Birer Cümlede 2017 Film Tavsiyeleri

Çok film izliyorum son yıllarda ve hepsini uzun uzun yazmam mümkün olmuyor. Hal böyle olunca aşağıdaki gibi bir formül buldum, filmlere notlar verdim sıraladım ve tek cümlede yorumumu yaptım. Üzerine uzun uzun konuşmak istediğimi ise afişine tıklayarak yine yazılarımda bulabileceksiniz.

İyi seyirler,

0001-mutlaka izleyin

 

0002-bence izleyin

 

0003-yaaani

0004-yaaani

Swiss Army Man // Valla uzun uzun düşündüm bu filmi hangi başlığın altına koysam diye. Absürt her türlü işin bende baştan +1i olur genelde. Ama bu film bir noktada artık absürdün suyunu çıkardı, başka bir noktaya taşıdı ve üstüne final… Yani bu filmi beğenip beğenmediğimi 10 yıl düşünsem de cevaplandıramayacağım sanırım ama ilginç ve yeni bir deneyim mi? Kesinlikle evet.

0005-vasat

That’s Not Me // 

0006-kaçııın

Televizyonda Ne İzlesek? #6

Televizyonda Ne İzlesek? #6

tvYeni TV rehberimden selam ve sevgilerimle… Yine bu yazımda yerli ve yabancı takip ettiğim, severek izlediğim dizileri ve tv şovlarını paylaşıyor olacağım.

Türkiye’yle başlayayım. Ülkemiz her geçen gün “izleyecek hiçbişii yokk yeaa” durumunu ilerletiyor. Artık ilaç niyetine olsun izlenecek bir şey kalmadı. Televizyon kanallarına günün her saati göz gezdiriyorum. İzlemese bile ses olsun diye televizyon açanlardanım zira. Gündüz kuşağında gerçekten izlenebilecek doğru düzgün hiçbir şey yok. Sırf eğlencesine Kısmetse Olur‘a baktım geçen kış. Get back over here Cansel!  Acun’un tek tabanca olduğu Survivor, O Ses Türkiye, Rising Star gibi yapımları ise bu sene sadece annemle birlikte oturduğum akşamlarda denk gelince izledim. TV sektörünün bu süründüğü yılların tek kazananı TV8 oldu sanırım. Onun dışında Digiturk’te olan (başka nerede var bilmiyorum) Home & Entertaintment ve TLC kanallarındaki programları izledim ara ara. Dizilerde ise takip ettiğin 2-3 tane oldu;

  • Poyraz Karayel: Dizinin ilk sezonunu izlememiştim. Bu sene ikinci sezonu izleyerek başlamış oldum haliyle. Öncelikle oyuncuların her biri gerçekten çok iyiler, o yüzden izlettiriyor. İkincisi bana çok dağınık gelmiş olsa da en azından 8 saat bakışmıyorlar ve bir atraksiyon var. Üçüncüsü de sağlam dokunduruyorlar. Bu üç nedenden diziyi keyifle takip ettim bu sezon.
  • Aşk Yeniden: Fox’da yayınlanan diziyi de ikinci sezonunda izlemeye başladım. Buğra Gülsoy ve Lale Başar başta olmak üzere ekibin absürt oyunculuğunu çok sevdim. Keyifli ve sıcak bir diziydi, denk geldikçe takip ettim. Fakat maşallah dediğim 3 gün yaşadığından bu sezon final yaptılar.
  • Hayat Şarkısı: İlk bölümlerini yoğun reklamları yüzünden izlemeye başlamış olsam da Ahmet Mümtaz Taylan ve Olgun Toker’in inanılmaz performansları yanında geçmişe gidip gelen derinlikli o senaryo hatırına keyifle izlemeye başladım. Fakat ellerindeki bütün malzemeyi ilk bölümlerde tüketen senaryo ekibinden yeni sezon için pek umutlu değilim açıkçası…  Bakalım neler olacak?

Bu diziler dışında eğlenceli, düşündüren, genç, yenilikçi kafalarda bir iş izleyemedik maalesef. Zaten Leyla ile Mecnun ekibi ile İşler Güçler ekibi dışında o kafalarda kimse kalamadı. Oysa ki nüfusu genç ülkenin böyle işlere ve artık internet televizyonculuğuna çok ihtiyacı var. Umarım yeni sezonda bunu başarabilenler olur.

Gelelim Dünya televizyonlarına ve tabi ki Netflix’e. Daha önce de paylaşmıştım ama Episoder adında bir app/uygulama var. Takip ettiğiniz dizileri işaretleyerek bir liste oluşturuyorsunuz ve hangi bölümü izledim, yeni bölüm ne zaman gibi sorularınızın cevaplarını kolaylıkla öğreniyorsunuz. Bir hayli fazla (kimine göre az) dizi takip ediyorum, o yüzden Episoder yardımıyla anlatacağım.(alfabetik olarak)

  • Unbreakable Kimmy Schmidt: Son olarak Emmy adaylıklarının açıklanmasıyla da bu senenin en trend dizilerinden biri oldu. İki sezonunu da çok kısa zamanda izleyip bitirdim. 90lardan fırlamış Kimmy ve tabi ki müthiş Titus. Kahkalardan ölmediğiniz ama sempatik bir gülümseme yaratan tatlış bir dizi. Üçüncü sezon onayını alan diziyi, Ocak 2017’de izlemeye devam edeceğiz.
  • UnREAL: Bizdeki Kısmetse Olur? Benimle Evlenir Misin? yok efendim Gelinim Olur Musun?… Amerika’da ise The Barchelor tarzı evlendirme programlarının arka planında olanları göz önüne seren dizinin ilk sezonunu çok beğenmiştim. İkinci sezonu ise nefesimi tutarak izledim. Shiri Appleby bir boş bakışıyla bile bin şey anlatan inanılmaz bir oyuncu ve ikinci sezonu acayip bir seviyeye taşıdı. Üçüncü sezon onayı alan diziyi büyük bir merakla bekliyorum.
  • The Leftlovers: Dünya nüfusunun yüzde ikisinin aniden kaybolduğu bir günden sonra yaşanan olayları anlatan HBO’nun ağır draması her bölümüyle merakı ve gizemi arttırdı. İki sezonu devirdiğimiz dizide hala anlamadığımız bir sürü şey var ve sonu Lost’a bağlanacak diye aşırı korkuyorum.Üçüncü sezonu 2017’de izleyeceğimiz dizide yine aşırı karanlık, gizemli, tedirgin edici olaylar bizi bekliyor olacak.
  • The Big Bang Theory: 9.sezonu devirdiğimiz dizi 19 Eylül’de 10.sezonuyla karşımızda olacak ve 12.sezona kadar onayını aldı. Hala sıkılmadan, severek ve gülerek izlediğim karakterleriyle sabah kahvaltılarıma eşlik eden diziyi, büyük bir zevkle takibe devam edeceğim.
  • Switched at Birth: 4 sezondur izlediğim gençlik dizisi, doğumunda karışmış iki kızın gerçek ailelerini bulmasından sonraki süreci konu alıyor. Aslında ana konuyu aşıp ve bir hayli uzaklaşıp artık karakterlerin detayına girmiş olsa da takip etmeyi sevdiğim bir dizi. Özellikle sağır insanları konusunun başına oturtmasını çok değerli buluyorum ve resmen sayelerinde ingilizce olarak işaret dilinde teşekkür etmeyi, tamam demeyi filan öğrendim. Böyle örnek projeleri ülkemiz televizyonlarında da görmek umuduyla…
  • Roadies: Bu sene başlayan dizilerden olan Roadies, bir rock grubunun turne ekibinde yaşananları anlatıyor. İlk 4 bölümünü severek izledim ve ilk sezonun tamamını (10 bölüm) izlemeyi planlıyorum. Henüz 2.sezonu olur mu bilmiyorum ama senaryo bir noktada tıkanacak gibi gözüküyor şimdilik. Bakalım…
  • Pretty Little Liars: Aslında artık ilk sezonlar kadar zevk vermiyor ama bir şekilde alışkanlık oldu, izlemeye devam ediyorum. Dizi şu an 7.sezonda ve 8.sezonun olup olmayacağı belli değil. Finali bir sinema filmi ile yapmak gibi bir düşünceleri var deniyor. Neyse ne, artık bitirin şu diziyi de ben de bir rahata ereyim!
  • New Girl: Senelerdir ara ara bölümlerini izlediğim dizinin tüm olaylarına hakim değilim ama karakterlere hakim sayılırım. 5.sezonun hemen hemen tamamını izledim ve o düğün telaşları filan gayet keyifli bölümlerdi. Eylülde 6.sezon başlayacakmış, denk gelirsem yine izlerim sanırım. Sonuçta Jess’le Nick’in vuslatını görmeyi bekliyoruz…
  • Mozart in the Jungle: Gael Garcia Bernal! Ay adam aşırı tatlı değil mi? New York’ta yaşayan profesyonel bir obuacının yaşadığı çılgın hayatı ve müzik dünyasının perde arkasını anlatan dizi 2 sezonuyla da büyük bir fan kitlesi oluşturdu. Aralık ayında 3.sezonun başlamasını iple çekerken, dizinin Golden Globe’dan iki ödülle döndüğünü hatırlatmakta fayda var.
  • Modern Family: Her Amerikan komedisini sevemiyorum ama Modern Family bir başka! 21 Eylül’de 8.sezonuyla izleyeceğimiz dizi, sonsuza kadar çekilebilir ve sonsuza kadar izlenebilir yapımlardan. Her sene aldığı adaylıklar bu başarısının göstergesi!
  • Master of None: İlk sezonuyla büyük ses getiren, 30 yaşında piyasa tutunmaya çalışan bir aktörün günlük hayatına odaklanan dizi, ikinci sezona 2017 de başlayacak. Bir çırpıda izlenen 10 bölümlük ilk sezon büyük bir fan kitlesi yaratmayı başarıp bir çok adaylık ve ödülü de beraberinde getirdi.
  • Humans: Geçen gün robot teknolojisinde gelinen son noktayı gösteren bir video izledim. Bir tek ben ürkmüyorumdur değil mi bu yapay beyinlerin Dünya’yı ele geçirmesinden? Humans, ev ihtiyaçlarını gidermek üzere tasarlanmış robot-insanların hayatın bir parçası haline gelmesini anlatıyor ve bu yeni dünyayı bize robotların gözünden anlatıyor. 8 bölümlük ses getiren ilk sezonundan sonra 2017’de başlayak ikinci sezonu merakla bekliyorum.
  • Heroes Reborn: Gençlik yıllarında Heroes izlemiş biri olarak, tabi ki Heroes Reborn’u kaçıramazdım. 13 bölümlük mini dizide Hiro Nakamura’yı yeniden görmek bile ayrı bir mutluluktu.
  • Girls: Lena Dunham’ın bir kafası var. Ve kadın reyting uğruna numaralara sığınıp o kafasını asla bozmuyor. 5 sezonu geride bırakan dizide orta sınıf Amerikan gençliğini ve özellikle 20lerindeki bir grup kadını müthiş diyaloglarla ve olabildiğince gerçek izlemeye devam ediyoruz. 6.sezondan sonra son bulacak dizide olayın nereye varacağından ziyade neler yaşayıp neler düşüneceklerini ve hissedeceklerini bekliyor olmak sanırım bu dizinin gerçeklik başarısının sonucu.
  • Game of Thrones: (aklımın arka planında çalan şarkısı eşliğinde: dıııı nıııın dınını nııın dınınıınnnn) Valla bana kalsa ben böyle dizileri sevmem. Gerçeküstü varlıklar, ölüp dirilmeler filan… Ama Game of Thrones’un bir olayı var. Her bölüm bir tokat atıyor ve onun etkisiyle bir bölüm daha izliyorsunuz. Böyle böyle 6 sezonu devirdik, kısmetse 2 sezon daha deviririz. Sonuçta War is Coming! (Ayrıca o efsanevi savaş sahnesini de unutmayayım: prodüksiyonuna şapka çıkarıyorum!)
  • Extant: Ya bana kalsa böyle dizileri de sevmem! (ay bu da!) Yani bir heves izleyip sonra bırakamıyorum bazı dizileri. Tek başına uzayda kaldığı ve birçok deneyim yaşadığı 13 ayın ardından dünyaya dönen astronot Molly Woods’un, akıl almaz bir şekilde hamile kalmasından sonra yaşananları konu alan uzaylılar vs. insanlar dizisi, ikinci sezondan sonra son buldu. Devam etseydi (muhtemelen izlerdim ama) artık bir şeye benzemezdi zira konu çok dallanıp budaklanmıştı. Ama ne yalan söyliyim ilk sezonu fena değildi. Bir de Halle Berry’i izlemesi çok zevkliydi!
  • Brooklyn Nine-Nine: New York City’de bir grup dedektifin çevresinde geçen dizi tıpkı Arka Sokaklar gibi aktüel kamerayla çekiliyor. Bir Rıza Baba’nın eksikliği hissedilse de, bu polisler de hiç fena değiller. Şaka bir yana son dönemde izlediğim en iyi komedilerden olan dizi 4.sezonuna Eylül ayında devam edecek. İzlemeye devam.
  • Black-ish: Henüz 1.sezondan 10 bölüm izlediğim dizi Eylül’de 3.sezona başlayacak. Açıkcası keyifli vakit geçirmek ve kafa dağıtmak için sempatik bir dizi. Devamını getirir miyim bilmiyorum…
  • Black Mirror: 3er bölümlük 2 sezondan sonra 6 bölümlük 3.sezon Ekim ayında başlayacak. Sosyal medya bağımlılığı, teknolojik gelişmelerin tehlikeleri gibi konuları inanılmaz etkileyici, dizi-film tadında, birbirinden bağımsız bölümleriyle aktaran İngiliz yapımının yeni bölümlerini merakla bekliyor olacağım. Hiç bir şey izlemeseniz bile bu dizinin eski bölümlerini mutlaka izleyin!
  • 2 Broke Girls: 5 sezondur keyifle izlediğim sitcom, 6.sezonuna Ekim ayında başlayacak. Güzel vakit geçirip gülmek isteyenler için klasik American tarzı komedi.

İşte böyle… Her zamanki gibi tavsiyelerinizi beklerim. İyi seyirler,

88.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Tahminler ve Kazananlar

88.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Tahminler ve Kazananlar

PageLines- oscar.jpeg

Sevdiğimiz Oscar ayları geldi… E haliyle gönül yayımızda bir titreme var. Senenin izlediğim filmleri aşağıda kırmızı renkli olanlar ve ayrıca yine bu izlediğim filmlerle ilgili kısa notlarım şu yazıda sıralı…

İzleme maratonunda sonlara doğru geldim… Artık adaylarını izlediğim kategoriler için “en”lerimi seçme zamanı… Bu akşamki Oscar öncesi, benim tahminlerim bunlar. Kazanların yanında çizgileri görebilirsiniz yarın sabah itibariyle =)

En İyi Film (Best Picture)

Evettt… Gelelim en heyecanlı bölüme: En İyi Film. Açık konuşmak gerekirse aday listesinde beni etkileyen iki film var. The Revenant ve Room. Aslında duygusal açıdan Room’u çok daha başarılı buluyorum ama DiCaprionun performansı Inarritu’nun yönetimi filan işin içine girince The Revenant bir tık öne geçtiği için birincim kendisi, ikincim ise Room oldu. =)

Sonrasındaki sıralama için aslında işler biraz karışık. Açıkçası Mad Max’i sevmedim sevemedim. Ama prodüksiyonuna saygım sonsuz. Spotlight’da ise prodüksiyon eksik ama gerek senaryo, gerek oyunculuklarla artı puanda. Teraziye koyunca Spotlight’ı üçüncü, Mad Max’i dördüncü sıraya koydum.

Devamında The Martian’ı Matt Damon’un performası için beşinciliğe,  Bridge of Spies’ı Tom Hanks’e rağmen yaratılan atmosfer için altıncılığa, Brooklyn’i niye aday olduğunu bile anlamadığımdan yine sırf prodüksiyon için yedinciliğe, The Big Short’u ise sona kaldığı için =) sekizinciliğe layık gördüm. Artık iyi olan kazansın.

  1. The Revenant
  2. Room
  3. Spotlight – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  4. Mad Max: Fury Road
  5. The Martian 
  6. Bridge of Spies
  7. Brooklyn
  8. The Big Short

En İyi Yönetmen (Directing)

Aslında üstte yazdıklarımı tekrar gibi olacak ama The Big Short gerçekten başarısız bulduğum filmlerden biri oldu. Lüzumsuz uzun diyaloglar, kötü prodüksiyon ve senaryo dallarında “en” olabilir belki ama bu kategoride yeri olmadığını düşünüyorum.

Spotlight’ı konusu itibariyle ilgi çekici bulsam da oyunculuklar dışında bir yönetmenlik dehası göremiyorum arkasında. Mad Max’i ise belki sevseydim daha üst sıraya koyabilirdim fakat sevmediğimden o şaşalı prodüksiyon bana pek bir anlam ifade etmiyor.

Room’u küçücük bir odada bu kadar anlam ve duyguyu verebildiği için bir yönetmen başarısı olarak görüyorum. The Revenant ise sırf açılıştaki ilk yarım saat veya meşhur ayı sahnesi ile ödüle layık.

  1. Alejandro González Iñárritu | The Revenant – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  2. Lenny Abrahamson | Room
  3. George Miller | Mad Max: Fury Road
  4. Tom McCarthy | Spotlight
  5. Adam McKay | The Big Short

En İyi Erkek Oyuncu (Actor In a Leading Role)

Hepimiz DiCaprio’yuz, hepimiz Oscar’ı alsın istiyoruz. Buna bir açıklık getirelim.

Matt Damon filmi tek başına sırtladığı için ikinci tercihim olur. Trumbo’yu izlemedim ama Cranston candır. Fassbender ise iyi bir Jobs olmuştu ama bence genel olarak filmde bir akış sıkıntısı ve duygu eksikliği vardı. Eddie Redmayne ise yaaaani…. Laf edip yorulmayacağım, o derece.

  1. Leonardo DiCaprio | The Revenant – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  2. Matt Damon | The Martian
  3. Bryan Cranston | Trumbo
  4. Michael Fassbender | Steve Jobs
  5. Eddie Redmayne | The Danish Girl

En İyi Kadın Oyuncu (Actress In a Leading Role)

Cate Blanchett ve Charlotte Rampling aşırı fanatik bir biçimde destekleniyor bu ödül için. 45 Years’ı izlemediğim için Rampling için yorum yapamayacağım ama Carol rolü bana itici geldi. Yani Carol’ı değil, Cate Blanchett’ı izliyorum hissinden kurtulamadım pek.

Brie Larson ise Blanchett’ın aksine inanılmazdı. O kadın olmuştu gerçekten ve içime işledi. O yüzden birinciliği ona verdim. Ronan’ı saf ve duru performansı için ikinciliğe, Rampling’i valla etrafın methiyle üçüncülüğe, Blanchett’ı dördüncülüğe, Jennifer Lawrence’ı ise her zamanki gibi iyi performansı senaryo zayıflığıyla heba olduğu için beşinciliğe yerleştirdim.

  1. Brie Larson | Room – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  2. Saoirse Ronan | Brooklyn
  3. Charlotte Rampling | 45 Years
  4. Cate Blanchett | Carol
  5. Jennifer Lawrence | Joy

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Actor In a Supporting Role)

Mark Ruffalo candır ama Spotlight’daki gelmiş geçmiş en kötü performansıyla nasıl aday olabildiğini bile anlamak mümkün değil. Creed’i izlemedim ama Stallone’nin her zamankinden farklı bir şey yaptığını sanmıyorum. Christian Bale, The Big Short’da kendi çapında bir yorumla performansını ortaya koymuştu ama onu da çok çözemedim. Bu üç adayı o yüzden son üçe koydum.

Mark Rylance sopsoğuk ama çok karizmatik rolüyle, Tom Hardy ise ürkünç ama çok karizmatik oyunculuğuyla benim ilk ikilim oldu. İyi olan kazansın gençler!

  1. Tom Hardy | The Revenant
  2. Mark Rylance | Bridge of Spies – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  3. Christian Bale | The Big Short
  4. Sylvester Stallone | Creed
  5. Mark Ruffalo | Spotlight

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Actress In a Supporting Role)

Jennifer Jason Leigh mükemmel bir performans sergiledi malum. Diğerleri de eh. Birinci belli, ikinci kim?!

  1. Jennifer Jason Leigh | The Hateful Eight
  2. Kate Winslet | Steve Jobs
  3. Rachel McAdams | Spotlight
  4. Rooney Mara | Carol
  5. Alicia Vikander | The Danish Girl – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >

En İyi Özgün Senaryo (Writing (Original Screenplay))

  1. Ex Machina | Alex Garland
  2. Inside Out | Josh Cooley, Pete Docter, Meg LeFauve, Ronnie Del Carmen
  3. Spotlight | Tom McCarthy, Josh Singer – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  4. Bridge of Spies | Matt Charman, Ethan Coen, Joel Coen
  5. Straight Outta Compton | Andrea Berloff, Jonathan Herman, S. Leigh Savidge, Alan Wenkus

En İyi Uyarlama Senaryo ( Writing (Adapted Screenplay))

  1. Room | Emma Donoghue
  2. The Martian | Drew Goddard
  3. The Big Short | Adam McKay, Charles Randolph – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  4. Carol | Phyllis Nagy
  5. Brooklyn | Nick Hornby

En İyi Kurgu (Film Editing)

Baya bir düşündüm aşağıdaki sıralamayı yapmadan önce. Kurgu nedir? Neye göre iyidir, kötüdür, endir? Düşündüm ve aşağıdaki adaylardan The Revenant dışında hiç birinin kurgusunun etkileyici olduğunu düşünmediğimi anladım. O uzun sekanslar, bir insandan diğerinin görüş açısına geçişler… Gözümü ekrandan alamadım izlerken.

Ayrıca Mad Max de insanı sürüklüyor ama filmin genelini beğenmediğimden “en”e koyamıyorum. Star Wars’un da bir akıcılığı var fakat The Big Short ve Spotlight kelimenin tam manasıyla “bayık” filmlerdi, o yüzden bu kategoride ne işleri olduğunu bile anlayabilmiş değilim. Haa, şunu da bilmiyor değilim. Tutup da The Big Short’a ödülü verebilirler. Ama bu ödülün “teselli” dışında bir anlamı olmaz.

  1. The Revenant | Stephen Mirrione
  2. Mad Max: Fury Road | Margaret Sixel – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  3. Star Wars: The Force Awakens | Maryann Brandon, Mary Jo Markey
  4. Spotlight | Tom McArdle
  5. The Big Short | Hank Corwin

En İyi Görüntü Yönetimi (Cinematography)

  • Carol | Edward Lachman
  • The Hateful Eight | Robert Richardson
  • Mad Max: Fury Road | John Seale
  • The Revenant | Emmanuel Lubezki – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Sicario | Roger Deakins

En İyi Prodüksiyon Tasarımı (Production Design)

Gün geçtikçe film prodüksiyonlarının başardıkları inanması güç noktalara geliyor. Her ne kadar doğru senaryo, cast ve kurgu ile buluşmadığı sürece pek bir şey ifade etmese de, bunları desteklemesi açısından en önemli güç.

Adaylarının tamamının bu dalda olmaları için haklı sebepleri var. Aslında Star Wars ve Ex-Machine de bu dala eklenebilirdi fakat elimizde olanlara bakacak olursak: Açıkçası Mad Max ile The Revenant arasında gidip geliyorum. Mad Max’i genel olarak pek sevemediğimden de The Revenant’ı ön sıraya aldım. Hemen peşinden bir dönem filmi olarak mükemmele yakın bir geçmiş yarattığı için Bridge of Spies, uzaydaymış gibi hissettirebildiği için The Martian ve prodüksiyonu dışında hiçbir şeyini beğenmediğim The Danish Girl’ü sıraladım.

  1. The Revenant | Jack Fisk; Hamish Purdy
  2. Mad Max: Fury Road | Colin Gibson; Lisa Thompson – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  3. Bridge of Spies | Adam Stockhausen; Rena DeAngelo, Bernhard Henrich
  4. The Martian | Arthur Max; Celia Bobak
  5. The Danish Girl | Eve Stewart; Michael Standish

En İyi Kostüm Tasarımı (Costume Design)

  1. The Revenant | Jacqueline West
  2. Mad Max: Fury Road | Jenny Beavan – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  3. Cinderella | Sandy Powell
  4. The Danish Girl | Paco Delgado
  5. Carol | Sandy Powell

En İyi Özgün Müzik (Music (Original Score))

  1. The Hateful Eight | Ennio Morricone – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  2. Star Wars: The Force Awakens | John Williams
  3. Sicario | Jóhann Jóhannsson
  4. Bridge of Spies | Thomas Newman
  5. Carol | Carter Burwell

En İyi Özgün Şarkı (Music (Original Song))

  • “Earned It”; Fifty Shades of Grey | Abel Tesfaye, Ahmad Balshe, Jason Daheala Quenneville, Stephen Moccio (söz & müzik)
  • “Manta Ray”; Racing Extinction | J. Ralph (müzik), Antony Hegarty (söz)
  • “Simple Song #3”; Youth | David Lang (söz & müzik)
  • “Til It Happens to You”; The Hunting Ground | Diane Warren, Lady Gaga (söz & müzik)
  • “Writing’s on the Wall”; Spectre | Jimmy Napes, Sam Smith (söz & müzik) – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >

En İyi Makyaj & Saç Tasarımı ( Make Up  & Hairstyling )

  • The 100-Year Old Man Who Climbed Out the Window and Disappeared | Love Larson, Eva von Bahr
  • Mad Max: Fury Road | Lesley Vanderwalt, Damian Martin, Elka Wardega – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • The Revenant | Siân Grigg, Duncan Jarman, Robert Pandini

En İyi Ses Kurgusu (Sound Editing)

  1. The Revenant | Martin Hernandez, Lon Bender
  2. Star Wars: The Force Awakens | David Accord, Matthew Wood
  3. Mad Max: Fury Road | Mark Mangini, David White – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  4. The Martian | Oliver Tarney
  5. Sicario | Alan Robert Murray

En İyi Ses Miksajı (Sound Mixing)

  • Bridge of Spies | Drew Kunin, Andy Nelson, Gary Rydstrom
  • Mad Max: Fury Road | Ben Osmo, Chris Jenkins, Gregg Rudloff – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • The Martian | Mac Ruth, Paul Massey, Mark Taylor
  • The Revenant | Chris Duesterdiek, Frank A. Montaño, Jon Taylor, Randy Thom
  • Star Wars: The Force Awakens | Stuart Wilson, Andy Nelson, Christopher Scarabosio

En İyi Görsel Efekt (Visual Effects)

  1. The Revenant | Rich McBridge, Matthew Shumway, Jason Smith, Cameron Waldbauer
  2. Ex Machina | Andrew Whitehurst, Paul Norris, Mark Ardington, Sara Bennett – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  3. Mad Max: Fury Road | Andrew Jackson, Tom Wood, Dan Oliver, Andy Williams
  4. Star Wars: The Force Awakens | Roger Guyett, Patrick Tubach, Neal Scanlan, Chris Corbould
  5. The Martian | Richard Stammers, Chris Lawrence, Anders Langlands, Steven Warner

Yabancı Dilde En İyi Film (Foreign Language Film)

  • Embrace of the Serpent (Kolombiya)
  • Mustang (Fransa)
  • Son of Saul (Macaristan) – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Theeb (Ürdün)
  • A War (Danimarka)

En İyi Animasyon (Animated Feature Film)

  • Anomalisa | Charlie Kaufman, Duke Johnson, Rose Tran
  • Boy and the World | Alê Abreu
  • Inside Out | Pete Docter, Jonas Rivera – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Shaun the Sheep Movie | Mark Burton, Richard Starzak
  • When Marnie Was There | Hiromasa Yonebayashi, Yoshiaki Nishimura

En İyi Belgesel (Documentary Feature)

  • Amy | Asif Kapadia, James Gay-Rees – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Cartel Land | Matthew Heineman, Tom Yellin
  • The Look of Silence | Joshua Oppenheimer, Signe Byrge Sørensen
  • What Happened, Miss Simone? | Liz Garbus, Amy Hobby, Justin Wilkes
  • Winter on Fire: Ukraine’s Fight for Freedom | Evgeny Afineevsky, Den Tolmor

En İyi Kısa Film (Short Film (Live Action))

  • Ave Maria | Basil Khalil, Eric Dupont
  • Day One | Henry Hughes
  • Everything Will Be Okay (Alles Wird Gut) | Patrick Vollrath
  • Shok | Jamie Donoghue
  • Stutterer | Benjamin Cleary, Serena Armitage – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >

En İyi Kısa Animasyon (Short Film (Animated))

  • Bear Story (Historia De Un Oso) | Gabriel Osorio, Pato Escala – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Prologue | Richard Williams, Imogen Sutton
  • Sanjay’s Super Team | Sanjay Patel, Nicole Grindle
  • We Can’t Live Without Cosmos | Konstantin Bronzit
  • World of Tomorrow | Don Hertzfeldt

En İyi Kısa Belgesel (Documentary Short)

  • Body Team 12 | David Darg, Bryn Mooser
  • Chau, Beyond the Lines | Courtney Marsh, Jerry Franck
  • Claude Lanzmann: Spectres of the Shoah | Adam Benzine
  • A Girl in the River: The Price of Forgiveness | Sharmeen Obaid-Chinoy – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – >
  • Last Day of Freedom | Dee Hibbert-Jones, Nomi Talisman
Televizyonda Ne İzlesek? #5

Televizyonda Ne İzlesek? #5

tvYine bir TV rehberi ile karşınızdayım ve yine memleket televizyonlarıyla başlıyorum. Herkesin konuştuğu üzere televizyon sektörü garip günlerden geçiyor. Sürekli kalkan diziler, saçma bir reyting sistemine kurban giden ve/ya hak etmediği şekilde yüceltilen işler doluştu. Kendi işimi yaptığımdan günün her saati televizyona göz gezdirmişliğim var. Bir türlü çözemediğimiz gündüz kuşağı sorunu anladığım kadarıyla devam ediyor. Herhangi birisine 2 dakikadan fazla dayanamadığım programlar ve diziler mevcut. Prime timea gelinceyse iş pek de farklılaşmıyor. Severek izlediğim Aramızda Kalsın reyting kurbanı olup veda etti. Yalan Dünya ve Ulan İstanbul gibi eğlenceli işler de yine seyirciyle vedalaştılar. Takip ettiğim tek dizi Kardeş Payı olarak kaldı. Severek izlemeye devam ediyorum ve yükselttikleri çıta nedeniyle kendilerini kutluyorum.

kardespayi

Programlara gelirsek, yine Acun etkisi mevcut. O Ses Türkiye ve Survivor ile bütün bir seneyi ve haftanın 3 gününü kapatarak bence bu dizisiz yılların ekmeğini en iyi şekilde yiyiyor. Ölümüne izlemiyor olsam da iki programı takip ederken buluyorum kendimi. Ayrıca zamanında deli bir BBG izleyicisi olduğumdan yine TV8’de yayınlanan Ütopya adlı reality/yarışma programını da zaman zaman takip ediyorum.

Yurtdışındaki işlere gelirsek komedilerde 8.sezonunda The Big Bang Theory, 2.sezonundaki Brooklyn Nine-Nine, 6.sezonundaki Modern Family ve 4.sezonu ile 2 Broke Girls‘ü büyük bir keyifle takip etmeye devam ediyorum. Özellikle Modern Family her bölümünde kendini aşıyor. Sosyal medyada da yazdım 6.sezonun Connection Lost adlı 16.bölümünü diziyi takip eden, etmeyen herkes izlemeli.

Dramlarda ise gençlik dizilerinden 4.sezonundaki Swithced at Birth ve 5.sezonundaki Pretty Little Liars‘ı takip ediyorum. İki diziye de acayip tutkun olmasam da senelerin verdiği alışkanlıkla izliyorum. Yapıcılığını Steven Spielberg, baş rolünü ise Hale Berry’nin üstlendiği Extant adlı dizinin 1.sezonunu da izledim, 2.sezon sanıyorum yaz aylarında başlayacak, bekliyorum. Ayrıca 4.sezonundaki Girls ‘ün her bölümünü bağımsız film tadında izlemeye devam ediyorum. Son yılların en iyi işlerinden biri olarak anılmayı sonuna kadar hak ediyor.

Son olarak ilk sezonuyla büyük ses getiren ve benim de ilgiyle takip ettiğim Masters of Sex‘i 2.sezonun başında bıraktım, biraz fazla konudan sapıp aşk dizisine dönüştürdüler gibi geldi. Sürekli merak edip bir türlü izleyemediğim Breaking Bad’i ise baştan sona hatmettim. Gerçekten inanılmazdı. Her bölümü, her saniyesi unutulmazdı. Ve yine çok konuşulan işlerden True Detective’i 4-5 bölüm izledim ama çok sıkıldım. Matthew McConaughey’in bence çok yapmacık oyunculuğunun bunda etkili olduğunu, topa tutulma ihtimalini göze alarak, söyleyebilirim.

Bu sene başlayan işlerden bazılarını da izlemeye başlamayı planlıyorum. İlki BB’de ortaya çıkan karakter Better Call Saul adlı dizi. Sonrasında ise The Leftlovers ve mini dizi Olicer Kitteridge

Her zamanki gibi tavsiyelerinizi beklerim. İyi seyirler,

12 Senede Çekilen Film: Boyhood / Çocukluk

12 Senede Çekilen Film: Boyhood / Çocukluk

  • Yönetmen: Richard Linklaterboyhood
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Ellar Coltrane, Patricia Arquette, Ethan Hawke
  • Süre: 165 dk

?En son Before Midnight filmiyle izleyici karşısına çıkan Richard Linklater’ın senaryosunu yazıp yönettiği film, çıkış noktası olarak yakın zamanda boşanmış bir çiftin, Mason ve Olivia’nın hikayesine odaklanıyor. Sahip oldukları tek çocukları ise artık anne ve babasının bir arada yaşamadığı gerçeğine alışmak ve bu yabancı düzen içerisinde yaşamayı öğrenmek zorunda. Çocuğun 6 yaşında başlayan bu yeni tecrübesini 12 yıl boyunca sürecek olan bir büyüme evresine yayan yönetmen, bu süreç boyunca yaşananları beyaz perdeye aktarıyor.”

Richard Linklater benim için her şeyden önce Before Sunset, Before Sunrise ve Before Midnight demek… Aynı hikayeyi zamana yayarak çekmeyi seven deneyimli yönetmen, bu defa daha önce denenmemiş bir çalışma ile karşımızda.

12 yıl boyunca aynı oyuncular ve aynı ekiple çekilen hikaye, bir çocuğun 12 yıllık hayatını ve büyürken yaşadıklarını seyirci ile belgesel tadında paylaşıyor. Her geçen sahnede gözümüzün önünde büyüyen Ellar Coltrane, kariyerine çok derin bir giriş yaparken, pek sevdiğim oyuncular Patricia Arquette ve tabi ki Ethan Hawke’ın yaş almalarını seyretmek enteresan bir deneyim oluyor.

Fikir itibariyle oldukça parlak görünen film, iş kurguya gelince sınıfta kalıyor. Birbirinden kopuk geçişler ve uzun süresi filme konsantre olmayı zorlaştırıyor. Keşke bunca sene çaba harcarken, zamanlar arasındaki geçişler için de daha zekice bir formül bulunsaydı. Nedenini anlamadığım bir şekilde kurgu ve senaryo dalları dahil 6 dalda Oscar adayı olan film malesef 12 yıllık emek ve iyi bir fikir sahibi olmaktan öteye gidemiyor.

Yine de bu deneyimi yaşamak için izlemenizi tavsiye edeceğim film için, beklentilerinizi düşürmenizi de hatırlatmalıyım.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #24: Dramlar: The Judge, Deux Jours, Une Nuit ve A Day Late and A Dollar Short

Kısa Kısa #24: Dramlar: The Judge, Deux Jours, Une Nuit ve A Day Late and A Dollar Short

Yine bir dram serisi ile karşınızdayım ama bu sefer daha hafif olanları ile. Duyguların hepsi insana ait, kaçış yok, buyurun:

The Judge / Yargıçthejudge

  • Yönetmen: David Dobkin
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Robert Downey Jr., Robert Duvall, Billy Bob Thornton
  • Süre: 141 dk

?Hank Palmer parlak bir kariyeri olan, Chicago’da yaşayan bir avukattır. Önemli bir davasının arifesinde, annesinin kaybettiğinin haberini alır. Babasıyla çok uzun zamandır görüşmeyen Hank, aileden iletişimde olduğu tek insanı da kaybetmiştir. Üstelik doğup, büyüdüğü Carlinville kasabasından başka kimseyle de görüşmemiştir. Annesinin cenazesi için geri dönen Hank’ı, burada cenaze töreninden daha fazlası beklemektedir. Pek de sıcak karşılanmadığı kasabadan bir an önce uzaklaşmaya çalışırken kendisini, 42 yıllık yargıç olan babasını savunmak üzere mahkemede bulur… “

İçinde Robert Downey Jr.’ın olduğu herhangi bir şeyi sevmemem mümkün değil. Her ne kadar filmin enteresan bir hikayesi olmasa da, çoook uzun olsa da, yer yer sıksa da, Robert’ı gördüm bana iyi geldi.

Baba-oğul ilişkisi hikayesi, iyi oyunculuklar ve RD Jr sevenlere tavsiye edebilirim.

Deux jours, Une nuit / İki Gün, Bir Geceikigünbirgece

  • Yönetmen: Jean-Pierre Dardenne, Luc Dardenne
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, Fransa, Belçika, İtalya
  • Oyuncular: Marion Cotillard, Fabrizio Rongione, Catherine Salée
  • Süre: 95 dk

?Küçük bir şirkette çalışan ve maddi anlamda pek de parlak bir dönemden geçmeyen Sandra’nın işi tehlikededir. İşini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır ve ailesini zor günler beklemektedir. Şirket patronunun çözüm planına göre ya Sandra işten çıkarılacak ya da şirket çalışanları ekstra maaş bonuslarından vazgeçeceklerdir. İlk oylama yapılır ve çalışanlar oylarını maaş bonuslarından yana kullanırlar. Sandra resmi olarak işini kaybetmiş sayılır. Ancak hemen sonrasında tekrar oylama yapılmasına ikna eder. Sandra’nın elinde sadece bir hafta sonu vardır; bu iki günlük süreçte çalışma arkadaşlarını maaş bonuslarından vazgeçip çalışmaya devam etmesinden yana oy kullanmaları için tek tek ikna etmek durumunda kalacaktır.”

Aslında bu filme “Kısa Kısa” bölümünde değil de ayrı bir yazı da değinmeliydim ama böyle oldu. Dardenne kardeşlerin bir başyapıt olarak değerlendirilen filmleri, senenin en öne çıkan yapımlarından ve haklı bir üne sahip.

Son dönemde izlediğim en başarılı kapitalist eleştirisini, izlerken gırtlağınızın sıkıştığını hissedecek kadar gerçekçi bir hikayeyle seyirciye aktarırken, insana dair çok şey anlatmışlar.

Marion Cottilard’ın her zamanki başarılı performanslarının bile kat kat üstünde olan oyunculuğu, zaten çok iyi olan senaryoyu daha da yukarılara çıkarırken, belgesel havası veren kameraları ve sinematografisiyle de temiz bir işe imza atmışlar.

Senenin mutlaka izlenmesi gereken işlerinden…

A Day Late A Dollar Shortadaylateadollarshort

  • Yönetmen: Stephen Tolkin
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular:  Whoopi Goldberg, Ving Rhames, Kimberly Elise
  • Süre: 85 dk

?Sağlığı giderek kötüleşen Viola, son bir görev olarak dağılmanın eşiğindeki ailesini yeniden bir araya getirmeye çalışacaktır.”

Bu filmi nereden kimden duydum da izledim hatırlamıyorum. Tv için yapılmış bir aile filmi. Sıradan.

Kısa Kısa #23 – Müzikaller: Jersey Boys, Into The Woods ve Walking on Sunshine

Kısa Kısa #23 – Müzikaller: Jersey Boys, Into The Woods ve Walking on Sunshine

Müzikal filmleri genel olarak sevmiyorum. O hep aradığım gerçeklik duygusu yok oluyor, konsantre olamıyorum. Yine de sonuna kadar izlemeyi başardığım, senenin öne çıkan üç müzikali:

Jersey Boysjerseyboys

  • Yönetmen: Clint Eastwood
  • Tür: Müzik, Biyografik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular:Christopher Walken, John Lloyd Young, Vincent Piazza
  • Süre: 134 dk

“Jersey Boys, müzikal bir biyografi, zor zamanlar ve kişisel çarpışmalar, bir jenerasyonun sembolü haline gelen müziklerle anlatılan bir grup arkadaşın hikayesi olan film bu arkadaş gurubunun kalbine ulaşıyor ve oradaki derin ilişkileri anlatıyor. New Jersey’nin sokaklarında öğrenilenlere de odaklanan filmde bir çok zorluk da gözler önüne seriliyor : kumar borcu, mafya tehditleri , aile dramları …”

Filmin sonu gelsin diye dua ettim. Clint Eastwood’a ve başroldeki Atilla Taşın ikizi John Lloyd Young’a saygım sonsuz bir güzelim hikaye bu kadar mı sıkıcı anlatılır….Çok sıkıldım. Çok.

Into The Woods / Sihirli Ormanintothewoods

  • Yönetmen: Rob Marshall
  • Tür: Müzik, Fantastik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Meryl Streep, James Corden, Emily Blunt
  • Süre: 134 dk

Kırmızı Başlıklı Kız, Sindrella, Rapunzel gibi klasikleşmiş pek çok çocuk masalının farklı kahramanları aynı filmde buluşsa ve bir cadı onları eğitse! Klasik Grimm karakterlerini farklı bir tarzda ve üstelik müzikal türünde beyazperdeye taşıyan film, bir cadı tarafından lanetlenen bir fırıncı ve eşinin hikayesini klasik masallarla bağlıyor.”

Bu filmin sonu gelsin diye de çok dua ettim. Filmi Oscar adayları açıklandıktan sonra izlediğim için sürekli Merly teyzeden bu adaylığa yaraşır bir hamle bekleyip durdum ama yine durduk yere aday olduğunu öğrenmiş bulundum.

Tiyatro sahnesinde çok iyi bir müzikal olabilir ama sinema için çok sıkıcı buldum. Çok!

Walking On Sunshine / İtalya Tatiliwalkingonsunshine

  • Yönetmen: Max Giwa, Dania Pasquini
  • Tür: Müzik, Romantik
  • Yapım: 2014, İngiltere
  • Oyuncular: Annabel Scholey, Hannah Arterton, Giulio Berruti
  • Süre: 97 dk

“1980’li yılların en popüler müziklerini kendisine fon olarak seçen film, günümüz İtalyasında şirin bir sahil kasabasında geçiyor. Maddie yakışıklı sevgilisi Raf ile evlilik hazırlıkları yapmaktadır. Düğüne kız kardeşi Taylor’ı çağıran Maddie’nin büyük bir sırdan ise haberi yoktur. Maddie, Raf ile ateşli bir yaz aşkı yaşamış ve onun hayatında duygusal olarak derin iz bırakmıştır. Puglia’da yapılacak düğüne geldiğinde öğrendiği bu gerçekle epey sarsılır. Üstelik Maddie, çalkantılarla dolu aşk hayatına Raf ile evlenerek nihayet noktayı koyacağına inanıyordur…”

Bu filmi sırf yaza olan özlemimden izlemiş olabilirim. Sıfır beklenti ile açtım, beklentimi karşıladı.

Kısa Kısa #22 – Dram: Still Alice, The Fault In Our Stars, The Immigrant ve The Disappearance of Eleanor Rigby :Them

Kısa Kısa #22 – Dram: Still Alice, The Fault In Our Stars, The Immigrant ve The Disappearance of Eleanor Rigby :Them

Gerilimdir, senenin öne çıkanlarıdır derken bir kadın olarak kare asım ağlatmalı romantikleri unutmamam lazım. İşte sırada bu senenin romantik dramları.

Still Alice / Unutma Benistillalice

  • Yönetmen: Richard Glatzer, Wash Westmoreland
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Julianne Moore, Alec Baldwin, Kristen Stewart
  • Süre: 101 dk

?Alice Howland, Columbia Üniversitesi’nde ünlü bir dilbilim profesörüdür. Bir gün doktor muayenesinde kendisine Alzheimer’ın başlangıç evresinde olduğu teşhisi konur. Alice’in hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Geçirdiği hastalık, eşi ve üç çocuğuyla birlikte sürdüğü hayata yeni bir gözle bakmasını sağlayacaktır. İnsan ilişkilerini sorgularken öte yandan da en genç kızıyla olan ilişkisiyle de onu yeniden kazanmak için mücadele verir. Alice, uzmanlaştığı bölüm gereği hayatı boyunca yeni şeyler öğrenmektedir ve bu yüzden hastalığını başta kabullenmek istemez. Manhattan sokaklarında kayboluşuyla durumu kavramaya başlayan Alice, zamanla Alzheimer’la mücadele etmenin yollarını arayacaktır.”

Hani cenazelerde derler ya, herkes kendi başına gelme ihtimalini düşünüp kendine ağlar diye. Bu film de benim empatimin tavan yapmasına neden oldu gerçekten.

Gerçek bir hikayeden yola çıkan film Julianne Moore’un müthiş oyunculuğuyla seyirciye inanılmaz geçen bir yapım olmuş. Normalde oyunculuğunu pek donuk bulduğum Kristen Stewart’ın bile enteresan bir biçimde sırıtmadığı oyunculuklar dışında, hikayenin akışı da kurgu da dinginlikleriyle bu denli etkili olmalarından dolayı gayet başarılıydı.

İzlemenizi tavsiye ederim,

The Fault In Our Stars / Aynı Yıldızın Altındathefaultinourstars

  • Yönetmen: Josh Boone
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Shailene Woodley, Ansel Elgort, Nat Wolff
  • Süre: 125 dk

?16 yaşındaki Hazel üç yıldır tiroid kanseriyle boğuşmaktadır ve kanser akciğerlerine de sıçradığı için yanında bir oksijen tüpüyle gezmektedir. Kanserli hastalar için oluşturulan destek grubunun bir terapi seansı esnasında Augustus isimli bir gençle tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine aşık olurlar. Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel’ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla birlikte yola çıkar. Planlarına göre Amsterdam’a gidecek ve Hazel’ın en sevdiği yazar olan Peter Van Houten’i bulmaya çalışacaklardır…”

Kesin bayık bir ergen filmidir, kitabı bestseller bari filmini izleyeyim gibi düşüncelerle izledim fakat ağlamaktan içim dışıma çıktı. Zaten çok zor ağlayan biri olduğum söylenemez ama hikaye gerçekten dokunaklıydı. Üzerine son dönemin en parlak oyuncularından Shailene Woodley’in pek başarılı oyunculuğu eklenince, süresine rağmen amacına hizmet eden bir dram ortaya çıkmış.

İyi seyirler,

The Immigranttheimmigrant

  • Yönetmen: James Gray
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Marion Cotillard, Joaquin Phoenix, Jeremy Renner
  • Süre: 113 dk

?1920’lerdeyiz Ewa Cybulski ve kardeşi Magda doğdukları ülke olan Polonya’yı terk ederek New York’un yolunu tutarlar. Ellis Ada’sına geldiklerinde Magda verem hastalığına yakalanır ve karantinaya alınır. Ewa yalnız ve kaybolmuş bir şekilde Bruno’nun ağına düşer , Bruno kadın ticareti yapmaktadır, ve başarılı olmayı da kafasına koymuştur. Kız kardeşini kurtarmak için Ewa bütün fedakarlıklara hazırdır ve fahişelik yapmaya başlar. Bruno’nun kuzeni Orlando’nun gelişiyle birlikte , Ewa kendine güvenini geri kazanır fakat Bruno’nun kıskançlığı onları ölümcül bir deliliğe sürükler…”

Bazı filmlere konsantre olamıyorum. Başrolünde en beğendiğim Phoenix ve Cotillard olsa bile…

Zaten dönem filmlerinde sıkılıyorum, bir de üstüne karanlık atmosfer, sürekli “eeee yani?” diye sorup durduğum sahneler, uzayıp duran bir hikaye… Ben sıkıldım, sizi bilmem…

The Disappearance Of Eleanor Rigby: Them / Aşkın Hallerithedissappearanceof

  • Yönetmen: Ned Benson
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Jessica Chastain, James McAvoy, William Hurt
  • Süre: 123 dk

?Conor ve Eleanor aşkla evlenmiş ve beraberliklerini mutlu bir biçimde sürdüren bir çifttir. Ta ki bir gün yine birbirlerine ne kadar yabancılaştıklarını fark edene kadar? Daha önce karşımıza The Disappearance Of Eleanor Rigby: Him ve Her başlıklarında iki ayrı bakış açısına sahip iki farklı film olarak çıkan yapıt, bu sefer çiftin hayatı yeniden keşfedişini subjektif bir bakış açısıyla yeniden beyazperdeye taşıyor.”

Yönetmenin 2013 yılında Him ve Her olarak çektiği iki filmin birleştirilmiş hali olan Them, bu versiyonundaki kurguyla yoruyor olsa da ortalamanın üstü bir senaryoya sahip. İzlenmesi çok gerekli filmlerden değil ama iyi bir ayrılık filmi izleyenlere tavsiye edebilirim…

Kısa Kısa #21 ? Gerilelim! Gone Girl, The Double, Nightcrawler ve The Treatment

Kısa Kısa #21 ? Gerilelim! Gone Girl, The Double, Nightcrawler ve The Treatment

Karşınızda senenin iyileri arasından seçtiğim 4 gerilim filmi:

Gone Girl / gonegirl Kayıp Kız

  • Yönetmen: David Fincher
  • Tür: Gerilim
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Ben Affleck, Rosamund Pike, Neil Patrick Harris
  • Süre: 149 dk

?Amerika’nın Missouri eyaletlerinden birinde sıcak bir yaz sabahı, Nick ve Amy evliliklerinin beşinci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanmaktadırlar. Fakat o gün Amy aniden ortadan kaybolur. Geri dönmeyince, polisin gözünde kocası Nick tüm şüpheleri üzerine çeker. Nick’in ise kafası karışmıştır zira Amy’ye ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktur ama bir anda kendisini Amy’nin ailesinin haızlradığı bir yardım operasyonu içerisind epiyon olarak bulur! Nick masum olduğu konusunda ısrar etse de üstündeki şüpheleri tamamen yok edemez. Amy’nin hayatta olup olmadığı ise büyük bir muammadır…”

Açıkçası başrolde Ben Affleck olunca minimum beklentiyle izlemeye başladım fakat bence Gone Girl senenin iyilerinden biri olmuş. Yorumların çoğu Fincher gibi bir yönetmen için ortalama ve hatta vasat bir film olduğundan bahsetse de, bence hem komedi hem de gerilim dozuyla gayet ortalamanın üstünde, keyifli bir seyirlik olmuş.

İzlemenizi tavsiye ederim.

The Double / Ötekithedouble

  • Yönetmen: Richard Ayoade
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2013, İngiltere
  • Oyuncular: Jesse Eisenberg, Mia Wasikowska , Wallace Shawn
  • Süre: 93 dk

?Simon’ın işyeri ve evi arasındaki mesafeden ibaret olan hayatı, hayallerini kurduğu kadına ulaşamayarak, annesine tahammül etmeye çalışarak ve en önemlisi çevresi tarafından görmezden gelinerek geçip gitmektedir. Çekingenliği ve içine kapanıklığı kendini daha fazla güçsüz hissetmesinden başka bir sonuca hizmet etmez, yalnızlığı günden güne derinleşir. Bir gün işyerine James adında, tıpatıp kendisine benzeyen bir çalışanın gelmesiyle bu rutinleri yok olmaya başlar. James dış görünüş olarak kusursuz bir şekilde Simon’a benzer, karakter anlamındaysa tam tersidir. James’in karizması, neşeli kişiliği ve centilmen halleri birkaç gün içerisinde çevresindeki herkes tarafından sevilmesini sağlasa da esasında Simon’ın hayatını ele geçirmeye başlamıştır…
Dostoyevski’nin yazdığı dönemde sert eleştirilere maruz kalan eseri Öteki’nin beyazperde uyarlaması olan film, bir adamın yaşarken kendi “öteki”siyle tanıştıktan sonra hayatında erimeye başlayan akli sınırları ve deliliğin kontrolü ele alışını anlatıyor.”

Aylar evvel festivalde izlediğim film, ciddi Wes Anderson izleri taşıyan bir distopya. Retro fütüristik mekanları ile bilinmez bir dünyada Simon ve James ile bizi tanıştıran ve sonra bildiğimiz dünyanın iş hayatına ve sosyal hayatına dair eleştirileri üzerine yoğunlaşan film, Dostoyevski’nin aynı adlı zamansız eserinden uyarlama.

Son dönemin parlayan genç aktörlerinden Jesse Eisenberg’in yine mükemmel iş çıkardığı filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Nightcrawler / Gece Vurgunu nightcrawler

  • Yönetmen: Dan Gilroy
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rene Russo, Riz Ahmed
  • Süre: 117 dk

?Lou Bloom kariyer peşinde, genç ve hırslı bir adamdır. Hayatta “amaca giden her yol mübahtır” düsturunu benimseyen bu hırslı adam, geceleri şehirde yaşanan suç olaylarını tüm açıklığı ile kamerasına kaydetmeye başlar. Şehrin önde gelen televizyon kanallarından birinde gece muhabiri olarak işe girmesi de uzun sürmez. Fakat ne var ki, kariyerinde benimsediği yolun da bir faturası elbet olacaktır… “

Bu sene tüm yapımlar benim önyargılarımı yıkmak için yapılmış sanki. Sıfır beklenti, hatta Jake Gyllenhaal’ın yine bayık bayık bakacağı sıkıcı film negatif beklentisiyle izlediğim film, senenin en iyi işlerinden biriymiş meğerse. Konusu, medya eleştirisi, düşmeyen temposu ve Gyllenhaal’ın yarattığı muazzam karakter ile senenin mutlaka izlenmesi gerekenlerinden.

İyi seyirler,

De Behandeling / The Treatment thetreatment

  • Yönetmen: Hans Herbots
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2014, Belçika
  • Oyuncular: Geert Van Rampelberg, Ina Geerts, Johan van Assche
  • Süre: 125 dk

?Dedektif Nick Cafmeyer mükemmel kariyere sahip, başarılı bir müfettiştir. Ancak dokuz yaşındayken kardeşi Bjorn belirsiz bir şekilde ortadan kaybolunca, karanlık bir bulut çökmüştür yaşamına. Plettinckx ise herkes tarafından tanınan şeytani zevkleri olan bir seksomanyaktır. Dedektif Nick, Plettinckx’i sorgulamaya alır ama delil yetersizliğinden bırakmak zorunda kalır. Nick, kardeşinin bu seksomanyak adamla bir bağlantısı olduğunu düşünür ve amansız bir takip başlar..”

Belçikalı sinemacıların karanlık filmler çekmek konusunda tıpkı İslandinav ülkeleri gibi bir yeteneği var sanıyorum. Film bitsin de bu işkenceden kurtulayım diye dua ettim. Gerilmekten mideme ağrılar filan girdi. Kaldırabilecekseniz izleyin derim…

Wes Anderson’ın Son Bombası : The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli

Wes Anderson’ın Son Bombası : The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli

  • thegrandbudapesthotelYönetmen:  Wes Anderson
  • Tür: Komedi , Dram , Polisiye
  • Yapım: 2013, İngiltere, Almanya 
  • Oyuncular: Ralph Fiennes, Tony Revolori, F. Murray Abraham
  • Süre: 100 dk

?20. yüzyılın başlarında iki savaş arasındaki dönemde geçen hikayede, Avrupa’nın hayali Zubrowka şehrinde bulunan Büyük Budapeşte Oteli’nin ihtişamlı dönemine tanık oluyoruz. Gustave H, otelin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini dahi en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave’ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D.’ye veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D.’nin şatosuna vardıklarında miras bölüşümünün yapıldığı toplantıya denk gelirler. Madame D., Gustave’a miras olarak paha biçilmez bir Rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir?”

Filmi izleyeli sanıyorum bir yıla yaklaştı fakat hala bende bıraktığı tat mevcut. Benim gibi hafıza noksanı bir insanın izlediği bir filmle ilgili duygularını, üzerinden bu denli zaman geçmesine rağmen hatırlaması, filmin etkisinin ciddi bir ölçüsüdür.

En son, yine atmosferi ve hissiyatıyla müthiş bulduğum Moonrise Kingdom’da bıraktığımız Anderson, yine 100 dakika boyunca yarattığı dünyada başımızı döndürüyor. Bir yönetmenin iz bırakabilmesi ve başarılı olması için “ayrı bir dünya yaratması” en önemli kriter. Tıpkı Tarantino ve Tim Burton gibi her filminde renkleri, karakterleri, mekanları, diyalogları ve hikayesi bambaşka bir dünyanın içine seyirciyi bırakan yönetmenin şimdiye kadarki en iyi işlerinden biri The Grand Budapest Hotel.

Kadrosu yıldızlar geçidi gibi olan, her saniyesinde bir başka önemli oyuncunun yer aldığı film, oyunculuklarla göz dolduruyor. Ralph Fiennes, kendisini izlediğin en başarılı performansını sergilerken, Tony Revolori ve  Murray Abraham her sahnelerinde adeta parlıyor.

Absürd bir kara komedi olmasına karşın, komedi dozu yüksek ve kurgusuyla her dakika izleyicinin dikkatini üst düzeyde tutmayı başaran film, masalsı anlatımın en başarılı örneklerinden birini ortaya koyarken, sinemanın enleri arasında kendine şimdiden önemli bir yer edindi.

Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

İf’e Bilet Almaya Çalışırken Neler Oldu?

İf’e Bilet Almaya Çalışırken Neler Oldu?

if-istanbul-2015-f-ankara-genel-790x444Normal şartlarda başlığı okuyan biri, “ne olmuş olabilir canımmm!” diyip şaşırabilir. Fakat söz konusu ülkemizde bir festival ve biletlerin satış noktası da Biletix olunca, hiç bir şey normal şartlarında olması gerektiği gibi olmuyor!

Geçen haftadan beri ateşim var, grip olmuşum, beynim burnumdan akıyor. Buna rağmen, yatağın içinde açtım bilgisayarımı filmlerimi seçtim, üstelik bu sene hepi topu 9 film seçtim, arkadaşlarımla paylaştım. Sonra kim hangi seansa geliyorsa organizasyonu yaptık. Söylendiği üzere 30 Ocak Cuma günü saat 10’da sürüne sürüne de olsa kalktım biletleri alayım diye. Yedi cihan ve sağır sultanlar dahil herkesin bildiği üzere sistemin çökeceğini biliyorduk ama umut fakirin ekmeği…

Saat 10’da Biletix’in sistemi satışa açıldı ama bazı filmlerde… Derken hemencecik 2 filmi sepete ekledim. Baya şaşırdım, bu sene çabuk hallolacak herhalde dedim ama erken konuşmuşum. O iki filmden sonra sistem gitti. Kitlendi. Çöktü. Artık ne olduysa… İki saat boyunca ben bir yandan arkadaşım bir yandan cebelleştik fakat bilet alamadık. Üstüne if’ten açıklama geldi. Bilet satışları yarına ertelendi diye… Olan ateşli ateşli bilet almaya kastığım 2 saatime oldu…

Ertesi gün, 31 Ocak Cumartesi, sabah 10’da yine öksüre, tıksıra, burnumu sile sile geldim internetin başına. Tahmin edin ne oldu? Yine sistem gitti. 9 tanecik bilet için arkadaşım bir bilgisayardan, ben bir bilgisayardan uğraştık. Önce sepete eklenir gibi oldu, sonra silindi gibi oldu, yine eklemeye çalıştık, sonra bir baktık hepsi sepete doluşmuş onlarca bilet! Bu sefer sepetten silmeye uğraştık. Ama tüm bu dediklerim şu hızda: bir butona tıkla, min.5dakika bekle, başka hiç bir yere dokunmadan sabret!

Neyse yine 1 saati geçkin uğraş sonucunda sepetlerimizde almak istediğimiz biletler, onaya basıyoruz ve birbirimize yazıyoruz: sende de beyaz bi kutu çıktı mı? senin ki de 5 dakikadır dondu mu? senin de siyah bir ekrana geçiyor mu? o da 5 dakika sürüyor mu?

Böyle böyle yarım saatten fazla kredi kartıyla ödeme yapmaya çalıştık. Ve 9 seans için biletleri, iki bilgisayardan, iki işlem ile, iki günde ve toplam yaklaşık 4 saatte filan almış olduk.

Yani artık şikayet etmekten, yazmaktan, sesimi duyurmaya çalışmaktan bıkmış vaziyetteyim. Hevesle beklediğimiz festivalleri ve konserleri her seferinde daha başlamadan zehir haline getiren Biletix’le hala çalışılıyor oluşundan, hala bu denli para kazanmalarına karşın bu firma üstünde bir yaptırım yapılamıyor oluşundan, Biletix’in müşteri memnuniyetini senelerdir bir kere bile önemsememesinden, piyasının tekeli olmasından SI-KIL-DIM!

Lütfedip İf’te çektiğimiz bu eziyet sonrasında bizden hizmet bedeli almadılar ama bir şey belirtmek istiyorum: Seneler evvel biletler MyBilet’ten satılırken zaten komisyon, hizmet bedeli filan vermiyorduk!

Bilemiyorum artık bu konuda ne yapılacak. Gönüllü olarak çalışmaya hazırım yeter ki şu işkence bir son bulsun. Yine havaya yazıyor olmak ve Nisan’da film festivali için bilet alırken bu sefer saatlerce kuyruk beklemek istemiyorum!!!

Senenin 2015 olduğunun bir farkına varıp, artık ona uygun ve festivali her sene gönülden destekleyen seyircilere layık bilet satışları yapın lütfen.

Saygılarımla,

 

Biletix ve bilet satışlarıyla ilgili diğer yazılarım için bknz: http://mimarcasanat.com/category/biletixe-tepki

 

Kısa Kısa #20 – Senenin “dahi”leri: The Theory of Everything, Mr.Turner ve The Imitation Game

Kısa Kısa #20 – Senenin “dahi”leri: The Theory of Everything, Mr.Turner ve The Imitation Game

Bu sene iyi “dahi” filmi yaptı… Elimize nereye atsak bir mucit, bir sanatçı, bir bir şey… Bunlar arasından en ses getiren üçü için, buyurun:

The Theory of Everything / Her Şeyin Teorisitheoryofeverythin

  • Yönetmen: James Marsh
  • Tür: Dram, Biyografi
  • Yapım: 2014, İngiltere
  • Oyuncular: Eddie Redmayne, Felicity Jones, Tom Prior
  • Süre: 123 dk

?Film, modern bilim ve teknoloji tarihini değiştiren İngiliz fizikçi ve teorisyen Stephen Hawking’in hayatından bir kesiti ele alıyor. Odak noktası olarak Hawking’in 1965 ve 1991 yılları arasında evli kaldığı ilk eşi Jane Wilde ile olan ilişkini konu alan filmde, öğrencilik yıllarında başlayan ilişkilerine, birlikte bilim adına yaptıklarına ve hastalık teşhisiyle yaşadıkları sarsıntılara tanık olacağız.”

Son olarak My Week with Marilyn ve Les Misérables?de izlediğimiz Eddie Redmayne’nin Hawking’i oynadığı değil, adeta “olduğu” film, çoğunlukla ünlü bilim adamının hastalığına ve duygusal hayatına odaklanmış bir biyografik yapım. Genel anlamda tüm oyuncuların istenilenden fazlasını verdiği ve müzikleriyle akılda kalan filmin final sahnesi dışında kurgusu ve senaryosu pek iç açıcı değil, hatta oldukça sıradan. Hawking’in ilk eşi Jane Wilde’ın kitabına sadık kalan ve bu yüzden eleştrilerin hedefi olan senaryonun uyarlama dalında, Redmayne ve Jones en iyiler dalında aday olduğu, ayrıca en iyi özgün müzik ve en iyi film dallarında da Oscar adaylığı bulunan filmin akıbetini hep birlikte göreceğiz.

Benim fikrime göre sadece Eddie Redmayne’in performansı ve Hawking’in hayat azmi için izlenebilecek ortalama bir film…

The Imitation Gametheimitationgame

  • Yönetmen: Morten Tyldum
  • Tür: Dram, Biyografi
  • Yapım: 2014, İngiltere, ABD
  • Oyuncular: Benedict Cumberbatch, Keira Knightley, Matthew Goode
  • Süre: 114 dk

?Ünlü matematik dehası Alan Turing’in hayatının anlatıldığı filmde, Turing’i Benedict Cumberbatch canlandırıyor. Filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların şifreli haberleşmelerinin kodlarını çözen Alan Turing’in Nazileri durdurma başarısı anlatılıyor.”

Yine bir dahinin konu edildiği film, Alan Turing’in tüm hayatına değil, sadece bir bölümüne dair bölümler içeriyor. Sherlock Holmes rolü ile tüm dünyada büyük hayran kitlesi kazanan Benedict Cumberbatch’in başrolünde olduğu film, merkezine savaş sırasındaki şifreli haberleşmelerin çözülmesini koyuyor olsa da dönemin İngiltere’sinde eşcinsellerin yaşadıklarına da odaklanıyor.

Gerek oyunculukları, gerek senaryo,kurgu ve görselliğiyle eli yüzü düzgün ve sakin bir iş olan ve de sonuna kadar büyük bir zevkle izlenen film, senenin iyileri arasında. İyi seyirler,

 Mr.Turner / Bay Turnermrturner

  • Yönetmen: Mike Leigh
  • Tür: Dram, Biyografi
  • Yapım: 2014, İngiltere
  • Oyuncular: Timothy Spall, Paul Jesson, Dorothy Atkinson
  • Süre: 150 dk

?Manzara ve doğa olaylarını resmettiği yağlıboya ve suluboya tablolarıyla tanınan, Romantizm akımının en önde gelen sanatçılarından biri olarak kabul edilen, aynı zamanda Empresyonizm akımının da öncülerinden olan İngiliz ressam J.M.W. Turner’ın hayatı ilk defa bu kadar detaylı bir biçimde beyazperdeye taşınıyor!

Yaşadığı dönemde, hayatı en çok merak edilen sanatçılardan biri olan 19. yüzyılın en sevilen ressamlarından biri olan Turner’ın yapmış olduğu seyahatleri, sanatının içeriğini, sosyal çevresini ve aşk hayatını perdeye taşıyan film; ünlü ressamın hayatının son 25 yılını konu alıyor.

Londra’da dönemin sanat dünyasını da gözler önüne seren film, Turner’ın yaşlı babası, birlikte yaşadığı hizmetçisi, metresi ve iki yetişkin kızı ile olan ilişkisini ön plana alıyor.”

Söze bu şekilde başladığım için üzgünüm ama benim gibi bir obsesif için izlemesi zor filmlerden biriydi. Nedeni ise filmin başından sonuna kadar homurdanan Timothy Spall ve diyalogların yarısı kadar yer kaplayan “indeed” kelimesi. O yıllarda İngilizler henüz “ok, yes, all right” gibi kelimeleri keşfetmemişler sanırım, vara yoka “indeed” dediler, bitmek bilmedi… Bir noktadan sonra konuşulanları kaçırıp, kelimeyi her söylediklerinde atak geçirdim sanıyorum.

Neyse kişisel hassasiyetlerim bir yana, Cannes’dan ödülle dönen Spall, kariyerinin en iddialı işlerinden birine imza atıyor. Yönetmen Mike Leigh ise elindeki oyuncunun kıymetini bilerek ona adeta yaşabileceği bir arka plan sunuyor. Kusursuz görselliği, ışık kullanımı ve deneyimli oyuncu kadrosunun toplu başarısı filmin en büyük artıları. Konu sanatçılar olduğunda biyografik yapımları ve belgeselleri izlemeye doyamadığımdan ben pek fazla sıkmamış olsa da süresinin bir miktar uzun olduğu söylenebilir fakat buna rağmen, özellikle ilgililerine, senenin izlenmesi gereken yapımlarından olduğunu belirtmek isterim.

İyi seyirler,

87.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Tahminler ve Kazananlar

87.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Tahminler ve Kazananlar

oscarMerhaba! Bu yıl diğer yıllardan farklı olarak, adayların açıklandığı gün (15 Ocak) hemen hemen tüm filmleri izlemiş olmanın verdiği haklı gururu taşırken, öte yandan henüz onda birinin bile yorumunu yazamamış olmanın sıkıntısındaydım. Durum pek de değişemedi, maalesef tüm yazıları yetiştiremedim.

Saatler yaklaştı, tahminlerim ve minik yorumlarım aşağıda. Merakla ne olup biteceğini izlemek istiyorum. Ayrıca Yekta Kopan, seni görmek ne güzel!

Happy Oscars!!!

oscar2015-04En İyi Film (Best Picture)

İlk 3 dışındaki filmler şahsen senenin en iyileri arasında bile yer almamalıydı bence ama Whiplash, Birdman ve The Grand Budapest Hotel’den hangisi alırsa alsın çok mutlu olacağım.

  1. Whiplash – Birdman – The Grand Budapest Hotel   ———————————- Birdman
  2. American Sniper
  3. Boyhood
  4. The Theory of Everything
  5. The Imitation Game
  6. Selma

En İyi Yönetmen (Directing)

oscar2015-05 Sözlerime bu listede Damien Chazelle’in olmayışının sitemiyle başlamak istiyorum. Zira Whiplash ile çıkardığı iş çok iyiydi ama artık yapacak bir şey yok.

Adaylarımıza gelirsek Foxcather ve The Imitation Game yönetmenlik açısından ortalamanın üstüne çıkamayan filmler bana kalırsa. O nedenle üzerlerinde bile durmuyorum.

Boyhood önceleri bir fırtına gibi esse de, film izlendikçe havası sönmüş gibi gözüküyor. Zira 12 senede çekilmiş olması dışında pek de esprisi yok. Zaten Linklater’ın bu adaylığını da sırf senelerce süren çabasına karşılık lütfetmişler gibi gözüküyor. Başka aday olmadığından üçüncü sıraya koydum ama benim gözümde pek bir değeri olmadığını söylemeliyim.

Son ikiye geldiğimizde ise bu sene hemen her kategoride yaşadığım sıkıntıyı yaşıyorum. Wes Anderson’un başarısı herkesin dilinde. Hem teknik açılardan hem kurgu ve prodüksiyon anlamında hem farklı hem de dikkat çekici bir iş başardı. Fakat Inarritu’da Birdman’daki kamera tekniği ve senaryoyu işleyişiyle gönüllerimizde taht kurdu.

Ödülün muhtemel sahibi Inarritu gibi gözükse de benim için iki isimden birinin olması kafidir.

  1. Wes Anderson | The Grand Budapest Hotel
  2. Alejandro González Iñárritu | Birdman ———————————-
  3. Richard Linklater | Boyhood
  4. Bennett Miller | Foxcatcher
  5. Morten Tyldum | The Imitation Game

En İyi Erkek Oyuncu (Actor In a Leading Role)

oscar2015-03Oyunculuk kategorilerini kendi içimde hep şöyle değerlendiriyorum. Bu oyuncu yerine başkası oynasa da olur muydu? Bu sorunun cevabı kesinlikle hayırsa, o oyuncu bir kaç puan önde demektir.

Bu sorumdan yola çıkarak sondan başa gelmem gerekirse Benedict Cumberbatch’ın donuk oyunculuğu kesinlikle son sıramda.  Üzerine yorum yapacak bir performans bile yok ortada.

Foxcatcher’ı henüz izlemedim ama tüm yorumlar Steve Carell’ın performansının ortalama olduğu yönündeydi, dolayısıyla kendisi 4.sırada.  Bradley Cooper’ı ise umarım ömrümün bir döneminde iyi oyuncu olarak görebilirim ama benim için hala vasat-orta arasında.

Michael Keaton’un Birdman performansı gerçekten senenin en iyilerinden fakat Eddie Redmayne’in inanılmaz başarısı, başta sorduğum sorunun tam olarak cevabı. Başka kimse  Hawking’i Redmayne gibi oynayamazdı. O yüzden ödülü kendisinin alması gerektiğini düşünüyorum.

Bu arada bu listeye The Double’daki performansı ile Jesse Eisenberg ve Frank’deki performansı ile Domhnall Gleeson eklenebilirdi sevgili akademi.

  1. Eddie Redmayne | The Theory of Everything  ———————————-
  2. Michael Keaton | Birdman
  3. Bradley Cooper | American Sniper
  4. Steve Carell | Foxcatcher
  5. Benedict Cumberbatch | The Imitation Game

En İyi Kadın Oyuncu (Actress In a Leading Role)

oscar2015-01Herkes bu sene iyi oyunculukların azlığından yakınmış olsa da, başrolünde kadınların olduğu ve aşağıda adaylar arasında da olan 3 isim benim için bu senenin en iyi işlerine imza attılar. Az olsun öz olsun mantığıyla yaklaştığım kategoride Felicity Jones’u en sona yerleştirdim. Seyirciye duygu geçirmek konusunda, müthiş gözlerinin de büyük katkısıyla, başarılı olduğunu düşünsem de kendisini izlediğim performanslarında hep bir derece tutuk olduğunu düşünüyorum. Henüz hayatının rollerini oynamadı gibi geliyor bana.

Rosamund Pike, Gone Girl’deki performansıyla sonuna kadar övgüleri hak ediyor olsa da, sırasının daha iyi adaylar olduğu için 4’te kaldığını belirtmeliyim. Sanıyorum kusursuza yakın bir oyunculuktu. Hiç bir detay veremiyorum, zira filmin süprizi kaçıyor.

Sıra son üçlüye geldiğinde Reese Witherspoon’u 3. sıraya koydum. Tek başına sırtladığı filmde çok iyi bir iş çıkarıyor, ve hatta kariyerinin en iyi performansına imza atıyor, olsa da biraz tutuk ve duygusuz bulduğumu söyleyebilirim. Belki sadece film özelinde eleştiriyor olsam bu kusurları bulmazdım fakat diğer iki adayla yan yana düşününce bu eksikler ortaya çıkıyor.

Julianne Moore’un heykeli alacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Aslında benim sıralamamda da hem Cotillard hem Moore aynı sırada, fakat Cotillard’ın duygusunu daha çok geçirebildiğine inanıyorum, o yüzden kendisini burun farkıyla 1.sırama yerleştirdim. Hangisi kazanırsa kazansın sevineceğim.

Bu arada Felicity Jones yerine bu yarışta Big Eyes’taki dokunaklı performansıyla Amy Adams olmalıydı diye düşündüğümü de belirtmeliyim.

  1. Marion Cotillard | Two Days, One Night
  2. Julianne Moore | Still Alice  ———————————-
  3. Reese Witherspoon | Wild
  4. Rosamund Pike | Gone Girl
  5. Felicity Jones | The Theory of Everything

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Actor In a Supporting Role)

oscar2015-06Akademidekilerin aday seçimlerine hayranım! Mark Ruffalo ve Ethan Hawke canımız ayrı konu ama aday olacak ne yaptılar? Soru işareti? Robert Duvall ve Edward Norton’ın performansları ise ortalamanın üstündeydi evet ama J.K.Simmons i-na-nıl-maz-dı! Sokakta ıslık çalarken karşıma çıksa, arkama bakmadan kaçarım. Aktör filan değil bence hala Fletcher!

  1. J.K. Simmons | Whiplash  ———————————-
  2. Robert Duvall | The Judge
  3. Edward Norton | Birdman
  4. Ethan Hawke | Boyhood
  5. Mark Ruffalo | Foxcatcher

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Actress In a Supporting Role)

oscar2015-02Hiç bir adayın ödüle layık olmadığını düşündüğüm dala geldi sıra! Hepsini 5. sıraya koyabilirdim, o derece saçma buluyorum adayları. Ama yine de sırayla gitmek gerekirse;

Merly Streep bir saniye görünüp “meraba televole” dese bile aday oluyor artık. Bir tür totem haline getirdi akademi kadını. Ultra saçma bir adaylık. Ciddiye bile alamadım.  Benzer şekilde iyi bir oyuncu olduğunu bile düşünmediğim Keira Knightley her zamanki vasat-orta arası performansıyla bu listede olmamalıydı bile.

Boyhood’u öyle senenin en iyi filmi filan diye yüceltip sevenlerden değilim. Hatta 12 yılda çekilmesi dışında pek bir esprisi bile yok bence. Filmin fazlaca yüceltilmiş isimlerinden biri de Patricia Arquette oldu. Bana kalırsa tekdüzelikte rekora koşan performansıyla aday olması bile oldukça saçmayken, kulislerde ödülü alacağı konuşuluyor. Umarım böyle haksız bir başarı yakalamaz.

Laura Dern’in Wild’daki performansını bir miktar abartılı ve absürd bulsam da bir şekilde duyguyu geçirdiğini düşünüyorum. Emma Stone’un performansıyla ilgiliyse kafam çok karışık. Zira kendisi mi rolü parlatamadı yoksa karakter çok mu hikayeden kopuktu kısmında soru işaretleri içindeyim. Yine de umut vaad ettiğini düşünüyorum. Madem adaylar bunlar, bari Dern ve ya Stone arasından biri ödülü kucaklasın isterim.

Bana kalırsa bu sene bu dala aday olması gereken iki isim vardı: Birincisi, Snowpiercer’daki müthiş başarısıyla Tilda Swinton. İkincisi ise Nightcrawler’daki başarılı performansıyla Rene Russo. Fakat olmadı. Kötülerin arasından kötülerin iyisini seçmeye çalışıyoruz.

  1. Laura Dern | Wild
  2. Emma Stone | Birdman
  3. Patricia Arquette | Boyhood  ———————————-
  4. Keira Knightley | The Imitation Game
  5. Meryl Streep | Into the Woods

En İyi Özgün Senaryo (Writing (Original Screenplay))

Foxcatcher ve Boyhood konu dışı. Nightcrawler’ı senaryo olarak çok beğenmiş olsam da Birdman ve The Grand Budapest Hotel varken maalesef esamesi okunmuyor.

  1. The Grand Budapest Hotel | Wes Anderson ve Alec Guinness
  2. Birdman | Alejandro González Iñárritu, Nicolas Giacobone, Alexander Dinelaris ve Armando Bo  ———————————-
  3. Nightcrawler | Dan Gilroy
  4. Foxcatcher | E. Max Frye ve Dan Futterman
  5. Boyhood | Richard Linklater

En İyi Uyarlama Senaryo ( Writing (Adapted Screenplay))

Whiplash!

  1. Whiplash | Damien Chazelle
  2. Inherent Vice | Paul Thomas Anderson
  3. American Sniper | Jason Hall
  4. The Theory of Everything | Anthony McCarten
  5. The Imitation Game | Graham Moore  ———————————-

En İyi Kurgu (Film Editing)

Her şeyden önce Boyhood’un en kötü kurgu adayı olması gerektiğini düşünüyorum.  Heykeli TGBH’e versinler, geçelim…

  1. The Grand Budapest Hotel | Barney Pilling
  2. Whiplash | Tom Cross  ———————————-
  3. The Imitation Game | William Goldenberg
  4. American Sniper | Joel Cox ve Gary Roach
  5. Boyhood | Sandra Adair

En İyi Görüntü Yönetimi (Cinematography)

  1. Mr. Turner | Dick Pope
  2. The Grand Budapest Hotel | Robert D. Yeoman
  3. Birdman | Emmanuel Lubezkiv  ———————————-
  4. Ida | Ryszard Lenczewski ve Lukasz Zal
  5. Unbroken | Roger Deakins

En İyi Prodüksiyon Tasarımı (Production Design)

  1. The Grand Budapest Hotel | Adam Stockhausen ve Anna Pinnock  ———————————-
  2. Mr. Turner | Suzie Davies ve Charlotte Watts
  3. Interstellar | Nathan Crowley, Gary Fettis ve Paul Healy
  4. Into the Woods | Dennis Gassner ve Anna Pinnock
  5. The Imitation Game | Maria Djurkovic ve Tatiana Macdonald

En İyi Kostüm Tasarımı (Costume Design)

  1. The Grand Budapest Hotel | Milena Canonero  ———————————-
  2. Mr. Turner | Jacqueline Durran
  3. Into the Woods | Colleen Atwood
  4. Inherent Vice | Mark Bridges
  5. Maleficent | Anna B. Sheppard & Jane Clive

En İyi Özgün Müzik (Music (Original Score))

En İyi Özgün Şarkı (Music (Original Song))

  • ?Everything Is Awesome? | The Lego Movie
  • ?Glory? | Selma  ———————————-
  • ?Grateful? | Beyond the Lights
  • ?I?m Not Gonna Miss You? | Glen Campbell: I?ll Be Me
  • ?Lost Stars? | Begin Again

En İyi Makyaj & Saç Tasarımı ( Make Up  & Hairstyling )

  1. The Grand Budapest Hotel  ———————————-
  2. Guardians of the Galaxy
  3. Foxcatcher

En İyi Ses Kurgusu (Sound Editing)

  1. Birdman
  2. Interstellar
  3. Unbroken
  4. The Hobbit: The Battle of the Five Armies
  5. American Sniper  ———————————-

En İyi Ses Miksajı (Sound Mixing)

  • American Sniper
  • Birdman
  • Interstellar
  • Unbroken
  • Whiplash  ———————————-

En İyi Görsel Efekt (Visual Effects)

  1. Dawn of the Planet of the Apes
    Guardians of the Galaxy
  2. Interstellar  ———————————-
  3. Captain America: The Winter Soldier
  4. X-Men: Days of Future Past

Yabancı Dilde En İyi Film (Foreign Language Film)

  • Ida (Polonya)  ———————————-
  • Leviathan (Rusya)
  • Tangerines (Estonya)
  • Timbuktu (Moritanya)
  • Wild Tales (Arjantin)

En İyi Animasyon (Animated Feature Film)

  1. How to Train Your Dragon 2
  2. Big Hero 6  ———————————-
  3. Song of the Sea
  4. The Tale of the Princess Kaguya
  5. The Boxtrolls

En İyi Belgesel (Documentary Feature)

  • CitizenFour  ———————————-
  • Finding Vivian Maier
  • Last Days in Vietnam
  • The Salt of the Earth
  • Virunga

En İyi Kısa Film (Short Film (Live Action))

  • Aya | Oded Binnun ve Mihal Brezis
  • Boogaloo and Graham | Michael Lennox ve Ronan Blaney
  • Butter Lamp (La lampe au beurre de yak) | Hu Wei ve Julien Féret
  • Parvaneh | Talkhon Hamzavi ve Stefan Eichenberger
  • The Phone Call | Mat Kirkby ve Kames Lucas  ———————————-

En İyi Kısa Animasyon (Short Film (Animated))

  • The Bigger Picture | Daisy Jacobs ve Christopher Hees
  • The Dam Keeper | Robert Kondo ve Dice Tsutsumi
  • Feast | Patrick Osborne ve Kristina Reed  ———————————-
  • Me and My Moulton | Torill Kove
  • A Single Life | Joris Oprins

En İyi Kısa Belgesel (Documentary Short)

  • Crisis Hotline: Veterans Press 1  ———————————-
  • Joanna
  • Our Curse
  • The Reaper (La parka)
  • White Earth
Kısa Kısa #19 – 2013’ten Kalanlar: Starred Up, The Invisible Woman, The Book Thief ve Night Moves

Kısa Kısa #19 – 2013’ten Kalanlar: Starred Up, The Invisible Woman, The Book Thief ve Night Moves

Yine Oscarlar yaklaşıyor ve ben yine izlediğim tüm filmlerin yorumlarını buraya yazmaya çalışırken helak olacağım ama yapacak bir şey yok. Neticede silah zoruyla yazdırmıyorlar, para kazandığım da yok, sırf kendi zevkime kendimle yarışıyorum. Bu sefer 2013’ten kalan 4 film ile ilgili yorumlarımı ileteceğim:

starredup Starred Up / Yüksek Risk

  • Yönetmen: David Mackenzie
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2013, İngiltere
  • Oyuncular: Jack O’Connell, Rupert Friend, Ben Mendelsohn
  • Süre: 105 dk

?Şiddet olaylarına karıştığı için çocuk hapishanesine düşen fakat kısa sürede şiddete duyduğu şaşırtıcı eğilim nedeniyle yetişkin bölümüne transfer edilen Oliver’ın öyküsüne odaklanan filmde, Oliver, yerleştirildiği bu yeni bölümde, babasının başına gelenler hakkında bir şeyler bilen bir kişiyle tanışır. Oliver, her adımda babasının başına gelen olayların sır perdesini aralarken, tahmin bile edemeyeceği bir öykünün öznesi haline gelecektir. ?

En iyi hapishane filmleri arasında yerini alan Starred Up, Perfect Sense ve Spread filmlerinden hatırladığım İngiliz yönetmen David Mackenzie’nin son işi. Şiddet içeren sahneleri ile gözümüze sokulan gerçeklik, Jack O’Connell’ın pek beğendiğim performansı, müziksiz ve kadınsız olması en aklımda kalanlar. İzlerken bu denli içine girdiğim, neredeyse yaşadığım film sayısının az olduğunu düşünürsek, benden büyük bir geçer not alan filmi izledikten sonra bir müddet etkisinden çıkamadım.

2013’ün izlenmesi gereken filmlerinden.

theinvisiblewomanThe Invisible Woman / Görünmeyen Kadın

  • Yönetmen: Ralph Fiennes
  • Tür: Biyografik, Romantik
  • Yapım: 2013, İngiltere
  • Oyuncular: Ralph Fiennes, Felicity Jones, Kristin Scott Thomas
  • Süre: 111 dk

?Kariyerinin en parlak günlerini yaşayan Charles Dickens, genç ve güzel bir kadınla tanışır. Ünlü yazara aşkla bağlı olan kadın, Dickens?ın ölümüne kadar onun gizli sevgilisi olarak kalacaktır. Yönetmenliğini Ralph Fiennes?ın üstlendiği film, Claire Tomalin?in kitabından Abi Morgan tarafından uyarlandı.”

Dönem filmlerini izlerken çoğunlukla sıkılıyorum. Her ne kadar konu büyük usta Charles Dickens olsa da, Felicity Jones dünyanın en duygulu ve aşık bakan kadınını oynamayı başarsa da, çok dikkat çekici ve güzel bir sanat yönetimi olsa da bu filmde de çok sıkıldım. Süresi uzun geldi, bitse de gitsek diye bekledim.

thebookthiefThe Book Thief / Kitap Hırsızı

  • Yönetmen: Brian Percival
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2013, ABD, Almanya
  • Oyuncular: Geoffrey Rush, Emily Watson, Sophie Nélisse
  • Süre: 131 dk

?Liesel Meminger?in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya?da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir  bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir?”

İlk cümlede sinematografiyi ayakta alkışladığımı belirtip övgü sıramı hemen savuyorum. Zira Geoffrey Rush’ın başarılı performansına rağmen tüm Almanların mükemmel İngilizce konuşmasıyla ilk golü kendine atan, tam derinleşip filmin içine girecekken bölük pörçük kurgusuyla dikkatinizi dağıtarak ikinci golü de kendine atan film malesef beklentilerimi karşılamayan, vasat-orta bir İkinci Dünya Savaşı filmi olarak aklımda kaldı.

nightmovesNight Moves / Gece Planı

  • Yönetmen: Kelly Reichardt
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Jesse Eisenberg, Dakota Fanning, Peter Sarsgaard
  • Süre: 117 dk

?Üç çevre aktivisti Josh, Dena ve Harmon yaşadıkları toprakların geleceği için endişelenen ve dahası isyan eden insanlardır. Çevrelerindeki insanların umursamazlığı canlarına tak etmiştir, bir şeyler yapmak için harekete geçmek gerektiğini hissederler. Farklı toplumsal tabanlardan gelen bu üçlü dikkat çekmek amacıya beraber bir barajı havaya uçurmayı planlarlar.”

Popüler filmlerin seyircileri için oldukça yavaş ve sıkıcı sayılabilecek, fakat ben gibi bağımsız sinemaya da ucundan da olsa gönül vermiş seyircilerin ayakları yere basan ve soğukkanlı bulacağı film, son dönemin en başarılı oyuncularından Jesse Eisenberg’in ve pek beğendiğim Peter Sarsgaard’ın kendinden emin oyunculukları ve Amerikan bağımsız sinemasının önemli yönetmenleri arasında anılan Kelly Reichardt’ın yönetmenliği ve senaristliğinde senenin oldukça iyi işlerinden biri.

İzlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #18 – Romantik Komediler: That Awkward Moment, Cuban Fury ve The Other Woman

Kısa Kısa #18 – Romantik Komediler: That Awkward Moment, Cuban Fury ve The Other Woman

Biraz da kafamızı boşaltacağımız, elimizde bir işlerle uğraşırken (ki benim için hemen her filmde genelde öyle oluyor!) bir yandan da sempatik hikayeler bulacağınız, hoş vakit geçirebileceğiniz bazı romantik komedileri seçtim. Bazen ağır konular ve aksiyonlardan sıkılınca, bu tip filmler izlemek çok hoşuma gidiyor. Her zaman kalite, etkileyicilik, inanılmaz oyunculuklar filan beklemek olmaz değil mi? Buyurun:

That Awkward Momentthatawkwardmoment

  • Yönetmen: Tom Gormican
  • Tür: Romantik, Komedi
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Zac Efron, Miles Teller, Michael B. Jordan
  • Süre: 95 dk

“Beraber yaşayan ve üç iyi dost olan Jason, Daniel ve Mikey ilişkilerinde herkesin sorduğu o malum soruda tıkanmışlardır: Peki şimdi ne olacak? “

Erkeklerin bakış açısıyla ilişkiyi anlatmaya çalışan, bunu anlatırken de esprileriyle seyirciyi güldürmeyi amaçlayan bir film olmuş That Awkard Moment. Son dönemin popüler genç erkek oyuncularından; yakışıklı Zac Efron, yetenekli Michael B.Jordan ve çok beğendiğim ve bir süredir takibe aldığım Miles Teller beklenen performansı veriyorlar.

Keyifli seyirler,

cubanfuryCuban Fury

  • Yönetmen: James Griffiths
  • Tür: Romantik, Komedi
  • Yapım: 2014, İngiltere
  • Oyuncular: Nick Frost, Rashida Jones, Chris O’Dowd
  • Süre: 98 dk

“13 yaşındaki Bruce Garrett dansa üstün bir yeteneği olan ve UK Salsa turnuvasına katılmak için İngiltere’ye giden genç bir dansçıdır. Londra sokaklarında bir olaya karıştıktan sonra kendini kaybedince o an itibarıyla umut vaadeden kariyeri sonlanır ve hayatı planladığından başka bir yöne doğru evrilir. Aradan 22 yıl geçer ve halen gerek bedenen gerekse ruhen çökmüş durumdadır. Bu esnada hayatına zeki, eğlenceli ve güzel bir kadın olan yeni patronu Julia girer. Bruce her geçen gün daha fazla hayranlık duyduğu bu kadının kendisi için çok fazla olduğunu düşünmeden edemez. Julia ise kendi problemleriyle boğuşmaktadır. Bruce, Sam’in telkinleri sayesinde dansa geri dönecek ve yıllarca içinde gömülü olan en büyük korkusunu yenmeye çalışacaktır.”

Yönetmenin ilk uzun metraj filminde, sırtını deneyimli oyuncu Nick Frost’a dayayan, izleyicilere keyifli vakit geçirmek dışında bir şey vaad etmeyen, müzik ve dans içeren bir hafif komedi, hafif romantik film. Keyifli seyirler,

theotherwomanThe Other Woman / Öteki Kadın

  • Yönetmen: Nick Cassavetes
  • Tür: Romantik, Komedi
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Cameron Diaz, Leslie Mann, Kate Upton
  • Süre: 109 dk

“Mutlu ve huzurlu bir evliliği olduğuna inanan Kate King, dışardan bakıldığında gayet sakin bir hayat sürmektedir. Avukatlık yapan Carly ise mükemmel bir ilişkisi olduğuna inanmaktadır.
Bir gün Carly, sürpriz yapmak için sevgilisi Mark’ın kapısını çalar ve karısı Kate ile karşılaşır!  Tesadüfen tanışan ve her ikisi de aldatıldığını öğrenen Carly ve Kate tuhaf bir duruma düşmüşlerdir. Zamanla aralarında ilginç bir arkadaşlık gelişmeye başlar. İntikam için planlar kurarken, Mark’ın bir tek onlarla ilişki yaşamadığını fark ederler. Adamın ustalıkla sakladığı gerçekler bir bir ortaya çıkacaktır. Kendilerinden daha genç olan ikincisi sevgilisi Amber’a da durumu anlattıklarında, intikam üçlüsü tamamlanmış olur! Carly’nin acımasızlığı, Kate’in kıvrak zekası ve Amber’ın cazibesi bir araya gelmiştir. Mark’ın yaşa dışı para aktarımlarından haberdardırlar ve bu yolu kullanarak onun hayatını karartmaya ant içerler! “

That Awkward Moment’ın aksine bu sefer kadınların bakışıyla ilişkileri anlatan bir film The Other Woman. Fakat üstte bahsettiğim diğer iki filmin aksine keyifli zaman geçirmek için bile izlenemeyecek derecede komedi dozu düşük ve tüm umudunu güzel kadınlara bağlayan bu film yerine Sex and the City’leri tekrar izlemek daha keyifli olabilir. Bence film vakit kaybı ama Kate Upton’ı 100 dakika izlemek isterseniz, ona saygım var.

Kısa Kısa #17- 2014 Dünya Sinemasından Romantik Dramlar: Highway, Hoje Eu Quero Voltar Sozinho ve Dabba

Kısa Kısa #17- 2014 Dünya Sinemasından Romantik Dramlar: Highway, Hoje Eu Quero Voltar Sozinho ve Dabba

Yeni yılın ilk yazısındaki komedilerden sonra bu yazıda dram ve gerilim filmlerinden seçkiler yaptım. Soğuk günlerde battaniye altından izlemelik… İyi seyirler,

Highwayhighway

  • Yönetmen: Imtiaz Ali
  • Tür: Dram, Romantik, Macera
  • Yapım: 2014, Hindistan
  • Oyuncular: Alia Bhatt, Randeep Hooda, Durgesh Kumar
  • Süre: 133 dk

“Düğününden hemen önce, genç bir kadın fidye için kaçırılır. Zaman geçtikçe, onu kaçıranla arasında garip bir bağ oluşur.”

İzleyecek bir şey bulamadığım bir gün tesadüfi olarak açtığım film, oldukça hoşuma giden bir yol hikayesiyle tanıştırdı beni. Klasik Hint filmlerine pek benzemeyen, daha ziyade bağımsız sinemaya göz kırpan filmde, Hindistan’ın ilgi çekici coğrafyası arka planda müthiş manzaralar sunarken, hikaye ülkedeki ekonomik sınıf farklılıklarına parmak basıyor.

Son dönemde izlediğim en umut verici oyunculuklardan birine imza atan 1993 doğumlu genç oyuncu Alia Bhatt ve yönetmen Imtiaz Ali’yi bundan sonra da takip etmeye çalışacağım. Özellikle yeni dönem Hint filmlerinin meraklılarına, izlemelerini tavsiye ederim.

Hoje Eu Quero Voltar Sozinho / The Way He Looks/  Bugün Eve Yalnız Dönmek İstemiyorumbugüneveyalnızdönmekistemiyorum

  • Yönetmen: Daniel Ribeiro
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, Brezilya
  • Oyuncular: Ghilherme Lobo, Fabio Audi, Tess Amorim
  • Süre: 94 dk

“Leonardo, baskıcı annesinin gözetimi altında yaşamaktan bunalan ve her an özgürlük arayışında olan görme engelli bir gençtir. En iyi arkadaşı Giovana’nın öğrenci değişim programı dahilinde şehirden uzaklaşması sonrasında iyice yalnızlaşan Leonardo, bu hayal kırıklığını kasabaya ve sınıflarına yeni gelen Gabriel ile tanışmasının ardından tamir eder. Gabriel, Leonardo’nun o güne dek yaşadığı hayatı tamamen değiştirecektir.”

Genç sinemacı Daniel Ribeiro’nun uzun metrajda ilk yönetmenlik ve senaristlik deneyimi olan film, normalde 3 film çıkacak kadar konuyu bir arada topluyor. Engelli, eşcinsel ve ergenlik dönemindeki bir gencin hikayesini oldukça naif ve sakin bir biçimde, arkadaşlıklar üzerinden anlatan yönetmen ilk filminde oldukça başarılı bir iş çıkarırken, genç oyuncuların ve özellikle Ghilherme Lobo’nun performansı alkışı hakediyor.

Senenin izlemenizi tavsiye edeceğim yapımlarından.

Dabba / The Lunchbox / Sefertasıthelunchbox

  • Yönetmen: Ritesh Batra
  • Tür: Romantik
  • Yapım: 2014, Hindistan, Fransa, Almanya
  • Oyuncular: Irrfan Khan, Nimrat Kaur, Nawazuddin Siddiqui
  • Süre: 102 dk

“Bombay’da meşhur bir gelenek: 5000 dabba (sefer tası) dağıtıcısının oluşturduğu bir topluluk var. Bu babadan oğula geçen bir meslek. Her sabah bu dağıtıcılar kadınların evde yaptıkları sıcak yemekleri eşlerinin iş yerlerine taşıyorlar ve boş kutuları da akşama doğru eve geri getiriyorlar. 120 yıldır işyerlerinde ev yemeği lüksleri var. Harvard üniversitesi bu konuda bir araştırma yapmış, 8 milyon sefertasının yalnızca 1 tanesi yanlış adrese gidiyormuş. İşte bu film, o 1 tanenin hikayesi!
Yanlış ulaştırılan bir sefer tası Ila Singh’ten, Saajan Thomas’a ulaşınca bu yanlışlık iki insanı biraraya getirir ve aralarında hayali bir ilişki başlar. Kadın, gizemli karşı tarafa yemekler pişirerek onunla iletişim kurmaktadır. Sefertasının içine koydukları notlarla yazışmaktadırlar. Bu notlarda hayalgüçlerini o kadar zorlarlar ki adeta gerçek hayattan koparlar. Bu film, hayal ettiğimiz hayat ve gerçek hayatı karşılaştırırken hayalleri gerçeğe dönüştürme cesaretinden de bahseder.”

Filmekimi’nde izleme şansı bulduğumuz film, Amerika’da yılın en çok izlenen yabancı filmi oldu. Daha önce Life of Pi ve Slumdog Millionaire’de de izlediğimiz Bollywood’un ünlü oyuncusu Irrfan Khan’ın başrolünü paylaştığı Sefertası, oldukça sakin ama derin bir film. Yönetmenin ilk uzun metraj işinde hikayeyi, iki karakterin de derinlerine inerek ve iş hayatı, umutsuzluk, yalnızlık, sosyal farklar gibi konuları da yanına ustaca ekleyerek işlemesi ve üzerine bu denli gerçekçiliği büyük bir sadelikle yakalaması övgüleri hakediyor.

Anaakıma yakın Hint sinemasının başarılı örneklerinden biri.

İzlemenizi tavsiye ederim.

Kısa Kısa #16- 2014 Komedilerinden Chef, Tammy ve The Interview

Kısa Kısa #16- 2014 Komedilerinden Chef, Tammy ve The Interview

Yeni yılın ilk yazısında izleyenleri keyiflendirecek komedileri ele almak istedim. Mutlu bir sene geçirmenizi dilerim.

İyi seyirler,

Chef / Şef

  • şef Yönetmen: Jon Favreau
  • Tür: Komedi
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Jon Favreau, Sofia Vergara, John Leguizamo
  • Süre: 114 dk

“Carl Casper şık bir restoranda çalışan bir baş aşçıdır. Kendi mutfağına ait yemekleri nefistir ama lokantanın menüsüne bağımlı çalıştıkça yaratıcılığı ve ona bağlı olarak da yemeklerinin lezzeti düşüşe geçer.  Üstelik önemli bir gurmenin yemekleri hakkında yaptığı olumsuz eleştiriler Carl için bardağı taşıran son damla olur. Yeteneğine rağmen kariyerinde düşüşe geçtiğini hisseden Carl’a tam da bu dönem bir teklif gelir: ikinci el bir bir yemek karavanı al ve kendi  işinin patronu ol! Oğlu Percy ve eski bir arkadaşı olan Martin?in yardımıyla Carl Amerika yollarında yemeğe ve yeni lezzetlere ve de en önemişi hayata dair tutkusunu yeniden keşfedecektir.”

Özellikle gastronomi merakı olan seyircileri içine çeken filmi tanımlamak için bence tek bir kelime yeterli: samimi! Hem senaristliğini hem yönetmenliğini hem de baş rolünü üstlendiği filmi ile önce samimiyeti sonra gerçekçiliği yakalayan Jon Favreau, adeta gerçek bir şef olduğuna inandırıyor. Aylarca usta şeflerden ders alarak gösterdiği performans, filmin temel gücü oluyor. Hayallerin peşinden koşmak, idealler, sosyal medyanın gücü ve aile bağları konularının etrafında dönen film ortalama hikayesine rağmen ortalamanın üstünde bir seyirlik olmuş.

Modern Family’den hayranı olduğum Sofia Vergara, her türlü hayranı olduğum Robert Downey Jr. , Dustin Hoffman ve bir miktar Scarlett Johansson ihtiva eden Chef, Iron Man gibi dev prodüksiyonlara imza atmış Favreau’nun kişisel arşivine katmak istediği küçük ama değerli bir parça olmuş.

Özellikle yemeklere ve işin mutfak kısmına ilgi duyanların izlemesini tavsiye ederim.

tammyTammy /Baş Belası

  • Yönetmen: Ben Falcone
  • Tür: Komedi
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Melissa McCarthy, Susan Sarandon, Toni Collette
  • Süre: 97 dk

“Orta yaşlarına yaklaşmış bir kadın hayatına dair ne var, ne yoksa kaybeder. İşi, arabası ve hatta evini dahi elinden kaçırır. Ne yapacağını bilemez halde çare arayan kadın çareyi büyükannesine yanaşmakta bulur. Birlikte yapacakları bir yolculuk her şeyi değiştirecektir.”

İçimizdeki Melissa McCarthy aşkı bambaşka zira sayıları çok fazla olmayan kadın komedi oyuncularından biri. Ülkemizde Mike & Molly ile biliniyor olsa da tüm dünyada özellikle Bridesmaids ile hakettiği ünü kazandı yetenekli oyuncu. Eşi Ben Falcone’un ilk yönetmenlik deneyimi olan Tammy’de başrolü sırtlayan McCarthy dışında, Susan Sarandon, Allison Janney ve Kathy Bates gibi müthiş kadın oyuncuları barındıran film aslında komedi görünümlü bir dram ve yol filmi. Her ne kadar bir dolu ünlü ve başarılı oyuncuyu barındırıyor olsa hikayesinin pek ilgi çekici bir yanı olmayışından tüm film çok havada.

Sadece oyunculuklar için izlenebilecek bir film…

theinterviewThe Interview 

  • Yönetmen: Seth Rogen, Evan Goldberg
  • Tür: Komedi, Aksiyon
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: James Franco, Seth Rogen, Lizzy Caplan
  • Süre: 112 dk

“İlgiyle izlenen bir talk show programı, piyasaya yeni giren yapımcıyla ve karizmatik sunucusuyla yayınlandığı televizyon kanalında başarıyla devam etmektedir. Televizyon dünyasının durmaksızın üreten fabrikası, işlerken pek çok sırrı örter ve karanlık ilişkileri gizler. Tutunmaya çalışırken bir dakikada boğazına kadar batılabilirken tuhaf olaylar da etrafında gelişmeye başlar. Yapımcı ve sunucu da şov dünyasının kendileriyle ilgili yaptığı planlardan habersizdir.  Bu planların içinde Kuzey Kore’nin başındaki diktatörün suikast komplosu da yer almaktadır.”

Sanıyorum bu senenin en ciddi polemiğini yaratan film oldu The Interview. Kuzey Kore ve ABD arasında devlet başkanlarının da dahil olduğu ciddi bir kriz yaratan filmin yapımcısı Sony, krizi fırsata çevirip, artan merakı kullanarak filmini internet üzerinden seyircisiyle buluşturdu ve ciddi sayıda seyirciye ulaştı.

Filmi izleyince Kuzey Kore’nin filme tepkisini anlıyor olsanız da, işin bu denli tehditkar bir boyuta ulaşmasının saçma olduğunu fark edeceksiniz. Zira her ne kadar Kuzey Kore lideriyle ilgili çok fazla aşağılamaya dayalı mizah barındırıyor olsa da Amerikan görsel medyasıyla ilgili de çok önemli tespit ve eleştiriler mevcut. Fakat her şeyin ötesinde film komik.

Şahsen absürd komediyi çok nadir komik bulan biriyimdir ama The Interview’da özellikle James Franco’ya kahkahalarla güldüm. Bu bakımdan amaçlarına ulaştıklarını ve çok fazla şey beklemeden, sadece gülmek isteyen absürd komedi sevenlerin keyifli vakit geçirmek için izleyebileceğini düşünüyorum.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #15 – 2013 Dünya Sinemasından: No se aceptan devoluciones, Tracks ve Neposlusni

Kısa Kısa #15 – 2013 Dünya Sinemasından: No se aceptan devoluciones, Tracks ve Neposlusni

Geçen seneden kalma filmlerle ilgili kısa notlarıma devam ediyorum. Şimdi sırada dünya sinemasından izlediğim, birbirinden tamamen farklı 3 film var:

instructionsnotincludeNo se aceptan devoluciones / Instructions not included / Çocuk Büyütme Rehberi

  • Yönetmen: Eugenio Derbez
  • Tür: Dram, Komedi
  • Yapım: 2013,Meksika
  • Oyuncular: Eugenio Derbez, Loreto Peralta, Jessica Lindsey
  • Süre: 115 dk

?Valentin, bir gün kapısında sahipsiz bir bebek bulur. Bebeğin annesinin izinden Meksika?dan Los Angeles yollarına düşer, kendisine ve yeni kızı Maggie?ye yeni bir yuva bulur. Valentin, ideallerdeki gibi bir baba olmasa da Maggie?ye 6 yıl boyunca bakar ve onu büyütür. Bu sırada kendisi de geçimlerini sağlamak için Hollywood’da dublörlük yapmaktadır. Baba-kız keyifli ve sorunsuz bir şekilde yaşayıp birbirlerini büyütürken, birden Maggie?nin annesi beklenmedik biçimde ortaya çıkar!”

Çalışırken bir yandan sıradan bir komedi izleyeyim diye seyretmeye başladığım film, başlarda tam da tahmin ettiğim gibi gitse de, ortalarda seyir değiştirmeye başladı. Ters köşe finali ise oldukça dramatikti. Özellikle minik oyuncu Loreto Peralta’nın müthiş oyunculuğuyla beklentilerimin üzerinde bir film izledim. “Baba ve kız çocuk” hikayelerini sevenlerin, mendilleri ile birlikte izleyebileceği bir yapım…

Tracks / Çöldeki İzlertracks

  • Yönetmen: John Curran
  • Tür: Dram, Biyografik
  • Yapım: 2013,Avustralya
  • Oyuncular: Adam Driver, Mia Wasikowska , Emma Booth
  • Süre: 112 dk

?1977 yılında Robyn Davidson adında genç bir kadın, Batı Avusturalya?da  Brisbane’den çölün ortasındaki Alice Springs’e gitmek ister. 24 yaşında bir genç kadın olan Robyn Davidson, bu yolu yürüyerek katetmeyi ailesine ve arkadaşlarına rağmen gerçekleştirmeye kararlıdır. Öncelikle yolculuğu için gerekli ekipmanı ve yiyeceği ayarlaması gerekmektedir. Bir köpek ve dört deveyle çıkacağı 2700 km’lik yolculuk için her şeyini tamamlaması 2 yılı bulur. Vahşi hayvanlar ve susuzluk gibi faktörleri de barındıran bu uzun yürüyüşüne ona National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan da eşlik edecektir. Büyük yolculuktan hemen önce tanışan ikilinin uzun bir yolu, doğayla ve birbirleriyle ilgili de keşfedecek pek çok şeyi vardır.”

Avustralyalı yazar Robyn Davidson?ın kendi anılarını yazdığı otobiyografik kitabından uyarlanan filmin konusu itibariyle Into The Wild’ı hatırlatsa da, ayrıştığı noktalar çok fazla. Bu filmde Davidson’ın kendisi dahil yolculuğun neden yapıldığı veya karakterin derinliğiyle ilgili pek fikriniz olmuyor, fakat çöl yollarındaki günleri ve bir kadın olarak çıktığı macerayı izlemek pek keyifliydi.

Pek çok yerde kitabın daha anlamlı olduğunu okudum, film, amacı anlamak niyetindekiler için yetersiz kalabilir. Fakat hangi yoldan olursa olsun bu hikayenin varlığıyla tanışmak güzel. İyi seyirler,

Neposlusni / The Disobedient / Haylazneposlusni2

  • Yönetmen:Mina Djukic
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2013,Sırbistan
  • Oyuncular: Hana Selimovi?, Mladen Sovilj, Danijel Sike
  • Süre: 112 dk

?Lazar, yurtdışında geçirdiği 3 yıldan sonra doğduğu topraklara geri dönmüştür. Gittiği bir cenazede de eski arkadaşı Leni’ye rastlar. Kendisi gibi 20’lerinin ortasında olan Leni depresifliğe kaçan melankolik bir yapıya sahiptir ve tıpkı Lazar gibi henüz hayatına tam olarak şekil verebilmiş değildir. Leni ya mevsimini eczacı olan babasının yanında çalışarak geçirecektir. Uzun süre sonra gerçekleşen karşılaşmaları, ikili arasında bir elektriklenme yaratır. Öyle ki bisikletlerine atlayıp on günlük bir yolculuğa çıkmaya karar verirler. Çok iyi anlaşmalarına rağmen aralarındaki bağın çocukluktan gelen masum bir dostluk mu yoksa filizlenen derin bir aşk mı olduğuyla ilgili gelgitler söz konusudur. Ancak bu belirsizliğin nereye kadr gideceğiyle ilgili başta ikisinin de bir fikri yoktur. “

Sundance film festivali dahil bir çok festivalde gösterilen filmi, İF sayesinde izledim. İlk yarısı derli toplu olsa da, tıpkı hikayenin başrolleri gibi savrulan ikinci yarı nedeniyle film bir miktar hayal kırıklığı yarattı. Çok “değişik” karakterler olmalarına karşın ilk dakikadan itibaren Leni ve Lazar’ı  kabullenmemizi sağlayan oyuncular, filmdeki o hüzünlü yaz havası, görüntü yönetimi ve bisiklet sahneleri için izlemeye değer.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #14 – 2014 Bilim Kurgular: Dawn of the Planet of the Apes, X-Men: Days of Future Past, Edge of Tomorrow ve Divergent

Kısa Kısa #14 – 2014 Bilim Kurgular: Dawn of the Planet of the Apes, X-Men: Days of Future Past, Edge of Tomorrow ve Divergent

2014 filmlerine izlemeye bilim kurgularla başladım. Özellikle Maymunlar Cehennemi’ni izlemek büyük keyifti. Buyurun yorumlarıma:

Dawn of the Planet of the Apes / Maymunlar Cehennemi: Şafak Vaktimaymun2

  • Yönetmen: Matt Reeves
  • Tür: Bilim kurgu, Aksiyon
  • Yapım: 2014,ABD
  • Oyuncular: Andy Serkis, Jason Clarke, Gary Oldman
  • Süre: 131 dk

“Genleri değiştirilmiş, isyancı maymun Caesar’ın kaçışının üzerinden on sene geçmiştir. Genetik evrim geçirerek daha da zekileşen Caesar, kendisi gibi oldukça akıllı olan diğer maymunlarla birlikte büyük bir maymunlar ordusu kurmayı başarmıştır. Caesar’ın önderlik ettiği bu maymunlar 10 yıl öncesinde yayılan ölümcül bir virüs salgınından kurtulmayı başaran bir grup insanla karşı karşıya gelir. Ve her iki türün de tek bir amacı vardır, yeni dünya düzenini oluşturan ve söz sahibi olan tür olmak!”

1968 yılında  Franklin J. Schaffner tarafından ilki çekilen ve sinema tarihinin en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olan Maymunlar Cehennemi?nin yeni versiyonunun ilkini 2011’de izlemiştik.  Fransız yazar  Pierre Boulle?nin kitabından uyarlanarak sinemaya aktarılan serinin ikinci filminde yine Andy Serkis mükemmel Caesar performansıyla başrolde.

Çok şükür ki bu sefer James Francosuz olan filmin, tıpkı ilk filmdeki gibi, duygusal, gerilim ve aksiyon gücü üst düzeyde. Kurgusal hataları, oldukça uzun süresinde bazen göze batsa da film, başından sonuna kadar girdiğiniz o dünyada kalmanızı sağlıyor.

Özellikle bilimkurgu severlerin mutlaka izlemesini tavsiye ederim.

X-Men: Days of Future Past / X-Men : Geçmiş Günler Gelecekx-men

  • Yönetmen: Bryan Singer
  • Tür: Bilim kurgu, Aksiyon
  • Yapım: 2014,ABD, İngiltere
  • Oyuncular: Hugh Jackman, James McAvoy, Michael Fassbender
  • Süre: 132 dk

“Mutantlar soylarının tükenmemesi için zamanda yolculuk yapmak zorundadır zira gelecekte kamplara hapsedilmiş durumdadırlar. Sentinel’ler tarafından avlanıp öldürüldükleri için de nesilleri tükenmenin eşiğine gelmiştir. Mutantların soyunu kurtarabilmek için iki ezeli düşman Magneto ve Charles Xavier güçlerini birleştirirler. Planları Sentinel’lerin yarattığı vahşeti durdurmak üzerine kuruludur. Wolverine (Hugh Jackman), kendi kendini iyileştirebildiği için zamanda yolculuğun onda yol açabileceği yan etkiler yok olacaktır. Bu yüzden Wolverine’i Kitty Pryde’ın da yardımıyla geçmişe gönderirler. Trask Industries’in deneyler sonucu ürettiği Sentinel’lerin yapım aşamasına engel olacaklardır. Acaba bu konuda başarılı olabilecekler midir? “

Bu yedinci X-Men filmiymiş ama ben sanırım daha öncekileri hiç izlemedim. İzlediysem de pek bir şey hatırlamıyorum. Dolayısıyla verimli bir yorum yapamayacağım. İzledim ve sıkıldım, yine.

edgeoftomorrowEdge Of Tomorrow / Yarının Sınırında

  • Yönetmen: Doug Liman
  • Tür: Bilim kurgu, Aksiyon
  • Yapım: 2014,ABD, Avustralya
  • Oyuncular: Tom Cruise, Emily Blunt, Bill Paxton
  • Süre: 113 dk

“Yakın gelecekte dünyayı ele geçiren Mimics adlı uzaylı birliği, birçok büyük şehri yok eder ve milyonlarca insanı ölümün eşiğinde bekletir. Dünyada hiçbir ordu, onların hızına, silahlarının gücüne ve de en önemlisi telepati yoluyla emir verme ve uygulama güçlerine ulaşamaz. Artık dünyadaki tüm ordular bu uzaylı sürüsüne karşı güçlerini birleştirmek durumundadır ve bu güç birliği dışında ikinci bir şansları yoktur. Subay Bill Cage daha önce bu savaşlardan hiçbirine katılmamış tecrübesiz bir askerdir ve atıldığı yeni görevi onun için bir nevi intihar anlamına gelmektedir. Beklenen olur; Cage dakikalar içerisinde öldürülür… Fakat bu bir sonu değil, yeni bir başlangıcı doğurur. Cage, sıradışı bir şekilde cehennem gibi bir günde uyanır, kendini kırılması zor bir döngünün içerisinde bulur. Buna göre her seferinde ölüp sonrasında yeniden dirilip aynı savaşı bir kez daha tekrarlamak zorundadır. Her geri dönüşünde daha güçlü, daha zeki ve Mimics’lerle daha kolay başa çıkabilir hale gelse de kendine verilen iş dünyanın en zorlu görevidir.”

En son Oblivion filminde izlediğim Tom Cruise, yine bir bilim kurgu ile karşımızda. Senaryosu All You Need is Kill adlı romandan uyarlanan filmde, aynı zaman döngüsü içinde defalarca gidip gelen Cage rolünde Tom Cruise, kendisini izlediğim en iyi işlerden birine imza atıyor. Benzer şekilde Emily Blunt’un eşliği de çok başarılı. Büyük bir fanı olmasam da filmi sonuna kadar keyifle izlediğimi söyleyebilirim.

Divergent / Uyumsuzdivergent

  • Yönetmen: Neil Burger
  • Tür: Bilim kurgu, Aksiyon, Romantik
  • Yapım: 2014,ABD
  • Oyuncular: Shailene Woodley, Theo James, Kate Winslet
  • Süre: 139 dk

“Uzak bir gelecekte geçen distopik hikayede insanlık, her biri farklı bir erdemi temsil eden beş farklı parçaya bölünmüş bir düzende yaşamaktadır. İnsanlar 16 yaşına geldiklerinde kendi insani özelliklerine göre bu beş bölümden birine dahil olup ömür boyu bu bölümde yaşamlarını sürdürmektedirler. Tris Prior için de bu kuralı uygulama zamanı geldiğinde kendiyle ilgili büyük bir sırrı keşfeder: Tris, ‘uyumsuz’dur ve herhangi bir gruba ait olması mümkün değildir. Asıl sorun ise uyumsuzların bir lider tarafından yok edildiği ve bu yüzden hayatını kurtarabilmek için kaçması gerektiği gerçeğiyle yüzleştiği an ortaya çıkar. Tris bu belalı yolculukta hem hayatta kalabilmek hem de kendisi gibi uyumsuzların bu düzende neden bu denli tehlikeli bulunduklarını öğrenebilmek için Four adlı gizemli bir yabancıya güvenmek ve onunla işbirliği yapmak zorunda kalır.”

Bir distopya sever olarak filmin konusunu görünce hemen izlemek istedim. Üstelik bu sene The Fault in Our Stars ile de inanılmaz bir performansa imza atan genç yetenek Shailene Woodley başroldeydi. Açlık Oyunlarına benzer hikayesiyle ve klasikleşmiş distopya ögeleriyle klişelere boğulmuş gibi gözükse de farklı bir dünya ve sistem yaratması açısından ortalamanın üzerinde olduğunu düşünüyorum. Gençlere daha çok hitap ediyor olsa da distopya-bilim kurgu sevenler için izlenebilir bir film.

Kısa Kısa #13 – 2014 Fantastik Filmler: Winter Tale, Maleficent, The Amazing Spiderman 2

Kısa Kısa #13 – 2014 Fantastik Filmler: Winter Tale, Maleficent, The Amazing Spiderman 2

Nasıl başarıyorum bilmiyorum ama fantastik ve bilim kurgu filmlerden pek hazetmememe rağmen, sene içinde öne çıkan hemen her yapımı izliyorum. Bir de utanmadan yorum yazıyorum. Buyurun:

Winter Tale / Kış Masalıwinterstale

  • Yönetmen: Akiva Goldsman
  • Tür: Fantastik, Dram, Romantik
  • Yapım: 2014,ABD
  • Oyuncular: Colin Farrell, Jessica Brown Findlay, Russell Crowe
  • Süre: 118 dk

“1916 yılının New York şehrindeyiz… İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Peter Lake şimdilerde yetenekli bir hırsız olarak hayatını sürdürmek zorundadır. Göreve çıktığı evlerden birinde güzel ev sahibesi Beverly Penn ile karşı karşıya gelir ve o anda genç kadına aşık olur. Ne var ki aşkları pek de uzun ömürlü olamayacaktır; zira Beverly bu olayın hemen ardından hayatını kaybeder. Beverly’i bir türlü aklından çıkaramayan Peter yakın gelecekte yaşayacağı doğaüstü bir olay sonrasında kendini başka zaman bir zaman diliminde, kim olduğunu hatırlamadığı bir hal içerisinde bulur. Dahası ölüleri diriltmeyle ilgili gizli bir gücü olduğunu keşfetmiştir…”

Mark Helprin’in 1983 yılında yazdığı sürreal romanından senaryolaştırılarak çekilen film uzun zamandır izlediğim en sıkıcı yapımlardan. Sonuna kadar dayanması güç, sıkıcı, akmayan, ne duygusunu ne hikayesini hissedemediğimiz, Colin Farrell’in mükemmel yakışıklılığına rağmen çekilemeyen filmin tek elle tutulur yanı görüntü yönetmenliğiydi. Böyle bir yıldız kadroyu bir araya getirip, bu denli anlamsız bir film çekmek? Tavsiye etmiyorum, edemiyorum.

Maleficent / Malefizmalefiz

  • Yönetmen: Robert Stromberg
  • Tür: Fantastik
  • Yapım: 2014,ABD
  • Oyuncular: Angelina Jolie, Elle Fanning, Sharlto Copley
  • Süre: 97 dk

“Klasik Uyuyan Güzel masalına hiç kötünün tarafından bakmayı denediniz mi? Barışçıl bir orman krallığında büyüdüğü için huzurlu bir hayata sahip olan Malefiz, görkemli siyah kanatlara sahip güzel, saf ve genç bir kadındır, ta ki bir zamanlar inandığı adam olan Stephan topraklarının düzenini tehdit edinceye kadar? Malefiz, topraklarının koruyucusu olur ama acımasız bir ihanete uğrayınca o saf kalbi taşa dönüşür. Onun bu kadar kin ve öfke dolu olmasının nedeni budur, Aurora’yı 100 yıllık bir ölüme mahkum etmesi de tüm bu çektiği acıların sonucudur…”

Uyuyan Güzel masalını farklı bir açıdan yorumlayan film, başından sonuna Angelina Jolie tarafından sırtlanmış. Çok yüzeysel bir rol olan Malefiz karakterine oldukça derinlik katan, onun iyilik-kötülük sınırlarındaki gezintisini mükemmel aktaran Jolie, başta ön yargıyla yaklaşsam da filmin sonunda alkışladığım isim oldu.

Masalların karanlık yüzlerini de sevenler ve Angelina  Jolie’yi bu fantastik karakteriyle izlemek isteyenlere tavsiye ederim.

The Amazing Spiderman 2 / İnanılmaz Örümcek Adam 2spiderman

“2012’de izleyici karşısına çıkan İnanılmaz Örümcek-Adam filminde hikayesi bir kez daha başlayan Peter Parker’ın dönüşümünü tamamlayıp Örümcek-Adam yeteneklerini elde edişine tanık olmuştuk. Bu filmle birlikte kahramanlığın sorumluluk isteyen zorlu yanlarına şahit olmaya başlayan Parker’ın her günü daha karmaşık, daha yoğun geçiyor. Bir yandan kahramanlığa alışmaya, diğer yandan ise Gwen’le vakit geçirmeye çalışırken sahip olduğu yeteneklerin büyük bedeli en korkutucu haliyle karşısına dikilir. New York’u tehdit eden en büyük tehlikelerden biri olan Electro bir anda ortaya çıkar ve Peter Parker’ın şimdiye dek gördüğü en güçlü düşmanını alt etmesi gerekir. Örümcek-Adam, eski dostu Harry Osborn’un da dönmesiyle bütün düşmanlarının ortak noktası olan OsCorp’u keşfetmiş olur. Öte yandan Gwen’ın babasına verdiği sözü unutmayan Peter, Gwen’e zarar vermemek için elinden geleni yapmak için çabalar, ancak Electro’nun ortaya çıkması ve Harry Osborn geri dönüşü bu sözünü tutmasını oldukça zorlaştıracaktır. Peter Parker’ın geçmişine dair ortaya çıkan yeni ipuçlarıysa Örümcek Adam’ın hayatının gidişatını derinden etkileyecektir…”

Her zamanki gibi sevmediğim bir seriden film izlemiş oldum. Iron man dışında, ki onu da Robert’ın hatrına izliyorum, fantastik süper kahramanlar pek ilgimi çekmiyor ama bir şekilde tüm filmleri izlemeyi başarıyorum.

Bana göre diğer süper kahraman hikayelerine göre daha az aksiyonlu ve daha çok romantik bir film . Süresi de uzun olunca bana bir hayli sıkıcı geldi ama fazla yorumum yok. Meraklılarının ilgisine…