• 208 sayfa
  • Akis Kitap 
  • Basım Yılı: Ocak 2011

Arka Kapak:

“Kadınlar dünyaya melek olarak gelmiştir, fakat şeytan olmaları mecbur bırakılmıştır.

Erol Büyükburç – Türk Pop Müziğinin Mimarı

Çok şey bekler kadın, çünkü çoktur kadın, çokluktur, çoğalmaktır.Çoktur,çünkü tek bir bedende çok el, çok ayak, çok akıl, çok yürektir.
Duygu Canbaş – Habertürk Tv-Editör Spikeri
Ben hayatta kadını ve erkeği anlamanın, daha doğrusu anlamaya çalışmanın yolunun biraz belgesel izlemekten geçtiğine inanırım.
Pınar Yılmazerler – Hürriyet Trendy Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Her kadın kendisi ve toplum için bir şeyler yapabileceğini unutmamalıdır.
Suna Dumankaya – Güzellik Uzmanı

Birlikte oldukları için her fırsatta Tanrı’ya şükreden çiftler tanıyorum?..
Yard.Doç.Dr.Şebnem Soygüder -Ege Üniv.İletişim Fakültesi

Kadınlar duygularının dibinde erkekler ise mantıklarının dikinde yaşarlar.
Ayşen Yerşen – Profilo Alışveriş Merkezi Genel Müdür

Kadın ve erkek,bir elmanın iki yarısı mı,iki azılı düşman mı yoksa hiç tamamlanmayan oyunun parçaları mı?
Zeynel Özbek – Seven-Hıll Yönetim Kurulu Üyesi

Erkekler kadınlara liman olmayı severler.Kadınlar yüklerini boşaltacak limanları iyi seçer çünkü sürekli demir atmayı sevmezler.En uzun kaldıkları liman en büyük ve güçlü limandır ama yükü ağır kadınlar ilişkiyi öldürür.Çünkü erkekler arada bir hafif yük gemilerine izin verirler.
Aşkım Kapışmak”

 

Öncelikle konuya Aşkım Kapışmak ile başlayayım. Bu kitabı bana çok sevgili ex patronum hediye etmişti. Ben kitabı elime aldığımda adı: Kadınlar Sağdan Erkekler Soldan, alt konusu da :Aşkım Kapışmak sandım. Sonra aylar sonra kitabı okumak için bir açarım ki, baya bildiğimiz bir NLP danışmanı, yazar insanmış kendisi. Kendisini tanımıyor olmam benim cahilliğim belki ama nasıl bir isimdir bu??
Neyse kitaba gelelim. Bana anlattıkları oldukça yavan geldi. Zira senelerdir erkekler şöyle kadınlar böyle diye tanımlanmış ve kabul görmüş önermelere yeni bir şey eklemiyor. Aynı şeyleri ısıtıp veriyor.  Örnekler hoş ama yeni şeyler değil. Böyle olunca kitabın tamamını okumak oldukça sıkıcı oluyor.
Fakat bir yandan, kitabın içinde aşağıda örneğini verdiğim çalışma da dahil, bir çok “gerçek” olay var. Aşağıdaki ve birkaç tanesi daha beni oldukça güldürdü. Bu iki sayfayı sizinle paylaşmak istiyorum. (Romandunyası.com – oz büyücüsüne kaynak için  teşekkürler.)
İyi okumalar,
Not: 5 yıllık ilişkilerinde heyecan kalmadığı için Aşkın Bey’e başvuran çifte, ödev verilir. On gün içinde bir günü kendilerine ayırıp başbaşa vakit geçirmeleri ve sonra o günü yazmaları istenir.
(sayfa 50-51-52)
“Buyurun siz de okuyun Özlem ve Emir çiftinin günlüklerini: 
Özlem’in günlüğü:

İkimizin de kendi işimiz olduğu için beraberce hafta içi bir program yapmayı kararlaştırdık. Genelde hafta sonunun kalabalığı Emir’i çok rahatsız ediyor. Planımız şöyle idi; sabah boğazda kahvaltı yapıp, doğru Ağva’ya öğlen yemeğe gideceğiz, biraz yürüyüş yapıp akşam üstü İstanbul’a dönüp birkaç dvd alıp evde baş başa seyredeceğiz, sonrası malum.

İnanın bir akşam öncesi heyecandan uyuyamadım. Uzun zamandır kendimiz için plan yapmaz olmuştuk sadece iş konuşuyorduk. Sabah erkenden kalktım, Emir hâlâ uyuyordu. Bu bile canımı sıkmaya yetti sabah sabah. Önemsemediğini düşünmeye başlamıştım ki ben banyoda iken o da kalkmıştı. Sonra kızdım kendime, hemen de yargılıyorsun diye. Ben hemen hazırlanmadan bilgisayardan güzel bir müzik açtım, şu sıralar Candan Erçetin dinliyorum, açtım sonuna kadar. Spor kıyafetlerimizi giyindik ve Emir’in arabasıyla yola çıktık. İçimden inşallah telefonunu kapatmıştır eliyordum, ben yanıma bile almadım ama ona sürekli söyledim “Ben telefonumu evde bırakacağım” diye. O ise “Ne gerek var, kapatıp yanımıza alal ım ne olur olmaz” dedi. Belki de haklıydı, bilemiyorum ama ben almadım.

Neyi fark ettim biliyor musunuz? Uzun zamandır ne giydiğime dikkat bile etmiyormuş ama bugün üzerime giydiğim tişörtü değiştirmemi söyledi. Çok hoşuma gitti bu. Yanıma Candan’ın CD’ sini de aldım. Yolda romantik şarkılar dinleriz diye. Araba da tam CD’yi koyacakken elimden aldı, torpidoya koydu. Allah’ım yine mi derken direkt slow müzik çalan bir radyo kanalı açtı. İnanılmaz mutlu oldum. Sanki benim için her şeyi planlıyormuş gibi geldi. Kendi kendime bırak kendini ‘Özlem bugün çok güzel olacak.’ dedim.

Aslında bunu bilerek yaptım hiç sormadım yolda nereye gideceğiz diye. Çünkü en büyük sorunumuz bu oluyordu. Ben nereye gidelim dediğimde: “Bilmem sen bilirsin,” derdi hep. Bu da beni uyuz ediyordu inanın. Beni İstinye’de çok güzel bir yere götürdü. O yer bakarken ben bir lavoboya gittim, makyajıma bakmaya. Geldiğimde benim için her şeyi söylemişti bile. Neyse kahvaltımız bitti ama uzun uzun sohbet ettik, çok keyifliydi.

Ağva’daki yeri bir gün öncesinden ayırmıştık. Doğru yola çıktık. Bir ara iş ile ilgili sohbet etmeye kalktı hemen konuyu değiştirdim. Yol boyunca slow radyoyu dinletti bana. Çok hoştu, çok rahatladım, başımı omzuna koydum ve gözlerimi kapattım. Genelde kızardı, rahatsız olurdu, kaza yaparız falan derdi ama bu sefer hiç sesini bile çıkarmadı. Ağva’da otele geldik. Öğlen yemeğimizi otelde yedik, sonra yürüyüşe çıktık. Ben tabi yürüyüş kıyafetlerimi arabaya koymuştum, Emir neyle geldiyse onla yürüyüşe çıktı. Elele uzun uzun yürüdük. Ne kadar çok şey konuşmamız gerekiyormuş onu fark ettim. Ağya’yı bilir misiniz, dere kenarında butik oteller vardır. İskelelerden küçük kanolar kiralanır. Zor ikna ettim Emir’i, bir tane kiraladık. On-on beş dakika sonra yağmur çiselemeye başladı. Ben inanılmaz keyif aldım ama Emir: “Sucuk olcaz, hadi otele,” dedi.

Otele gidip bir şeyler içtik. Sonra İstanbul’a yola çıktık. Ben akşam seyredeceğimiz filmlerin planlarını anlatırken, Emir; – Ben çok yoruldum onu da başka akşam yapsak olmaz mı, dedi. Ama ikna ettim. Ne garip değil mi? Sürekli ikna etmeye çalışıyorum onu. Aslında ikimizde zevk alacağız yani kendim için değil ya.

Ben aşk filmi isterken o da macera-polisiye istedi. Orta yolunu bulduk iki tane aldık. Bir aşk filmi birde polisiye. Bu arada, dönerken yol boyunca durgundu biraz. Galiba, yaptığımız şeyler düşündürdü onu. Ne kadar ihtiyacımız olduğunu fark etti bence, umarım bu düşüncelerini size yazar. Çerezleri, içecekleri masaya yerleştirdim, girdim dizinin dibine.

Beni kırmadı ilk önce aşk filmini koyduk ama gözlerim kapana kapana başladık izlemeye, omzuna başımı koydum, bir ara dalmışım uyandığımda film bitmişti. Bana: “On kere uyan dedim kalkmadın, bak diğer filmi koyacağım,” dedi. Kıramadım ben de, gözlerimi açtım, başladım onunla seyretmeye. Bir ara filmi dondurdum ve gözlerinin içine bakıp: “Hadi birbirimize karşı neler hissediyoruz gözlerimize bakıp söyleyelim,” dedim. Rengi attı bir anda, sanki matematik formülü sormuşum gibi baktı bana. İstemedi tabi. Ama ben başladım ne hissediyorsam anlattım, şimdi bunları yazamam, bir-iki sayfa sürer. O bir cümle söyledi ama her şeyi anlattı:
“Seni seviyorum” 

Emir’in günlüğü

Sabah burnumun içine giren bir sinekle uyandım. Elime geçen tişörtle sineği burnumda ezdim. Meğer tişört Özleminmiş, sinek ölüsü tişörtün sırtına yapışmıştı. Arabaya bindik, teyp bozuktu sadece radyo kanalı çalıyordu. Sahilde ilk gördüğümüz yerde kahvaltı yaptık. Yola çıktık, Özlem klasik, başladı konuşmaya ama omzuma başını koyunca uyudu, ben de ses çıkarmadım. Ben gizlice telefonumu açtım, birkaç mesaj gelmişti işle ilgili. O ara baya dalmışım Özlem sinirlendi. Film aldık, ama o ilk filmde uyudu. Ben de filmin bittiğini söyledim. Aslında 5 dakika falan dalmıştı. İkinci filmi seyrettik. Yine aynı şeyi sordu, birbirimizle ilgili konuşalım dedi. Ama ben yolunu buldum, ona o iki cümleyi söylüyorum hep: “Seni seviyorum” Ama dün akşam bu onu daha da mutlu etti. Galiba filmi beğendi.