktı.
  • Daha sonra ufak bir girizgah yapıp şarkılarına devam etti. Kalabalık o kadar yüksek sesle eşlik etti ki, Sıla şarkıların hemen hepsinde bir nakaratı bizlere mikrofon uzatarak söyletti.
  • Sahne faciaydı. Geometrik şekiller şeklinde gerilmiş kumaşların ışıklarını değiştirerek bir atraksiyon yapmaya çalıştılar fakat çok başarısızdı. Hele o iki yandaki deniz anaları çok korkunçtu.
  • Sıla sadece şarkılarını söyledi.  Sahnede bir ara Efe Bahadır’la aralarında çıkan aşk dedikodularına göndermeler yaparak ufak bir mizansen yaptılar. Hoştu. Onun dışında ne bir dans, ne bir muhabbet, ne bir hoşluk hiçbir şey yoktu. Sadece müzik vardı ama onlar da hep slow olunca yaş ortalaması 20lerde olan grubun enerjisini yakalayamadı. Onca sene Kenan Doğulu ile çalıştıktan sonra sahne ile ilgili hiçbir şey öğrenmemiş olmasına şaşırdım doğrusu.
  • Enerjiyi yükseltme çabasında Barış Manço’dan Kara Sevda ve Sezen Aksu’dan hareketli bir parça kullandı fakat oldukça uzatılan bu şarkılar “Sıla” dinlemeye gelmiş kitleye biraz ihanet gibiydi. Çokça slow parçaya sahip Sıla, sahnesini melankolik ve duygusal bir havaya bürüyüp, bu şarkılara sığınmasaydı daha iyi olurdu. Üstelik Dön Demeyi Unuttum ve Köşe Yastığı gibi bazı özel hitlerini seslendirmedi.
  • Konsere hiç ara vermedi. 21.20’de başlayan konser 22.30 gibi sonlandı. Kısa sürdü. Bis için gelen Sıla vokallerine sözü verdi ama alttaki müziğe “aaaaAAAaa” sözleri ile seslerinin aralığını ve muhteşemliğini göstermeye yönelik saçma ve çok uzun performanslar sergileyen vokaller çok sıkıcıydı. Zaten kalabalığın yarıdan fazlası dağıldı.
  • Sonuç olarak; bir kere daha Sıla konserine gitmem sanırım. Televizyon programlarına konuk olarak katıldığında, sadece gitar eşliğinde söylediği şarkılar, konserinkilerden çok daha başarılı oluyor.
Yazarın Notu: Sılanın sesini duyabilen?
Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars

Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars

Suada’da bir arkadaşımın doğum gününde canlı performansını dinleme fırsatı bulduğum Ayhan Sicimoğlu’na televizyonda yaptığı gezmeli-şarkı söylemeli programlardan aşinayım.  Rivayete göre MFÖ’nün ‘ Peki Peki Anladık’ şarkısını kendisine ithaf ettiği perküsyon ustası sanatçı, Tarsus Amerikan Koleji mezunu. Üniversite yıllarında İngiltere?de Miguel Serigides?e ve sonraları Londra?nın meşhur ?White Funk? grubu ?Kokomo? ile beraber çalmıştır. White Funk’tan sonra Türkiye’ye dönmüştür ve o zamanlar henüz kurulmamış olan MFÖ üyeleri ile kurduğu “İpucu Beşlisi ” grubunun Heyecanlı (1968) şarkısının bestesi kendisine aittir.

(Not: Daha önce Mazhar – Fuat adıyla beraber çalışan Mazhar Alanson ve Fuat Güner, ikiliye eşlik eden ve askerden dönen bas gitarist Özkan Uğur, perküsyonda Ayhan Sicimoğlu ve klavyede Galip Boransu ile çalışmaya başladı. Grubun yaptığı bazı İngilizce parçalar İzzet Öz’ün televizyonda yaptığı bir yarışmada bulmaca olarak soruldu. Herkes yabancı grup isimlerini tahmin edip grubu bulamayınca grubun adı “İpucu Beşlisi” kalır. )

httpv://www.youtube.com/watch?v=uPH7ipY17FE

Türkiye’nin ilk klibi. 1968

Türkiye’den sonra İtalya’ya, 2 sene sonra New York’a giden sanatçı latin çevrelerinde bir çok kişi ile çalışmış ve eğitmenlik yapmıştır. 7 sene sonra şu anda da performans sergilediği grubu Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars’ı kurmuştur. Portekizce, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca bilen ve müziğini “Akdeniz Latin” olarak tanımlayan sanatçının opera sanatçısı bir kızı vardır. 2006 yılında Friends&Family adını verdiği ve Kolombiyalı Rodrigo Rodriguez, Kübalı trompetçi Amik Abdel Guerra Ling Long; Perulu Cesar Correa, Fahir Atakoğlu, Aydın Esen, Özkan Uğur, Uğur Yücel, Mirkelam ve kızı soprano Ayşe Sicimoğlu ile çalıştığı bir albümü bulunan sanatçı, halen performanslarına, radyo ve tv programlarına devam etmektedir.

httpv://www.youtube.com/watch?v=6HhpBQjFS5I

 

Elton John

Elton John

Sir Elton John memlekete geldi gitti fakat ben hala yazamadım kendisiyle ilgili yazımı. Şehir dışında olduğumdan konseri kaçırdım ama yazılanlardan çok iyi bir performans izlendiğini öğrendim. Gelmiş geçmiş en iyi sanatçılar arasında yer alan, Grammy ve Altın Küre dahil bir çok ödülün sahibi bu aykırı ve çirkin adamın hikayesi aşağıda. İyi dinlemeler ve okumalar,

Sir Elton Hercules John (ya da asıl adı ile Reginald Kenneth Dwight) 1947’de Londra’da doğmuştur.  Anneanne ve büyükbabasının yanında dünyaya gelen Elton John, piyano çalmaya 3 yaşında başlamıştır. Babası askeri bir bandoda yarı profesyonel olarak trompet çalan John, büyük bir müzik dehası olduğu anlaşılana kadar çeşitli işlerde çalışmaya yönlendirilmiştir. Daha sonra ailesinin de yönlendirmesiyle müzik eğitimi almaya başlamıştır.

60lı yılların başında ilk grubu Bluesology’i kuran ve 65 yılında profesyonel olan sanatçı, o yıllarda pek çok solo konser vermiş, otellerde ve publarda çalışmıştır.

1966 yılında Long John Balddy’nin gruba katılmasıyla liderliği ele geçirmesi Elton John’un hayallerini yıkar fakat organizatör Ray Williams Liberty Record’dan kendisine “Scarecrow”, “Boom-Bang a Bang” ve ” Empty Sky” albümleri çıktı fakat pek ses getirmedi. 1970 yılında aylar boyunca stüdyoya kapanıp “He Ain’t Heavy He’s My Brother- Border Song- Elton John” albümünü sınırlı bütçe ile oluşturdu. Albüm İngiltere listelerinde 2.sıraya kadar yükseldi. Bu albümdeki “Your Song”, Elton John klasikleri arasında yerini aldı.

httpv://www.youtube.com/watch?v=mBCVEcjScTQ

1972 ile 1975 yılları arası şarkıları “Rocket Man”, “Daniel”, “Saturday Night’s Alright for Fighting”, “Goodbye Yellow Brick Road”, “Candle in the Wind” ve “Someone Saved My Life Tonight”  listelerde birinci sıralarda yer aldı. 1075 yılında John Lenon ve Yoko Ono ile yakınlaşan, 1976’da Kiki Dee ile düet yapan John, “Don’t Go Breaking My Heart”, “Here and There” ve “Blue Moves” ile zirvedeydi.

1977 yılında artık müzik yapmaacağını açıklamasına rağmen çalışmalarına devam eden sanatçı 80lere gelirken sağlık problemleri ve biseksüel olduğu ile ilgili haberler yüzünden sıkıntılı dönemler yaşadı. Pek çok hayranı sanatçının cinsel tercihini kabul  etmedi ve bu yıllarda albüm satışları azaldı. Bu durumu düzeltmek için çalışan Elton John 1983’teki “Too Low For Zero” ve ” I’m Standing” ile tekrar doğmuştur.

httpv://www.youtube.com/watch?v=xbMSffYRiPM

Bir yıl sonra Renate Blauel ile evlenen ve 1985’te AIDsle mücadele konserini veren sanatçı 1986 yılında bir açık hava konserinde rahatsızlanmıştır. Bu dönemde gırtlak kanseri olduğu ve evliliğinin iyi gitmediğiyle ilgili söylentiler ortaya çıkmıştır. 1988’de “Reg Strikes  Back” ve “I Dont Wanna Go On With You Like That” ile büyük sükse yaratmış ve boşanması ile birlikte müziğe iyice konsantre olmuştur. Devamında gelen “Sleeping With The Past” albümü ile başarısını sürdüren sanatçı, 1991 yılında İngiltere’nin en zengin kişileri arasında gösterilmiştir. 1992 yılında “The One” albümü ile başarısına başarı katan sanatçı, aynı yıl AIDs ile mücadele için bir fon oluşturmuş ve gelirinin büyük bölümünü bu fona aktarmıştır.

httpv://www.youtube.com/watch?v=85B_REWeNcM

1993’te Bonnie Rait, Paul Young, KD Lang ve George Michael ile beraber oluşturduğu “Duets” albümü beklenen başarıyı yakalamış ve aynı yıl “The Lion King” filmi için bestelediği 5 şarkı ABD listelerinde ilk sıraya çıkmıştır. Film için bestelediği “Can You Feel The Love Tonight” en iyi film müziği Oscar’ını almıştır. (Şarkıyı çok net hatırlıyorum. Zira annem filmin fanatiği olduğundan vizyona girdiği sene 4 kere sinemada izleme şerefine erişmiştim. (Evet her seferinde ağladık.!))

httpv://www.youtube.com/watch?v=uCebAa9qKz8

httpv://www.youtube.com/watch?v=QdVLClrfrOk

1997 yılında kariyerine “Made in England” ile devam eden Elton John, yakın arkadaşı Prenses Diana’nın ardından cenazesinde “Candle in the Wind”ın yeni düzenlenmiş halini milyarlarca insanın önünde söylemiştir. Bu çalışma herkesin takdirini kazandıktan sonra “The Big Picture” albümü büyük istek görmüş ve ABD’de o yılın en çok satan albümü olmuştur. 1999’da Amerikalı country yıldızı LeAnn Rimes ile “Written in the Stars” şarkısında düet yapmıştır. Bu çalışma Mart ayında listelerde ilk 10da yer almıştır. Aynı sene Elton John and Tim Rice’s Aida albümünde  Grammy’lerden “En İyi Müzikal Şov Albümü”nü kazanan müzisyen 2001 yılında “Songs from the West Coast”, 2004 yılında “Peachtree Road”, 2006 yılında “The Captain & the Kid” ve 2010 yılında Leon Russell ile “The Union” albümünü sevenleriyle buluşturmuştur. (Benim yaşlarımdaki hayran kitlesini ise 2004 yılında Blue grubu ile düet yaptığı “Sorry Seems To Be Hardest Word” şarkısını borçludur. (Oradaki saçlarında sarı balyaj olan çocuğa aşıktım o zamanlar 🙂 ))

httpv://www.youtube.com/watch?v=GvbQzRAi4wM

Elton John’un yakın zamanda tekrar İstanbul’da olmasını bekliyorum. İnşallah o zaman kaçırmayacağım.

Tekrar İyi dinlemeler,
Kaynak: wikipedia, rehberim.net (heretic)