Mimarca Detay – İntihar vs. Sanat

Mimarca Detay – İntihar vs. Sanat

“Ah kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya”
Gülten Akın

Sanatçıların intiharı ya da yakınlarının intiharını yaşamış sanatçıların sanatı… Hikayelerini okuduktan sonra gerçek acıya bu kadar yakın olduklarından mı bilmem ama daha derin dokunur oldu eserleri.

Kara, kapalı bir gündü. Havadan olsa gerek intihar hikayeleri peşi sıra beni buldu.

Önce Can Bonomo’nun bir tweetinde Şair Nilgün Marmara‘nın adını duydum. “90’lı yıllarda doğmuş olsaydı, net manitamdı.” yazmıştı. Daha önce bu ismi duymamıştım, merak ettim googleladım.

1958 yılında İstanbul’da doğmuş, büyümüş, 19 yaşından itibaren yazmaya başlamış ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı bitirmiş. Bitirme tezinde ise Sylvia Plath üzerine incelemeler yapmış.

Nilgün Marmara’nın hakkında derin incelemeler yaptığı Şair ve Yazar Sylvia Plath’ın hayatını, ünlü oyuncu  Gwyneth Paltrow’un kendisini canlandırdığı “Sylvia” filminden bilirsiniz belki. 1932 yılında Amerika’da doğan, ilk yayınlanmış şiirini 8 yaşında yazan ve ömrü hayatı boyunca manik-depresif bozuklukla boğuşan şair, henüz 30 yaşındayken uyuyan iki çocuğunun yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, kafasını fırının içine sokarak gerçekleştirdiği 3. intihar girişiminde hayata veda etmiş.

Sylvia Plath’ın hayatına son verdiği ev aslında hayata dair umutlarının yeşerdiği yermiş. Zira şair, her şeyin kötü gittiğini düşündüğü bir dönemde Londra’da kiraladığı bu evin eskiden İrlandalı Şair William Butler Yeats‘e ait olduğunu öğrendiğinde bunun iyiye işaret olduğunu düşünmüş. Fakat bilmediği şey, Yeats’in de bu evde intihar girişiminde bulunduğu gerçeğiymiş…

Bu tercih edilen son bulaşıcı mıdır bilinmez, Plath’ın kendini öldürmesine en büyük neden olarak görülen ve evlilikleri sırasında kendisini aldatan eşi Ted Hughes, Plath’ı aldattığı sevgilisi ile daha sonrasında evlenmiş ve bir çocukları olmuş. Fakat Plath’ın ölümünden 6 yıl sonra, yeni eşi de çocuklarıyla birlikte intihar ederek ölmüş ve hatta Plath’ın profesör olan oğlu Nicholas Hughes 47 yaşında kendini asarak intihar etmiş ve hayatına son vermiştir.

Yeniden yatağa girip örtüyü tepeme kadar çektim. ama bu bile ışığı tam önlemeyince başımı yastığın altındaki karanlığa gömüp gece olduğunu farz ettim. Kalkacaktım da ne olacaktı sanki. Olmasını beklediğim hiçbir şey yoktu.” (Sylvia Plath – Sırça Fanus kitabından)

i know the bottom, she says
i know it with my great taproot:
it is what you fear
i do not fear it: i have been there.” (Sylvia Plath)

dibi biliyorum diyor
en kalın köklerimle onu yokluyorum
siz ondan korkarsınız
ben korkmuyorum,daha önce dibe vurdum” (Sylvia Plath)

Şair Nilgün Marmara’nın yaşamıyla ilgili pek bilgi yok. 12 Eylül 1980 darbesi döneminde Boğaziçi’nde öğrenci olan ve sol düşünceye yakın şair, 1982 yılında Endüstri Mühendisi Kağan Önal ile tanışmış, 84’te evlenmiş. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar, İlhan Berk, Cezmi Ersöz, Orhan Alkaya, Küçük İskender gibi edebiyatçılarla evindeki toplantılarda bir araya gelen şair, eşinin işi nedeniyle bir süre Libya’da yaşamış fakat baskıcı ülkede yaşamaya dayanamamış ve Türkiye’ye dönmüşler.

Döndükten sonra psikolojisi giderek kötüleşmiş. Başvurduğu psikiyatrlar okumaya ve yazmaya ara vermesini söyleyip ilaç vermişler fakat şair onları dinlememiş ve yalnızlığa ve içkisine gömülmüş.

13 Ekim 1987’de, henüz 29 yaşındayken, evlerinin beşinci katından atlayarak intihar etmiş. Çığlık bile atmadığı söylenen şair, ölümünden sonra “Kırmızı Kahverengi Defter” adıyla yayınlanan günlüğüne “Hayatın neresinden dönülse kârdır” diye yazmış.

Çocukluğu ve yaşamıyla ilgili pek fazla bilgiye sahip olmadığımız Marmara’nın şiirlerine ve yaşamına etki eden sanatçıları Şubat ayında Milliyet Sanat’tan Aslı E. Perker incelemişti. “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntihar Bağlamında Analizi” adlı okul tezinde Nilgün Marmara, “Umarım intiharında da sanatındaki kadar başarlı bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam.” yazmış önsöze. Bu tezi yazarken bir tek bilimsel kaynaktan bile yaralanmadığını farkeden Perker, buradan yola çıkarak, tezin aslında Marmara’nın kendi düşüncelerini barındırdığını vurguluyordu. Cemal Süreya ise Nilgün Marmara’nın ölümünün ardından “Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi görüyordu.” demişti.

Ne zamandır ertelediğim her acı,
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi
-bu şiir-
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
Dost kalmak zorundayım bana ve 
sizlere! (Nilgün Marmara)

Sylvia Plath’ın ölümü Türk Edebiyatı’nda Nilgün Marmara’nın kaybına sebep olmuştu belki de. Ve belki de kendi sonlarının yakınlığını bildikleri için bu kadar keskin ve net bir şekilde acılarını yazmışlardı…

Kafamdan bu cümleler geçerken playlistimde Duman şarkıları çalmaya başladı. Bu sene Rock’n Coke’ta sayısını bilmediğim sefer grubu dinlerken, Kaan Tangöze‘nin her zamankinden daha dağılmış olan haline pek üzülmüştüm. Bu hikayelerin üzerine şarkılar gelince, Kaan’ın acı hikayesi ne acaba? diye düşündüm. Sanki başına gelenleri biliyormuşum gibi…

Birçok yerde hikayesi farklı farklı anlatılmıştı, süzebildiğim kadarını aktarayım: 2002 yılında Kaan Tangöze ile eski Türkiye güzeli/İç Mimar Ahu Paşakay‘ın 4 yıllık beraberlikleri varmış. O sene, çok ufak bir nedenden olduğu söylenen, bir tartışma yaşamış ve küsmüşler. Bir süre sonra Duman’ın yeni albümünün Kemancı’daki tanıtım gecesinde onun için şarkılarını söyleyen Kaan’ın gözleri Ahu’yu aramış, fakat kendisi konsere gelmemiş. Konserde olan bir arkadaşı cep telefonuyla performansları ona dinletiyormuş. Sıra Kaan’ın kendisine yazdığı ve en sevdiği şarkı olan “Bal”a geldiğinde Ahu Paşakay evinde kendini asarak intihar etmiş ve 26 yaşında hayatına son vermiş.

Olayı ertesi sabah öğrenen Kaan Tangöze, 15 gün boyunca odasından çıkmamış ve kimseyle konuşmamış. Ve o tarihten sonra Bal şarkısını sadece bir kere, açıkhava konserinde, elleriyle gökyüzünü gösterip sırtını seyirciye dönerek, ağlayarak söylemiş.

Ahu Paşakay’ın intiharında ailevi sorunlarının payı olduğu söyleniyor ama giden gittikten sonra nedenin pek de önemi yok sanırım.

Kaan Tangöze bu acı olaydan sonra Ahu Paşakay için bir çok şarkısını bestelemiş ve hala albüm yazılarında kendisini anarmış. Fakat yaşadığı intihar acısı bununla kalmamış, 2008 yılında yakın arkadaşı Tevfik Gökhan Baransel, yaşadığı binanın 7.katından atlayarak hayatına son vermiş.

Bu olaydan bir hafta sonra yapılan Duman konserinde, Ahu için yazdığı Haberin Yok Ölüyorum adlı şarkıyı bu sefer arkadaşı Gökhan için söyleyen Kaan Tangöze, yine gözyaşları içinde, sırtını seyirciye dönüp gökyüzünü işaret etmiş. (Performansı dinlemek için tıklayın.)

***

Bir gün içinde bütün bu acı hikayeler nasıl karşıma çıkıverdi bilmiyorum ama eserleri okurken, dinlerken, seyrederken arkasında yatan yaşanmışlıkları ve gerçek acıya bu kadar yakın olduklarını bilmek daha derinden dokunmalarına neden oldu.

Sahnede kendini kaybeden bir solist gördüğümüzde alkolden değil de acıdan olduğunu bilmek, yaşamın güzelliğiyle ilgili bir şiir okurken, şairin aslında kısa ve öz güzellikten bahsettiğini bilmek ve bir şarkıyı dinlerken, onun aslında bu dünyadan giden sevgili için söylendiğini bilmek…

***

Bir içli Farid Farjad eseri dinlemeliyim şimdi…

Sahi, onun hikayesi neydi?

ArtInternational’da Beğendiklerim ve Keşfettiklerim

ArtInternational’da Beğendiklerim ve Keşfettiklerim

Çağdaş sanat başlı başına ilgimi çeken bir konu olduğundan fuar haberini alır almaz gitmeyi düşünmüştüm. Taner Ceylan, Anish Kapoor, Maria Abromoviç isimlerini duyuncaysa gitmek görmek farz oldu.

Daha önce Haliç Kongre Merkezi’nde konserler izlemiştim fakat ilk defa bir fuar-sergi için mekana gittim. Öncelikle Haliç Kongre Merkezi’nin İstanbul’un benim için ulaşımı en keyifli mekanlarından biri olduğunu belirtmek isterim. Üsküdar’dan Haliç hattına binip Sütlüce İskelesinde indikten sonra 5 dakikalık yürüme mesafesinde ulaşılabiliyor. Üstelik Haliç kıyısında olduğundan fuar aralarında dinlenmek ve manzaraya karşı oturmak çok keyifli.

Fuarın ulaşım ve mekan seçimini övdükten sonra, ücretini de övmek isterim. Zira bu denli çok, kapsamlı ve güzel eseri bir arada görmek için makul bir fiyatı konulmuştu. Tek beğenmediğim yanı ise ışıklandırma oldu. Cepheye yakın galerilerde gün ışığının patlamaları rahatsız ediciydi. Diğer galerilerde ise bazı spotlar eserleri düzgün görmeyi engelliyordu.

Neyse bu detaylar mühim değil. Önemli olan konuya gelelim: Galeriler, sanatçılar ve eserler!

Uzun yıllardır gittiğim fuarlar arasında en çok eser beğendiğim fuar olarak aklıma kazıldı ArtInternational 2014. Gerçekten her galeri çok özenli parçalar getirmişti ve fuarı gezen kitlenin tüm bu özene ilgisi büyüktü. Ben de her seferinde olduğu gibi beğendiklerimi, araştırmak istediklerimi, gördüğüm detayları fotoğrafladım ve not aldım. İşte fuarda en beğendiklerim:

  • Taner Ceylan‘ın ne büyük bir hayranı olduğumu artık blogumu takip edenler biliyorlardır. Fuarın iç mekan girişindeki ilk galeri, Taner Ceylan’ın 4 eserinin sergilendiği Paul Kasmin Gallery (Newyork) idi. Ceylan’ın ilk heykeli olan MoonTale küçük boyutları ve detaylarıyla çok ilgi çekiciydi fakat Ceylan’ın o müthiş yeteneği olan iç içe geçmiş geyik ve adamların olduğu Cyparissus adlı karakalem çalışmaya bakmaya doyamadım.

  • Singapurlu sanatçı Donna Ong‘un kağıtlarla bir ışık kutusunun içine yaptığı Gift adlı eseri Galeri Krinzinger (Vienna) tarafından sergilenmekteydi. Japon sanatçı William Farquar tarafından 1800lü yıllarda yapılmış bir resimden yola çıkarak hazırlanan bu çok katmanlı ormanı oldukça sevdim.

Donna Ong ,Gift, 2014 -  çin mücevher kutusu, kağıt, akrilik ve ışık kutusu - 30 × 20 × 20 cm

Donna Ong ,Gift, 2014 –
çin mücevher kutusu, kağıt, akrilik ve ışık kutusu – 30 × 20 × 20 cm

  • Bu sene fuara gelen işlerde ayna ve parlak malzemelerin kullanımı çok yaygındı. Ayna kullanımları içinde ise Barbarian Art Gallery (Zürich)’de sergilenen Irina Polin‘e ait eser çok ilgimi çekti. Sanatçının Manfredi serisinden olan bu fotoğraf baskının arkasına ayna konulmuştu ve açılan delikler esere çok değişik bir boyut katmıştı. (Ayrıca açılan deliklerden çıkan parçalar çerçevenin altında bırakılmıştı.)

Irina Polin, Miss Comfort Miss, 2013-4 - perfore edilmiş baskı, ayna ve çerçeve - 117x90cm

Irina Polin, Miss Comfort Miss, 2013-4 – perfore edilmiş baskı, ayna ve çerçeve – 117x90cm

  • Hangi galeri kapsamında olduğunu bilmediğim fakat teknoloji-sanat kesişiminde beni çok etkileyen işlerden biri Pascal Haudressy‘e aitti. Sanatçının Narcissus adlı eserinde dijital ortamda yaptığı insan figürleri ekranda hareket ederken, çizgilerin değişimini izlemek keyifliydi.

Pascal Haudressy, Narcissus, 2010 - dijital

Pascal Haudressy, Narcissus, 2010 – dijital

  • Yine dijital işlerden dikkatimi çeken bir diğeri Lisson Gallery (London, Milan, Newyork) ‘de bulunan Julian Opie‘ye ait çalışmaydı. Devam eden bir animasyon olan 55inç LCD ekranda gördüğümüz Imogen adlı çalışmadaki kızın yüz ifadeleri değişiyordu.

Julian Opie, Imogen, 2013 - animasyon, bilgisayar ve 55' LCD ekran - 121.9x69,2x10,8 cm

Julian Opie, Imogen, 2013 – animasyon, bilgisayar ve 55′ LCD ekran – 121.9×69,2×10,8 cm

  • Hosfelt Gallery (San Francisco) ‘de bulunan Emil Lukas‘a ait Moderate Cling isimli çalışmada, boyalı ahşap pano üzerinde iplerle oluşturulmuş bir doku çalışması vardı. Oldukça ince ve emekli bu eser boyamadan ötürü derinlikli, iplerden dolayı ise dokulu gözüküyordu. Bu çelişki oldukça hoş bir tezat oluşturmuştu.

Emil Lukas , Moderate Cling, 2014 - ahşap ve ip - 91.4 × 71.1 × 8.9 cm

Emil Lukas , Moderate Cling, 2014 – ahşap ve ip – 91.4 × 71.1 × 8.9 cm

Emil Lukas , Moderate Cling, 2014 - ahşap ve ip - 91.4 × 71.1 × 8.9 cm

Emil Lukas , Moderate Cling, 2014 – ahşap ve ip – 91.4 × 71.1 × 8.9 cm

  • Yine Hosfelt Gallery (San Francisco) ‘nin bölümünde bulunan hiperrealist sanatçı Patricia Piccinini‘nin görünce dehşete düşüren, dokunmak-dokunmamak arasında gidip geldiğim eseri Atlas! Sinir bozucu derecede gerçek deriye benziyor ve canlı gibi geliyor.

Patricia Piccinini , Atlas , 2012 - silikon, fiberglas, insan saçı ve boya - 84x54x50 cm

Patricia Piccinini , Atlas , 2012 – silikon, fiberglas, insan saçı ve boya – 84x54x50 cm

  • Artık herkesin tanıdığı, son dönemin en popüler sanatçılarından Liu Bolin‘in fon içinde kaybettiği adamları fotoğrafladığı serisi Hiding In The City ‘den bir eserinin de bulunduğu  Galerie Paris-Beijing (Paris, Brussels & Beijing)’in bölümünde ayrıca Hwan-Kwon Yi’nin Ali & Zehra adlı çalışması da vardı. Bir açıdan bakıldığında 3 boyutlu gibi gözüken fakat aslında 2 boyutlu olan heykelleri gerçekten görülmeye değerdi.

 

Yi Hwan-Kwon, Ali & Zahra , 2010 - 115,9x86,06x35,89 cm

Yi Hwan-Kwon, Ali & Zahra , 2010 – 115,9×86,06×35,89 cm

  •  Edouard Malingue Gallery (HongKong)’de sergilenen ve fuarın dikkat çekici heykellerden biri olan Stone of Madness, sanatçı Fabien Merelle‘nin eseri.

Fabien Me?relle, Stone of Madness, 2014 - 70 x 20 cm

Fabien Me?relle, Stone of Madness, 2014 – 70 x 20 cm

  • İsveçli sanatçı Assa Kauppi‘nin 7 çocuğu yüzme yarışına başlamadan önce heykelleştirdiği The Race is Over isimli çalışmasındaki gerçeklik ve enerji görülmeye değerdi.

Assa Kauppi, The Race is Over , 2011 - bronze ve granit kaide - 60 cm yüksekliğinde

Assa Kauppi, The Race is Over , 2011 – bronze ve granit kaide – 60 cm yüksekliğinde

  • Deweer Galery (Otegem) ‘nin sergilediği eserlerden olan ve Stephan Balkenhol‘a ait ahşap-rölyef çalışmaların derinliği, işçiliği ve sadeliği oldukça hoşuma gitti.

Stephan Balkenhol, Relief Frau, 2014 - boya ve ahşap - 80x60 cm

Stephan Balkenhol, Relief Frau, 2014 – boya ve ahşap – 80×60 cm

  • Tornabuoni Art Gallery (Florence, Milan & Paris)’de sanatçı Francesca Pasquali pipetler ve grapon kağıtları ile yaptığı tasarımları vardı. Bulunabilecek en basit malzemelerden oluşturduğu çalışmalar çok hoş görünüyordu.

  • Son olarak Mario Mauroner Contemporary Art Gallery (Salzburg & Vienna)’de bulunan Jan Fabre‘nin kafataslarının dikkat çekici olduğunu belirtmeliyim. Bok böceğinin kanatları, polimer ve gerçek dondurulmuş hayvanlarla oluşan koleksiyon değişikti.

Jan Fabre, Skull, 2010 - bok böceği kanatları, polimer, dondurulmuş hayvan - 28x23x19 cm

Jan Fabre, Skull, 2010 – bok böceği kanatları, polimer, dondurulmuş hayvan – 28x23x19 cm

Bu senekine gidemediyseniz bile seneye mutlaka kaçırmayın derim.

Sanat dolu günler dilerim…

Ocak 2014 / Bu Ay Neler Var?

Ocak 2014 / Bu Ay Neler Var?

2013 kültür ve sanat etkinlikleri açısından keyifli bir yıl oldu. Festivaller, yeni oluşumlar, ünlü sanatçıların sergileri, konserleri derken yine aynı dolulukta bir yıl bizi bekliyor.

Bu ay sinema salonlarında ödüllü ve dikkat çeken bir çok film olacak. Ben içlerinden kaçırmamanızı tavsiye ettiklerimi sıraladım.

Ayrıca ünlü Cats müzikali, sergiler, atölyeler ve konserlerde de bu ayın öne çıkanlarını seçmeye çalıştım.

Sanat dolu, güzel bir ay olması dileğiyle,
Buyurun bültene…

Sergi, Eğitim

  • 12 Ocak’a kadar / Arter – Bahane
Taksim’de bulunan Arter Sanat Galerisi’nin 2.katında 15 Kasım’dan bu yana Bahane adında bir etkinlik alanı bulunuyor. Çayınızı kahvenizi içerken mekanda bulunan 150 adet kitap ve/ya yazıyı okuyup, film izleyebilir, ayrıca çağdaş sanatçıların atölye ve söyleşilerine katılabilirsiniz.
Detaylı bilgi için tıklayın.

  • 19 Ocak’a kadar / Karanlıkta Diyalog – Gayrettepe Metro İstasyonu

1998’den bu yana 30 ülke 130 kentte 7 milyondan fazla ziyaretçiye ulaşmış olan Dialog in the Dark sergisi şimdi İstanbul’da ve tamamen karanlık bir ortamda İstanbul’u gezme deneyimini yaşamanızı sağlıyor. En kısa zamanda ziyaret edeceğim bu sergiye ait detaylı bilgi için tıklayın.

  • 2 Şubat’a kadar / Anish Kapoor – Sakıp Sabancı Müzesi
Anish Kapoor çağdaş sanatın yaşayan en önemli sanatçılarından. Böyle bir değer İstanbul’a gelmişken ve hazır serginin süresi uzatılmışken fırsatı kaçırmayın ve bir an evvel gidin. Detaylı yazım için tıklayın.

Sinema

  • 3 Ocak / Kusursuzlar

Altın Portakal’da En İyi Film Ödülü’nün sahiplerinden biri olan film, orta sınıftan iki kız kardeş arasındaki gerilimli hikayeyi anlatıyor.

  • 10 Ocak / Gloria

Geçtiğimiz yıl, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan Şili filmi, festivalde başrol oyuncusu Paulina Garcia’ya En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandırdı. 60lı yaşlarına merdiven dayamış bir kadının aşk arayışını anlatan filmin yönetmeni Sebastian Lelio.

  • 17 Ocak / Sen Şarkılarını Söyle

Cohen Kardeşlerin Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ile dönen filmi, 60ların folk müzik sahnesine müzisyenin eşliğinde bakıyor.

  • 17 Ocak / Düzenbaz

Silver Linings Playbook filmiyle büyük başarılar elde eden yönetmen David O.Russel’ın yeni filmi, 1970’lerden gerçek bir hikayeyi beyaz perdeye taşımış. Başrollerde Christian Bale, Amy Adams, Bradley Cooper gibi ünlü oyuncuların yer aldığı Düzenbaz, bu senenin önemli Hollywood yapımlarından.

  • 24 Ocak / 12 Yıllık Esaret

Şimdiden bu yılki Oscarın en önemli adaylarından biri olarak dillendirilen Steve McQueen filmi bizi 1800lü yılların Amerikasına götürüyor ve kölelik-özgürlük konularını işliyor.

  • 9-19 Ocak / Oscar’ın Yabancıları

Oscar’a kısa bir zaman kalmışken, “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisinde aday adayı olan 76 yapımdan seçilen 10’unu İstanbul Modern seyircilerle buluşturacak.  Bir Ayrılık (A Seperation) filmiyle Oscar alan yönetmen Asghar Farhadi?nin son filmi Geçmiş ve yılın çok tartışılan filmlerinden Metro Manila gösterilecek filmler arasında.

Sahne Sanatları

  • 21 Ocak – 2 Şubat / Cats Müzikali – Broadway

Zorlu Center PSM yeni sahnesinde dünyaca ünlü müzikal Cats’i ağırlayacak. Bu seneki turneleri kapsamında gelen ekip, bugüne kadar 50 milyondan fazla kişi tarafından seyredilen ve kapalı gişe oynanan müzikalde, kedilerden yola çıkarak yaşamın ta kendisini sahneliyor.
Detaylar ve biletler için bu adrese tıklayın.

Müzik

  • MimarcaSanat Playlistleri

Sevdiğim müzikleri Youtube’da listeledim. Dinlemek için tıklayın.

  • 24 Ocak / Luisa Sobral Konseri

87 doğumlu Portekizli şarkıcı naif şarkılarıyla caz dünyasında adından sıkça bahsedilir bir isim olmaya başladı. İş Sanat Sahnesi’nde hayranlarıyla ve kendisini keşfedecek seyircilerle buluşacak bu güzel sesin canlı performansını kaçırmamalı.

Contemporary İstanbul’da Beğendiklerim

Contemporary İstanbul’da Beğendiklerim

Güzel bir İstanbul gününde sanat fuarına gitmek için yola çıktık. Fakat önce, hazır yolum da düşmüşken Gezi Parkı‘na uğramak istedim. Park; oynayan çocuklar, banklarda oturan amcalar ve kitap okuyan gençlerle doluydu. Olması gerektiği gibi… Parktan sonra yürüyerek İKM (ICC-İstanbul Kongre Merkezi)’ye Cumhuriyet Caddesi tarafından girdik. Girişten sonra B5 katına indik.

Tüm dünyadan bir çok farklı galerinin işlerinin yer aldığı sergide beğendiğim tüm eserleri ve galerileri tek tek not aldım. Aşağıda bulabildiklerimi görselleriyle paylaşacağım. Fakat bir iki not daha aktarayım.Öncelikle fuar girişinde 20 TLye fuar kitapçığı satılıyor fakat almayın, zira galerilerin bazılarında ücretsiz olarak bulabilirsiniz.Bir de PDF hali burada. Ayrıca İKM tarafından fuara girdiyseniz aynı yerden değil Lütfü Kırdar(ICEC) tarafından çıkın. Çünkü fuarın devamı oradaki iki katta devam ediyor.

Fuarın tamamını, hızlı sayılabilecek bir tempoda, yaklaşık 4 saatte gezdik. Bir bütün günü ayırmanızı tavsiye ederim, zira gerçekten gezilecek çok yer var. Bir de bazı galerilerin standlarının önünden iki kere geçtik, bir baktık ki bazı eserler değişmiş. Satılanların yerini yenileri alabilyor bilginiz olsun.

Son bir not olarak da, fuara mutlaka ve mutlaka çocuklarınızı götürün. Minikler için sanat atölyeleri kurulmuş. Hem orada çalışmalar yapıyorlar, hem de onlara özel rehberlerle fuarı gezebiliyorlar.

Notlardan sonra gelelim benim galeriler ve eserlerle ilgili notlarıma. Biz fuara dediğim gibi İKMden girdik. Oradaki galeriler ve beğendiğim eserlerle başlıyorum:

Sergiye girişte video artların sergilendiği bir bölüm vardı. Benim pek ilgimi çeken bir dal olmadığında orayı hızlıca geçip Gallery Senda (Barselona, İspanya) ile başladık. Medya ve teknoloji kullanarak alternatif eserler üreten Amerikalı Sanatçı James Cların NASDAQ (Amerikada özel bir borsa) verilerine göre hazırladığı, Ekim 2007den Şubat 2011e kadar bu çember üst noktadan başlayıp saat yönünde devam ediyor.  2008 krizinde bir kırılma yaşayan ekonomik veriler 2011de başladığı düzeye erişiyor. Floresanlar üzerine filtrelerle yaptığı 220cm çapındaki bu çalışma gerçekten dikkat çekiciydi. Aynı galeride yer alan ışığın üstüste binmesiyle Sheep-Wolf yazan yine floresan çalışma da bir hayli güzeldi.

jamesclar

James Clar – NASDAQ Recursive Loop

Yavuz Fine Art (Singapur)’da bulunan Uttaporn Nimmalaikaew‘e ait Empty adlı çalışmasında 3-4 katman düz tel, arasında kıvrılmış teller ile katmanlı bir iş yapmıştı. Üç boyutlu gibi görünen bu 120 x 150 cm boyutlarındaki eseri pek beğendim.

Uttaporn

Uttaporn Nimmalaikaew – Empty

Yer alan hemen hemen tüm eserleri çok beğendiğim, dünya çapında çeşitli şubeleri de olan  Opera Gallery ( Cenevre, İsviçre)’de en beğendiğim eserlerden biri Amerikalı Sanatçı Robert Longo ‘nun karakalem çalışması köpekbalığıydı. 228.6 x 152.4 cm ebatlarındaki büyük eserde balığın o kaygan derisi gerçek gibi resmedilmişti.

Hayran olup “neyse parası verip alalım!” dediğimiz bir diğer çalışma ise, rengarenk çalışmalarıyla bilinen İzlandalı Sanatçı Katrin Fridriks’in Piece of Cake -Silver adlı 150 cm çapındaki eseriydi.  Renk kullanımı ile hayal gücünün ve  yaratıcılığın sınırını zorlayan bu kompozisyona hayran kaldık.

Aynı galeride Umberto Ciceri‘nin milimetrik olarak plakaları sıralayarak oluşturduğu 3 boyutlu gibi görünen çalışması, Alman Sanatçı Anselm Reyle‘nin renkli camlar ve parlak yüzeylerle oluşturduğu boyutlu çalışması ve İskoç Sanatçı David Mach‘ın dikenli teller ile yaptığı birebir boyutlardaki enfes kaplan heykeli gerçekten çok güzeldi.

robert longo - shark

Robert Longo – Untitled

Katrin Fridriks - Piece of Cake -Silver

Katrin Fridriks – Piece of Cake -Silver

Anselm Reyle - Untitled

Anselm Reyle – Untitled

David Mach - Tiger

David Mach – Tiger

Fuarın devamında Michael Schultz Gallery(Berlin, Almanya)’de Koreli Sanatçı Bong-Chae Son‘un Migrants serisinden bir çalışma dikkatimi çekti. İki katman olarak çalışılan ağaçlardaki derinlik hissi çok hoştu.

bong chae son

Galeri New (İstanbul, Türkiye)’de minimal çalışmaları ile  Sanatçı Nermin Er vardı. Katman katman kağıtları keserek yaptığı eserlerinin hemen hepsini çok beğendik.

Nermin Er - Untitled

Nermin Er – Untitled

Fuarın benim için en ilgi çekici çalışmalarından bir kısmı İsland 6 (Şanghay) adlı galerideydi. Normal bir tablo boyutlarındaki bu çalışmalarda dijital teknoloji kullanılmıştı. LED kullanılan tabloda çaydanlığa konan kuşlar beni büyüledi cidden. Daha bir çok dijital çalışma vardı. Buradan aşağıda fotoğrafı olan çalışmayı, şuradan ise galerinin diğer çalışmalarını izleyebilirsiniz.

İsland 6

İsland 6

Art on 56th (Beyrut, Lübnan) adlı galeride yer alan Sanatçı Bassam Geitani‘ye ait Merry-Go-Around adlı çalışmada; ortada bir paslanmaz çelik koni, etrafında ise çeşitli malzemelerden yapılmış bir kompozisyon vardı. 15.000 Euroya alıcısını bekleyen 102×97 cmlik çalışma dikkat çekiciydi.

Bassam Geitani - Merry-Go-Around

Bassam Geitani – Merry-Go-Around

Kare Art Galeri (İstanbul, Türkiye)’de yer alan Sanatçı Rüstem Kasapoğlu‘nun 90×120 cm boyutlarında yağlı boya olarak çalıştığı hiperrealist tablosu inanılmazdı. Dibine girip bakana kadar fotoğraf sandım!

Rüstem Kasapoğlu - Stolen Childhood İstanbul

Rüstem Kasapoğlu – Stolen Childhood İstanbul

16th Line (Rusya) adlı galeride bulunan Sanatçı Sonya Suhariyan‘ın rengarenk kompozisyonlarını çok sevdim.

Sonya Suhariyan

Sonya Suhariyan

Marina Gisich Gallery (St.Petersbug, Rusya) ‘de çok değişik çalışmalar vardı. Rus Sanatçı Alexeeva Marina‘ya ait lightbox içindeki bu video sanatlarda minik birer mekan maketi üzerine, animasyon çalışmalar yansıtılıyordu. Görmeden anlamak biraz zor. Aşağıda bir video buldum. Minik bir kutunun içine bakınca gördükleriniz bu:

 httpv://www.youtube.com/watch?v=YrDuH1cmFqA

Andipa Gallery (Londra, İngiltere)’de yayınlanan bu çalışmayı sevdim. Zira Sanatçı Damien Hirst tarafından yapılan 67x100cm  boyutlarındaki bu sevimli kuru kafanın dişlerine pırlanta tozu serpilmiş, parıldıyordu.

Damien Hirst - The Skull Beneath the Skin

Damien Hirst – The Skull Beneath the Skin

Galeria Filomena Soares (Lizbon, Portekiz)’de Alman Sanatçı Peter Zimmermann‘ın Telly adlı kompozisyonunda parlak malzemeyi görünce ne olduğunu merak ettim. Meğer tual üzerine epoksi kullanmış!

Peter Zimmelmann - Telly

Peter Zimmelmann – Telly

Heis Gallery (Fukuoka,Japonya)’de Sanatçı Emi Uchida‘nın kompozisyonları vardı. Mondrian renkleri, Kandinsky çizgileri…. Ba-yıl-dım çalışmalarına!

Emi Uchida

Emi Uchida

İKM’de beğendiğim eserler bunlardı. Bu kattaki gezintiden sonra Lütfi Kırdar’a doğru giderken bir ara kattan geçiliyor. Kafeterya gibi düzenledikleri bu alanın bir bölümünde de İKSV’nin, Patika Sanatevi’nin ve bazı diğer mağazaların satış standları vardı.

Buradan geçip bir üst kata çıktığımızda Burhan Doğançay için hazırlanmış, müzesinden parçaların ve hediyeliklerin olduğu özel bir bölüm vardı. Ustanın eserlerine tekrar hayran oldum görünce.

Bu bölümden sonra ise Lütfi Kırdar’daki iki katı gezdik. Son olarak oralarda beğendiğim çalışmaları da ekleyeyim.

Marlborough Gallery (Newyork, Amerika)’de sergilenen İspanyol Sanatçı Juan Genoves‘in minik adamları gerçekten çok başarılı bir teknikle yaratılmıştı. Çok beğendik.

Juan Genoves - Orchestra

Juan Genoves – Orchestra

Juan Genoves - Orchestra

Juan Genoves – Orchestra

Olcay Art (İstanbul, Türkiye) Galeri’de sergilenen, Bedri Rahmi Eyüboğlu‘nun öğrencilerinden ünlü Ressam Devrim Erbil‘in İstanbul tablolarından 150×100 cm boyutlarındaki Turuncu Yakamoz  adlı olanını çok sevdik.

Devrim Erbil - Turuncu Yakamoz

Devrim Erbil – Turuncu Yakamoz

C24 Gallery (Newyork – Amerika)’de çok sevdiğim Türk Sanatçılardan İrfan Önürmen‘in eserleri vardı. Daha önce kendisinden bu yazımda bahsetmiştim. Yine katman katman tüllerle yaptığı çalışmaları çok orijinal ve güzeldi.

İrfan Önürmen - Focus 3

İrfan Önürmen – Focus 3

Sanatla, özellikle videoart, resim ve heykelle ilgili olanların, koleksiyonerlerin ve çocukların fuara gitmesini tavsiye ederim.

İyi gezmeler,

Eylül 2013 / Bu Ay Neler Var?

Eylül 2013 / Bu Ay Neler Var?

Eylül’13 / Kültür ve Sanat

İstanbul Bienali başlıyor.

Sonbahar ile birlikte kültür/sanat hayatımız renklenecek. Yapılacak bir dolu şey var ama İstanbul için en önemlisi 13.İstanbul Bienali’nin başlayacak olması sanıyorum. Bir de bu ay sonunda başlayacak Film Ekimi var ki, tadından yenmez.

Lafı uzatmadan bu ayın kültür sanat etkinliklerine bir göz atalım.

Barış dolu, güzel bir ay olması dileğiyle…

Sinema

  • 16-22 Eylül – 20.Altın Koza Film Festivali

En iyi filmim 350.000 TL ödül alacağı festivalin uzun metraj filmler bölümü için jüri üyeleri yönetmen Pelin Esmer, yapımcı Türker Korkmaz, görüntü yönetmeni Özgür Eken, oyuncular Melisa Sözen ve Yiğit Özşener ile müzisyen Cengiz Onural.

Yarışacak filmler arasında Çanakkale Yolun Sonu, Jin, Soğuk, Eve Dönüş Sarıkamış 1915 olan festival ile ilgili detaylı bilgiler için tıklayın.

  • 20 Eylül – Diana

97 senesinde bir trafik kazası ile hayatını kaybeden Prenses ve Pakistanlı sevgilisi Hasan Khan ile ilişkisine odaklanan filmde, Diana’yı Naomi Watts canlandırıyor.

  • 27 Eylül – Mavi Yasemin

Woody Allen’ın son filmi olan Mavi Yasemin, mali krizdeki bir kadının kendisine yardım edeceğini düşündüğü adamı bulmak için Newyork’tan San Francisco’ya gidişini anlatıyor. Filmin başrollerinde Cate Blanchett, Alec Baldwin ve Peter Sarsgaard var.

  • 28 Eylül – 6 Ekim  – Film Ekimi

Film Ekimi bu sene de ödüllü filmleri bizlerle buluşturacak. Program henüz açıklanmadı ama filmler belli. Detayları yakında bu adrestebulabilirsiniz.

Sergi

 

  • 14 Eylül – 20 Ekim / 13.İstanbul Bienali

IKSV tarafından Koç Holding Sponsorluğunda düzenlenen bienal, Fulya Erdemci küratörlüğünde “politik bir forum olarak kamusal alan” fikrine odaklanıyor. Başlığı “Anne, ben barbar mıyım?” olarak belirlenen bienalin mekanları bu yıl ücretsiz olarak gezilebilecek. Antrepo No:3, Arter, Salt Beyoğlu ve 5533’te gezilebilecek sergileri ve filmleri kaçırmayın. Detaylı bilgi için tıklayın.

  • 16-18 Eylül / ArtInternational İstanbul Fuarı

İstanbul’un yeni sanat fuarı ArtInternational İstanbul, dünyadaki ve Türkiye’deki galerileri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Meraklıları için ayrıntılı bilgiler burada.

  • 18 Eylül – 26 Ekim Kayıp Resimler Sergisi / Taner Ceylan / Newyork 

Beğenmelere doyamadığım ve her eseriyle milliyetçi duygularımı kabartan Taner Ceylan, Newyork’taki Paul Kasmin Gallery’de sadece görselleri realize eden değil, aynı zamanda duyguları gerçek kılan resimleriyle ziyaretçilerini bekliyor. Yolu düşenler dünya gözüyle görsünler. Ayrıntılar için tıklayın.

Müzik

  • MimarcaSanat Playlistleri

Sevdiğim müzikleri Youtube’da listeledim. Dinlemek için tıklayın.

  • 6-7-8 Eylül / Rock’n Coke Festivali

Hezarfen Havaalanı’nda yapılacak festivalde yine rock dünyasının önemli isimleri sahne alacak. Line up ve detaylar için tıklayın.

  • 20 Eylül / Rana Del Rey Konseri

?Ertelenen konser saat 21.00’de Maçka Küçükçiftlik Park’ta.