Birer Cümlede 2017 Film Tavsiyeleri

Çok film izliyorum son yıllarda ve hepsini uzun uzun yazmam mümkün olmuyor. Hal böyle olunca aşağıdaki gibi bir formül buldum, filmlere notlar verdim sıraladım ve tek cümlede yorumumu yaptım. Üzerine uzun uzun konuşmak istediğimi ise afişine tıklayarak yine yazılarımda bulabileceksiniz.

İyi seyirler,

0001-mutlaka izleyin

 

0002-bence izleyin

 

0003-yaaani

0004-yaaani

Swiss Army Man // Valla uzun uzun düşündüm bu filmi hangi başlığın altına koysam diye. Absürt her türlü işin bende baştan +1i olur genelde. Ama bu film bir noktada artık absürdün suyunu çıkardı, başka bir noktaya taşıdı ve üstüne final… Yani bu filmi beğenip beğenmediğimi 10 yıl düşünsem de cevaplandıramayacağım sanırım ama ilginç ve yeni bir deneyim mi? Kesinlikle evet.

0005-vasat

That’s Not Me // 

0006-kaçııın

Görme Engelliler için Gönüllü Okuyucu Oldum!

Görme Engelliler için Gönüllü Okuyucu Oldum!

Görme engelliler için kitap seslendirmek, senelerdir aklımda olan bir şeydi,  Ve sonunda başardım. İlk kitabımı okuyup teslim ettim. Nasıl gönüllü olduğumu, kitabı nasıl ve ne kadar sürede okuduğumu, neler yaşadığımı ve deneyimlerimi, sorularınıza yanıt olabilmesi için paylaşıyorum.

***

GetemLogoSenelerdir hep yapmak istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım (bahane!) bir şeydi kitap seslendirmek. Yine bir gün internette tesadüfen reklamlarına rastlayınca bu sefer ciddi ciddi yapmak istediğimi farkettim ve Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji Ve Eğitim Laboratuvarı (GETEM) ‘in sitesini saatlerce inceledim.

Ülkemizde bulunan yaklaşık 10 görme engelli kütüphanesinden biri olan GETEM kütüphanesi, diğer kütüphanelerle birlikte çalışıyor ve eser taramasını tüm kütüphaneler ortaklaşa yürütüyor. Türkiye’deki sayıları yaklaşık 400bin civarında olan görme engellilerin yanı sıra, diğer tür engeli gereği basılı kaynaklardan sınırsızca faydalanamayan (felçli, dyslexic) bireyleri de kapsayan bu projede; ağırlıklı olarak Türkçe ve İngilizce yayınlar olmak üzere hikaye, roman, şiir türü kitapların yanısıra ders kitapları, makaleler, ders notları vb. kaynaklar da seslendiriliyor. GETEM bünyesindeki seslendirilmiş eserler ister internet üzerinden, ister indirilerek ilgili teknolojik aletlerden, istenirse de telefon aracılığıyla dinlenebiliyor.

audio-book1GETEM bünyesinde gönüllü okuyucu olmak için bir iki yol var. Ben kitap okuması yaparken uyulması gereken kuralları inceledikten sonra, 5 dakikalık bir kaydı (istediğiniz eserden okuyabiliyorsunuz) İphone’da halihazırda bulunan Sesli Notlar uygulamasında yaptım ve e-mail ile gönderdim. Kabul edildiğimi bildiren maille birlikte nasıl okuma yapmam gerektiğiyle ilgili video ve sunum dökümanlarını ilettiler. Öğrenmesi biraz zaman alıyor zira dipnot nasıl okunur, kaçar dakikalık kayıtlar yapılmalı, ayrımlar nasıl ifade edilmeli gibi gibi bir sürü konuyu doğru okuma yapabilmek için öğrenmek gerekiyor. Ayrıca aynı mailde kütüphaneden talep edilen, halihazırda hiç bir kütüphanede okunmamış olan kitapların listesini bulabileceğim bir link de vardı. Bu linke göre o anda yaklaşık 1200 adet seslendirilmesi talep edilmiş eser vardı. Bunlar arasından benim de okumak istediğim Tolstoy’un Sanat Nedir? adlı kitabını seçtim.

Kitabı seçerken keyifle seçtim fakat okuma kısmı beni biraz zorladı. Birincisi ilk okumaya göre biraz kalın bir kitap seçmişim. Kitap yaklaşık 370 sayfaydı. İkincisi çeviri kitaplarda cümleler okumak açısından biraz zorlayıcı olabiliyor. İlk 100 sayfa alışmam sürdü diyebilirim. O yüzden ilk kitabı yerli bir yazardan seçmek, ısınma evresini kolay atlatmak için daha akılcı bir seçim olabilir. Bir de kitabın içinde sürüsüne bereket Fransızca, Almanca ve İngilizce isimler, eser adları ve alıntılar vardı. Okumadan önce tüm kitabı tarayıp bu yabancı kelimelerin okunuşlarını Google Çeviriden dinleyip yanlarına not ettim. Bir de şahsen yabancı dilleri usulünce konuşma konusuna pek yatkınlığım yoktur, bir hayli çalışmam gerekti.

????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????Tam her şeyi hazırlamış ve kendimi kaptırmıştım ki giden sesimle birlikte kronik faranjit olduğumu hatırladım! Boğazım sağolsun günde ortalama 20-30 dakika okumayı ancak yapabildim. Bu nedenle ve yukarıdaki nedenlerle kitabı okumam tahmin ettiğimden daha uzun sürdü. 8 Aralık’ta başladığım okumalarım 8 Ocak’ta bitti. Toplamda 11 buçuk saat gibi bir sürede, 33 ayrımda kitabı okudum. Bugün itibariyle de wetransfer yolu ile okumalarımı ve künyeyi ilgililere gönderip yeni okuma yapacağım kitapları seçtim.

Bütün zorluklarına rağmen gerçekten sesimin birisine ulaşacağını bilmek büyük bir keyif. İnsan hep elinden fazlası gelsin istiyor ama bence elimizden gelenler de çok değerli. Şahsen ben yapabilecekken bunca yıldır yapmayıp ancak 30umda bir kitap okuyabildiğim için mahçup ve üzgünüm. Fakat bundan sonra sağlığım elverdiğince ömrümün sonuna kadar okumalara devam edeceğim.

Bir de bu okuma sırasında blogla ilgili bir karar aldım. Görme engelliler için kitaplar olduğu gibi filmler de var malum. Hatta müzik ile görebilenlere göre çok daha derin bir bağları var. Onların da ilgilenip ulaşabildikleri sanat dalları ile ilgili yazılarımı seslendirip bloga ekleyeceğim. Altyapısını nasıl yapmam gerektiğini çözer çözmez bunu hayata geçirmekte kararlıyım.

Bu arada Tolstoy’un Sanat Nedir? kitabıyla ilgili de uzun uzun yorumlarım var aslında. Ayrı bir yazının konusu olur ama kitaptaki açıklamaların %80ine katılamadım. Çoğu yaklaşımını fazla muhafazakar ve dar görüşlü buldum ve hatta çoğu tespitini çok yanlış buldum. Ama yine de Tolstoy gibi bir yazarın sanat ile ilgili yorumlarını öğrenmek kafa açıcıydı.

***

30lu yaşlara gireceğim şu aylar, hayata bakışıma çok farklı perspektifler ekliyor. Sadece kendimiz için çalışıp, kendi hayat şartlarımızı korumakla uğraştığımız bir yaşam tarzı, hayli boş geliyor artık. Yaşamlarımızın bu denli kapalı ve bencil olması neyin dayatması bilmiyorum ama güvenli yaşamlarımızdan çıkıp dünyada ne olup bittiğine sadece seyirci kalmak yerine olan biteni düzeltmeye iyileştirmeye yardım etmek için çaba harcamak lazım. Ben kendi elimden geldiğince, hani bir deniz yıldızı da olsa klişesiyle, çabalamaya devam edeceğim.

***

Son Not:

Böyle değerli bir çalışmayı yapıp bizlerin de birer parçası olmasını sağladığı için GETEM’e çok teşekkür ederim.

Emeklerinize sağlık,

Wes Anderson’ın Son Bombası : The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli

Wes Anderson’ın Son Bombası : The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli

  • thegrandbudapesthotelYönetmen:  Wes Anderson
  • Tür: Komedi , Dram , Polisiye
  • Yapım: 2013, İngiltere, Almanya 
  • Oyuncular: Ralph Fiennes, Tony Revolori, F. Murray Abraham
  • Süre: 100 dk

?20. yüzyılın başlarında iki savaş arasındaki dönemde geçen hikayede, Avrupa’nın hayali Zubrowka şehrinde bulunan Büyük Budapeşte Oteli’nin ihtişamlı dönemine tanık oluyoruz. Gustave H, otelin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini dahi en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave’ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D.’ye veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D.’nin şatosuna vardıklarında miras bölüşümünün yapıldığı toplantıya denk gelirler. Madame D., Gustave’a miras olarak paha biçilmez bir Rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir?”

Filmi izleyeli sanıyorum bir yıla yaklaştı fakat hala bende bıraktığı tat mevcut. Benim gibi hafıza noksanı bir insanın izlediği bir filmle ilgili duygularını, üzerinden bu denli zaman geçmesine rağmen hatırlaması, filmin etkisinin ciddi bir ölçüsüdür.

En son, yine atmosferi ve hissiyatıyla müthiş bulduğum Moonrise Kingdom’da bıraktığımız Anderson, yine 100 dakika boyunca yarattığı dünyada başımızı döndürüyor. Bir yönetmenin iz bırakabilmesi ve başarılı olması için “ayrı bir dünya yaratması” en önemli kriter. Tıpkı Tarantino ve Tim Burton gibi her filminde renkleri, karakterleri, mekanları, diyalogları ve hikayesi bambaşka bir dünyanın içine seyirciyi bırakan yönetmenin şimdiye kadarki en iyi işlerinden biri The Grand Budapest Hotel.

Kadrosu yıldızlar geçidi gibi olan, her saniyesinde bir başka önemli oyuncunun yer aldığı film, oyunculuklarla göz dolduruyor. Ralph Fiennes, kendisini izlediğin en başarılı performansını sergilerken, Tony Revolori ve  Murray Abraham her sahnelerinde adeta parlıyor.

Absürd bir kara komedi olmasına karşın, komedi dozu yüksek ve kurgusuyla her dakika izleyicinin dikkatini üst düzeyde tutmayı başaran film, masalsı anlatımın en başarılı örneklerinden birini ortaya koyarken, sinemanın enleri arasında kendine şimdiden önemli bir yer edindi.

Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #6 – Oscar Animasyon Adayları’14 – The Wind Rises, Frozen, Croods, Despicable Me2 ve Ernest&Celestine

Kısa Kısa #6 – Oscar Animasyon Adayları’14 – The Wind Rises, Frozen, Croods, Despicable Me2 ve Ernest&Celestine

Yazmak enteresan bir duygu hali. Bazen durmadan sayfalarca yazasım geliyor, bazen cümle kurmakta zorlanıyorum. Bir süredir cümle kurmak zor geliyordu ve blogu kurduğumdan beri verdiğim en uzun araydı bu. Yazacak çok şey birikti. Şimdi kısa kısa onları aktarmak istiyorum. İlk olarak Oscar’ın animasyonları:

THE-WIND-RISESThe Wind Rises / Rüzgar Yükseliyor

  • Yönetmen: Hayao Miyazaki
  • Tür: Animasyon, dram
  • Yapım: 2013, Japonya
  • Oyuncular: Steve AlbertHidetoshi NishijimaKeiko Takeshita
  • Süre: 126 dk

“The Wind Rises, uçaklara bir hayli ilgili olan ve bir gün uzman bir uçak tasarımcısı olmanın hayallerini kuran başkahraman Jiro’nun hikayesini ele alıyor. En büyük idolü ise bu alanda tanınmış bir uzman olan, Alpler’in ötesindeki Caproni’dir. Caproni işlerinin estetik güzelliği ve muazzam teknik becerisiyle bu alanın önde gelen isimlerinden biri olmuştur. Çocukluğundan beri görme sorunları yaşayan Jiro, 1930’ların sonundan önemli bir kurumun uçak departmanına girmeyi başarır. Zaman ilerledikçe başarısı patronlarının da ilgisini çeker ve onu istediği gibi tasarım yapması konusunda özgür bırakmaya karar verir. İkinci Dünya Savaşı başlamak üzeredir ve Jiro’nun hayatında birçok şeyi değiştirecektir.”

Yaratıcılık konusunda kendini defalarca ispat etmiş usta yönetmenin son işi olan The Wind Rises,  Jiro Horikoshi’nin gerçek hikayesini konu alıyor. Ustanın hayranlık uyandıran çizgileriyle anlattığı hikaye aslında birbirinden farklı bir çok konuya değiniyor ve bazı noktalarda ana hikayenin ne olduğunu anlamak zorlaşıyor. Aşktan, Japon-Alman ilişkilerine, uçak üretiminden vereme öyle enteresan geçişler var ki, film bittiğinde dağılmış ve yorulmuş hissediyorsunuz. 

Miyazaki filmlerine göre oldukça yere basan bu son film, hikayenin genişliği eleştiri konusu olsa da, insanın tutkuları ve hayalleri üzerine çok önemli mesajlar veren, çizgilerinin her biri ile sanatı sonuna kadar hissedeceğiniz, bazı sahnelerini hiç unutamayacağınız (özellikle deprem sahnesi ) bir çalışma olmuş.

İzlemenizi tavsiye ederim,

frozenFrozen / Karlar Ülkesi

  • Yönetmen: Chris Buck, Jennifer Lee
  • Tür: Animasyon, macera
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Kristen Bell, Idina Menzel, Jonathan Groff
  • Süre: 102 dk

“Krallık, Karlar Kraliçesi (Snow Queen)’nin laneti sonrasında ebediyen sürecek bir kış mevsimine mahkum edilmiştir. Bu krallıkta yaşamakta olan maceracı ve iyi kalpli Anna, Karlar Kraliçesi’ni bulup laneti sona erdirmesini sağlayarak, şehrinde yaşayan insanları eski güzel günlerine döndürmeye karar verir. Masalsı bir yolculuğu çıkan Anna’nın yol arkadaşı ise usta bir dağcı olan Kristoff’tur. Başarıya ulaşmaları için Karlar Kraliçesi’ni görüp tanıyabilmeleri gerekmektedir. Görünürde basit olan bu plan, izbe dağdaki yolculuk ilerledikçe zorlaşmaya başlar. Mitolojik yaratıklar ve ürkütücü büyüler eşliğinde süren yolculuğun her dönemecinde ayrı bir tehlike ortaya çıkar. Yolculuğun asıl zor yanı ise zamanla yarışıyor oldukları gerçeğidir. “

Daha önce tiyatro oyunu, müzikal ve film olarak karşımıza çıkan hikaye bu sefer müzikal-animasyon olarak karşımızda. Çocukların pek sevdiği sıcak bir hikaye ama büyüklere pek hitap etmeyecektir sanıyorum.

croodsCroods / Croodlar

  • Yönetmen: Chris SandersKirk De Micco
  • Tür: Animasyon, macera, komedi
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Nicolas CageRyan ReynoldsEmma Stone 
  • Süre: 98 dk

“Yaşadıkları mağara bir deprem sonrasında yerle bir olduktan sonra, Crood’lar yuvaları olan bu kanyondan taşınmak zorunda kalırlar ve ailenin babası Grug’un önderliğinde bir yolculuğa çıkarlar. Barınabilecekleri yeni bir yer bulmanın ümidiyle ilerleyen Crood’lar bu yolculuk esnasında sıra dışı maceralarla örülü ve daha önce bilinmedikleri esrarengiz bir dünyayla karşılaşırlar. Bu yeni dünyada doğa bambaşkadır. Üstelik bir de karşılarına Guy isimli ilginç bir genç çıkar. Sürekli seyahat etmeyi ve yeni icatlar yapmayı seven Guy’ı aileden en çok 19 yaşındaki genç kız Eep sevecektir. Ateş yakmayı bilen Guy, Crood’ların hayatlarının değişmesinde önemli bir rol oynayacaktır.”

İlk çağ insanlarını konu alan komediler artık sıkıcı hale geldi diye düşünürken Crood’lar diyalogları ve karakterleriyle bu konuda hala malzeme olabileceğini gösterdi. Oldukça eğlenceli diyalogları, mükemmel ilk çağ tasvirleri ve karakterleriyle 2013’ün izlenesi animasyonlarından…

Despicable Me 2 / Çılgın Hırsız 2

  • despicable-me-2Yönetmen: Chris RenaudPierre Coffin
  • Tür: Animasyon, komedi
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Steve CarellKristen WiigRussell Brand 
  • Süre: 128 dk

“Eski süper kötü Gru, suç dolu geçmişini bir kenara bırakır ve evlatlık edindiği kızları Margo, Edith ve Agnes ile birlikte sakin bir hayata adım atar. Gru, kurduğu işiyle ve ailesiyle vaktini geçirirken, bazı gizemli olaylar yaşanmaya başlar. Anti-Villain League isimli son derece gizli bir örgüt, Gru’yu tehlikeli bir olayı araştırması için göreve çağırır ve ona bu görevde Minyonlar’ın yanı sıra bu organizasyonun en iyi  ajanı olan Lucy de yardım edecektir. Gru artık iyi adamlarla anlaşma imzalamış ve dünyanın kurtuluşu için mücadele eden birine dönüşmüştür. Lucy ile birlikte kötücül bir süper kötünün peşine düştükleri bu avda, çeşitli suçlularla da mücadele etmek zorunda kalacaklardır.”

Kazık kadar insanlar olarak vizyona girdiği ilk gün gidip izlemiş olabiliriz. Zira minionlar hiçbir şey yapmasalar bile çok komikler. Dolayısıyla senaryosundaki eksikler, karakterlerindeki tutarsızlıklar filan pek umurumda değil. Çok güldüm. 3.sü gelsin, yine hemen gidip izleyeceğim.

Ernest&Celestine

  • ernest clestineYönetmen: Benjamin Renner
  • Tür: Animasyon
  • Yapım: 2013, Fransa , Belçika , Lüksemburg
  • Oyuncular: Lambert WilsonFéodor AtkineVincent Grass
  • Süre: 106 dk

“Cannes Film Festivali’nde ödülle dönen animasyon, küçük fare Celestine ile ayı Ernest’in dostluk hikayesini işliyor. Fare Celestine, kemirgenlerin hüküm sürdüğü gizli bir yeraltı şehrinde yaşar. Kaldığı yetimhanenin müdürü her gece bütün miniklere bu şehrin dışında kalan bilinmeyen dünyayla ilgili ürkütücü hikayeler anlatmakta, orada korkunç ayıların yaşadığını söylemektedir. Resim yapmayı çok seviyor olsa da diş hekimliği okumaya karar veren Celestine, küçük ayıların düşüp kendi şehrine gelen dişlerini incelemektedir. Bir gün agresif bir ayı ailesinin baskınıyla karşılaşırlar ve uyanıp gözlerini açtığında kendini aç bir ayı olan Ernest’in yanında bulur!”

Çizimleri ve müzikleriyle oldukça takdir ettiğimiz filme, festivaldeki bir bilet yanlışlığı nedeniyle girmiştik. Hatta bu çocuklar neden var, niye animasyon, neler oluyor derken yanlış filme bilet aldığımızı anlayıp, film sarınca sonuna kadar izlemiştik.  Amerikan yapımı animasyonlardan çizgisi ve hikayesiyle oldukça ayrılan film, senenin iyilerindendi. Mutlaka izleyin diyemem ama izlemeye başlayınca bırakılamayan bir keyfi var.

Aralık 2013 / Bu Ay Neler Var?

 

 

Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde… Düzgün görünmüyorsa tıklayın.



Aralık’13 / Kültür ve Sanat

Karlar düşer, düşer düşer …

Bu ay hem soğuklar yüzünden evlere kapanmaca, hem de biraz yılbaşı telaşıyla geçecek gibi. Yine de bir iki güzel etkinlik seçtim. Es geçmeyin derim.

Sanat dolu günler ve şimdiden iyi seneler,

Sinema

vizyondakilerden seçtiklerim

***6 Aralık

Yozgat Blues

Bir dolu ödül alan film sıcak ve samimi bir hikayeyi beyaz perdeye taşıyor. Başrollerinde Ercal Kesal, Ayça Damgacı ve Tansu Biçer’in olduğu film bu ayın kaçırılmaması gerekenlerinden. Detaylı yazım için tıklayın.

***27 Aralık 

Genç ve Güzel / Jeune and Jolie

Hatırı sayılır bir fanatik izleyici kitlesi bulunan yönetmen François Ozon’un son filmi Genç ve Güzel, FilmEkimi kapsamında izlediklerimizden. Sadece başroldeki güzel oyuncu Marine Vacht için bile izlenebilecek film Aralık’ın güzellerinden.

Facebook
Twitter

Sergi, Eğitim, Çocuklar

Meraklılarına…

**22 Aralık

— Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti / İş Sanat

Türkiye’nin bir dolu şehrinde 200den fazla temsil yapan, ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik yazılan oyun, hem çocukları tiyatro, bale, opera ve klasik müzik gibi sanatın farklı dallarıyla tanıştırmayı, hem de eğlendirerek hoşça vakit geçirtmeyi amaçlıyor. Detaylar için tıklayın.

Müzik

Konserler, albümler…

MimarcaSanat Playlistleri

Sevdiğim müzikleri Youtube’da listeledim. Dinlemek için tıklayın.

**12 Aralık

Mor ve Ötesi Akustik / Zorlu Center PSM

İstanbul’un yeni sanat mekanlarından Zorlu’da Mor ve Ötesi’nin keyifli akustik performansı, bu ayın kaçırılmayacak etkinliklerinden.

Like
Tweet
Forward to Friend
+1
Read Later

Copyright © *|CURRENT_YEAR|* *|LIST:COMPANY|*, All rights reserved.*|IFNOT:ARCHIVE_PAGE|* *|LIST:DESCRIPTION|*

listeden çık   profilini güncelle*|IF:REWARDS|* *|HTML:REWARDS|* *|END:IF|*

Televizyonda Ne İzlesek? #3

Televizyonda Ne İzlesek? #3

tvGeldik yeni bir sezon başlangıcına daha ve izlememizi tavsiye ettikleri bir dolu şey var. Ben geçen senelerde olduğu gibi yine kısaca kendi beğenilerimi yazayım istedim.

Bizim kanallarımızla başlamak gerekirse, yeni başlayan dizilerden bu sene ilgimi çeken pek fazla iş yok açıkçası. İşler Güçler, Behzat Ç., Leyla ile Mecnun kalitesi ve tadında bir şey henüz yakalamış değilim. Fakat ilk iki bölümü ile merak uyandıran Kayıp, baya iyi bir işe benziyor, takip ediyorum. Onun dışında denk gelirsem Yalan Dünya ve Bir Kadın Bir Erkek izliyorum. Ayrıca Güneşi Gördüm ve MedCezir’e de göz ucuyla bakmaktayım.

Diziler dışında, Okan Bayülgen haftada 3 gece program yapacağını söyledi ve geçen senelerdeki konseptte olacağını belirtti. Dolayısıyla kendisinin Makine Kafa, Muhallebi Kafa ve Çıplak Kafa programlarını ara ara da olsa izleyeceğim demektir. Bir de pek çok kişi esprilerini bayat bulsa da BKM Mutfak ekibinin gece şovu 3 Adam‘ı, Acun Medya’ya geçişi canımı sıkıyor olsa da,  izliyorum.

Yabancı dizilere bakacak olursak, artık kabak tadı vermiş olsa da  bunca senenin hatırına devam ettiğim How I Met Your Mother‘ın 9.sezonunu izliyorum. Son 3 sezonu son sezon diyerek izledik, o nedenle artık son mu bilmiyorum ama izleyip göreceğim. 7.sezonunda olan Big Bang Theory, 3.sezonundaki Two Broke Girls ve 5.sezonuyla devam eden Modern Family izlemeye devam ettiğim diziler.

Ayrıca 22 Ekim’de 4.sezonuna devam edecek olan Pretty Little Liars ve 2014te  3.sezonu başlayacak olan Girls‘ü merakla beklemekteyim. Bir de artık çok fazla kişiden tavsiyesini duyduğum Breaking Bad’i, bitmiş olsa da, izleyeceğim.

Bu sene televizyon/dizi programım pek yoğun değil. Hatta önceki senelere göre baya az. Filmlere daha çok vakit ayıracağım gibi gözüküyor.

Sezon arasında yine yazarım. Tavsiyelere de açığım.

İyi seyirler,

Eylül 2013 / Bu Ay Neler Var?

Eylül 2013 / Bu Ay Neler Var?

Eylül’13 / Kültür ve Sanat

İstanbul Bienali başlıyor.

Sonbahar ile birlikte kültür/sanat hayatımız renklenecek. Yapılacak bir dolu şey var ama İstanbul için en önemlisi 13.İstanbul Bienali’nin başlayacak olması sanıyorum. Bir de bu ay sonunda başlayacak Film Ekimi var ki, tadından yenmez.

Lafı uzatmadan bu ayın kültür sanat etkinliklerine bir göz atalım.

Barış dolu, güzel bir ay olması dileğiyle…

Sinema

  • 16-22 Eylül – 20.Altın Koza Film Festivali

En iyi filmim 350.000 TL ödül alacağı festivalin uzun metraj filmler bölümü için jüri üyeleri yönetmen Pelin Esmer, yapımcı Türker Korkmaz, görüntü yönetmeni Özgür Eken, oyuncular Melisa Sözen ve Yiğit Özşener ile müzisyen Cengiz Onural.

Yarışacak filmler arasında Çanakkale Yolun Sonu, Jin, Soğuk, Eve Dönüş Sarıkamış 1915 olan festival ile ilgili detaylı bilgiler için tıklayın.

  • 20 Eylül – Diana

97 senesinde bir trafik kazası ile hayatını kaybeden Prenses ve Pakistanlı sevgilisi Hasan Khan ile ilişkisine odaklanan filmde, Diana’yı Naomi Watts canlandırıyor.

  • 27 Eylül – Mavi Yasemin

Woody Allen’ın son filmi olan Mavi Yasemin, mali krizdeki bir kadının kendisine yardım edeceğini düşündüğü adamı bulmak için Newyork’tan San Francisco’ya gidişini anlatıyor. Filmin başrollerinde Cate Blanchett, Alec Baldwin ve Peter Sarsgaard var.

  • 28 Eylül – 6 Ekim  – Film Ekimi

Film Ekimi bu sene de ödüllü filmleri bizlerle buluşturacak. Program henüz açıklanmadı ama filmler belli. Detayları yakında bu adrestebulabilirsiniz.

Sergi

 

  • 14 Eylül – 20 Ekim / 13.İstanbul Bienali

IKSV tarafından Koç Holding Sponsorluğunda düzenlenen bienal, Fulya Erdemci küratörlüğünde “politik bir forum olarak kamusal alan” fikrine odaklanıyor. Başlığı “Anne, ben barbar mıyım?” olarak belirlenen bienalin mekanları bu yıl ücretsiz olarak gezilebilecek. Antrepo No:3, Arter, Salt Beyoğlu ve 5533’te gezilebilecek sergileri ve filmleri kaçırmayın. Detaylı bilgi için tıklayın.

  • 16-18 Eylül / ArtInternational İstanbul Fuarı

İstanbul’un yeni sanat fuarı ArtInternational İstanbul, dünyadaki ve Türkiye’deki galerileri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Meraklıları için ayrıntılı bilgiler burada.

  • 18 Eylül – 26 Ekim Kayıp Resimler Sergisi / Taner Ceylan / Newyork 

Beğenmelere doyamadığım ve her eseriyle milliyetçi duygularımı kabartan Taner Ceylan, Newyork’taki Paul Kasmin Gallery’de sadece görselleri realize eden değil, aynı zamanda duyguları gerçek kılan resimleriyle ziyaretçilerini bekliyor. Yolu düşenler dünya gözüyle görsünler. Ayrıntılar için tıklayın.

Müzik

  • MimarcaSanat Playlistleri

Sevdiğim müzikleri Youtube’da listeledim. Dinlemek için tıklayın.

  • 6-7-8 Eylül / Rock’n Coke Festivali

Hezarfen Havaalanı’nda yapılacak festivalde yine rock dünyasının önemli isimleri sahne alacak. Line up ve detaylar için tıklayın.

  • 20 Eylül / Rana Del Rey Konseri

?Ertelenen konser saat 21.00’de Maçka Küçükçiftlik Park’ta.

Kentsel Dönüşüme Odaklanan Sergi: Musibet

Kentsel Dönüşüme Odaklanan Sergi: Musibet

  • İstanbul Tasarım Bienali
  • İstanbul Modern Sanatlar Müzesi
  • 13 Ekim – 12 Aralık 2012

Küratörlüğünü Emre Arolat?ın üstlendiği ?Musibet?, 95 tasarımcı ve mimarın, bugünün İstanbul?unu mimari tasarım ve kentsel dönüşüm çalışmaları açışından irdeleyen ve sorgulayan 30?un üzerinde projesini bir araya getirecek. Seçilen çalışmalar ve bunların sergi alanındaki konumlandırılmasını göz önünde bulundurarak küratör tarafından bir ?yerleştirme? olarak tanımlan ?Musibet?, sorunlara çözüm üretmek yerine yeni soruların sorulması için bir platform yaratmayı amaçlıyor.


İstanbul Modern?de, EAA-Emre Arolat Architects tarafından özel olarak tasarlanan 1.400 metrekarelik bir mekâna yayılan sergide, maket, video, fotoğraf ve interaktif oyun gibi farklı çalışmalarla musibetin çeşitli yansımaları gösterilirken, ?tasarımın gündelik hayattan uzak, değdiği her şeyi meşrulaştıran bir gücü olmadığı? fikrinin altı çizilecek.
??Dönüşüm? başlığı altında, İstanbul?da son dönemde bir tür musibet olarak gündemde olan kentsel dönüşüm yasası ve bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte bir mutenalaştırma -gentrification- çabası olarak ortaya konan kentsel dönüşüm projeleri sorgulanacak. Bu süreçlerin aktörlerinden biri olan TOKİ?nin gerçekleştirdiği büyük toplu konut projeleri ile son dönemde inşa edilen adalet sarayları, okullar ve bazı yönetim binaları kanalıyla devreye giren bir tür kimlik dayatması, üst üste çakıştırılarak irdelenecek.

?Anti-Bağlam? başlığında ise yenidünyanın evrensel kabulleri, yeni teknolojilerdeki değişimler, mimari ve moda tasarımı pratikleri arasındaki paralellik tartışılacak.

Emre Arolat küratörlüğündeki sergiyi İstanbul Tasarım Bienali Açılış partisi sonrasında, saat akşamın 10unda gezdim. Gezmek yaklaşık 1 saat sürdü ama bir kere daha gidip sindire sindire tekrar gezmem gerekli. Zira o akşam hayli kalabalık davetliler nedeniyle, serginin bir çok odasına yarım yamalak girebildim.

Bienalin iki ana sergisinden biri olan Musibet, adına uygun olacak bir biçimde ufak ufak sıkıcı bir mekanda sergilenen ve kentsel dönüşümü odağına alan bir çalışmalar bütününü barındırıyor. Bu çalışmalar, sergiyi izlemeye gelenlerin kafasında soru işaretleri oluşturmaya yönelik.

İkinci sefer gezdiğimde daha uzun bir yazı yazarım belki ama şimdilik en çok dikkatimi çeken çalışmalar olan; parçalardan oluşan ve tek bir noktadan bakıldığında İstanbul silüetini oluşturan 2.resimdeki çalışma, İstanbul haritası üzerinde cami,alışveriş merkezi ve cumhuriyet anıtlarını işaretleyerek gözler önüne süren çalışma, interaktif bir oyun olan ve üzerinde yeşil, TOKİ, star mimar gibi butonlara sahip bir zemin ve karşısında bir ekran içeren kent yaratma oyunu, alternatif İstanbul tarihi çalışmalarını öncelikli olmak üzere bu sergiyi mutlaka gezmenizi tavsiye ederim.