Kısa Kısa #6 – Oscar Animasyon Adayları’14 – The Wind Rises, Frozen, Croods, Despicable Me2 ve Ernest&Celestine

Kısa Kısa #6 – Oscar Animasyon Adayları’14 – The Wind Rises, Frozen, Croods, Despicable Me2 ve Ernest&Celestine

Yazmak enteresan bir duygu hali. Bazen durmadan sayfalarca yazasım geliyor, bazen cümle kurmakta zorlanıyorum. Bir süredir cümle kurmak zor geliyordu ve blogu kurduğumdan beri verdiğim en uzun araydı bu. Yazacak çok şey birikti. Şimdi kısa kısa onları aktarmak istiyorum. İlk olarak Oscar’ın animasyonları:

THE-WIND-RISESThe Wind Rises / Rüzgar Yükseliyor

  • Yönetmen: Hayao Miyazaki
  • Tür: Animasyon, dram
  • Yapım: 2013, Japonya
  • Oyuncular: Steve AlbertHidetoshi NishijimaKeiko Takeshita
  • Süre: 126 dk

“The Wind Rises, uçaklara bir hayli ilgili olan ve bir gün uzman bir uçak tasarımcısı olmanın hayallerini kuran başkahraman Jiro’nun hikayesini ele alıyor. En büyük idolü ise bu alanda tanınmış bir uzman olan, Alpler’in ötesindeki Caproni’dir. Caproni işlerinin estetik güzelliği ve muazzam teknik becerisiyle bu alanın önde gelen isimlerinden biri olmuştur. Çocukluğundan beri görme sorunları yaşayan Jiro, 1930’ların sonundan önemli bir kurumun uçak departmanına girmeyi başarır. Zaman ilerledikçe başarısı patronlarının da ilgisini çeker ve onu istediği gibi tasarım yapması konusunda özgür bırakmaya karar verir. İkinci Dünya Savaşı başlamak üzeredir ve Jiro’nun hayatında birçok şeyi değiştirecektir.”

Yaratıcılık konusunda kendini defalarca ispat etmiş usta yönetmenin son işi olan The Wind Rises,  Jiro Horikoshi’nin gerçek hikayesini konu alıyor. Ustanın hayranlık uyandıran çizgileriyle anlattığı hikaye aslında birbirinden farklı bir çok konuya değiniyor ve bazı noktalarda ana hikayenin ne olduğunu anlamak zorlaşıyor. Aşktan, Japon-Alman ilişkilerine, uçak üretiminden vereme öyle enteresan geçişler var ki, film bittiğinde dağılmış ve yorulmuş hissediyorsunuz. 

Miyazaki filmlerine göre oldukça yere basan bu son film, hikayenin genişliği eleştiri konusu olsa da, insanın tutkuları ve hayalleri üzerine çok önemli mesajlar veren, çizgilerinin her biri ile sanatı sonuna kadar hissedeceğiniz, bazı sahnelerini hiç unutamayacağınız (özellikle deprem sahnesi ) bir çalışma olmuş.

İzlemenizi tavsiye ederim,

frozenFrozen / Karlar Ülkesi

  • Yönetmen: Chris Buck, Jennifer Lee
  • Tür: Animasyon, macera
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Kristen Bell, Idina Menzel, Jonathan Groff
  • Süre: 102 dk

“Krallık, Karlar Kraliçesi (Snow Queen)’nin laneti sonrasında ebediyen sürecek bir kış mevsimine mahkum edilmiştir. Bu krallıkta yaşamakta olan maceracı ve iyi kalpli Anna, Karlar Kraliçesi’ni bulup laneti sona erdirmesini sağlayarak, şehrinde yaşayan insanları eski güzel günlerine döndürmeye karar verir. Masalsı bir yolculuğu çıkan Anna’nın yol arkadaşı ise usta bir dağcı olan Kristoff’tur. Başarıya ulaşmaları için Karlar Kraliçesi’ni görüp tanıyabilmeleri gerekmektedir. Görünürde basit olan bu plan, izbe dağdaki yolculuk ilerledikçe zorlaşmaya başlar. Mitolojik yaratıklar ve ürkütücü büyüler eşliğinde süren yolculuğun her dönemecinde ayrı bir tehlike ortaya çıkar. Yolculuğun asıl zor yanı ise zamanla yarışıyor oldukları gerçeğidir. “

Daha önce tiyatro oyunu, müzikal ve film olarak karşımıza çıkan hikaye bu sefer müzikal-animasyon olarak karşımızda. Çocukların pek sevdiği sıcak bir hikaye ama büyüklere pek hitap etmeyecektir sanıyorum.

croodsCroods / Croodlar

  • Yönetmen: Chris SandersKirk De Micco
  • Tür: Animasyon, macera, komedi
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Nicolas CageRyan ReynoldsEmma Stone 
  • Süre: 98 dk

“Yaşadıkları mağara bir deprem sonrasında yerle bir olduktan sonra, Crood’lar yuvaları olan bu kanyondan taşınmak zorunda kalırlar ve ailenin babası Grug’un önderliğinde bir yolculuğa çıkarlar. Barınabilecekleri yeni bir yer bulmanın ümidiyle ilerleyen Crood’lar bu yolculuk esnasında sıra dışı maceralarla örülü ve daha önce bilinmedikleri esrarengiz bir dünyayla karşılaşırlar. Bu yeni dünyada doğa bambaşkadır. Üstelik bir de karşılarına Guy isimli ilginç bir genç çıkar. Sürekli seyahat etmeyi ve yeni icatlar yapmayı seven Guy’ı aileden en çok 19 yaşındaki genç kız Eep sevecektir. Ateş yakmayı bilen Guy, Crood’ların hayatlarının değişmesinde önemli bir rol oynayacaktır.”

İlk çağ insanlarını konu alan komediler artık sıkıcı hale geldi diye düşünürken Crood’lar diyalogları ve karakterleriyle bu konuda hala malzeme olabileceğini gösterdi. Oldukça eğlenceli diyalogları, mükemmel ilk çağ tasvirleri ve karakterleriyle 2013’ün izlenesi animasyonlarından…

Despicable Me 2 / Çılgın Hırsız 2

  • despicable-me-2Yönetmen: Chris RenaudPierre Coffin
  • Tür: Animasyon, komedi
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Steve CarellKristen WiigRussell Brand 
  • Süre: 128 dk

“Eski süper kötü Gru, suç dolu geçmişini bir kenara bırakır ve evlatlık edindiği kızları Margo, Edith ve Agnes ile birlikte sakin bir hayata adım atar. Gru, kurduğu işiyle ve ailesiyle vaktini geçirirken, bazı gizemli olaylar yaşanmaya başlar. Anti-Villain League isimli son derece gizli bir örgüt, Gru’yu tehlikeli bir olayı araştırması için göreve çağırır ve ona bu görevde Minyonlar’ın yanı sıra bu organizasyonun en iyi  ajanı olan Lucy de yardım edecektir. Gru artık iyi adamlarla anlaşma imzalamış ve dünyanın kurtuluşu için mücadele eden birine dönüşmüştür. Lucy ile birlikte kötücül bir süper kötünün peşine düştükleri bu avda, çeşitli suçlularla da mücadele etmek zorunda kalacaklardır.”

Kazık kadar insanlar olarak vizyona girdiği ilk gün gidip izlemiş olabiliriz. Zira minionlar hiçbir şey yapmasalar bile çok komikler. Dolayısıyla senaryosundaki eksikler, karakterlerindeki tutarsızlıklar filan pek umurumda değil. Çok güldüm. 3.sü gelsin, yine hemen gidip izleyeceğim.

Ernest&Celestine

  • ernest clestineYönetmen: Benjamin Renner
  • Tür: Animasyon
  • Yapım: 2013, Fransa , Belçika , Lüksemburg
  • Oyuncular: Lambert WilsonFéodor AtkineVincent Grass
  • Süre: 106 dk

“Cannes Film Festivali’nde ödülle dönen animasyon, küçük fare Celestine ile ayı Ernest’in dostluk hikayesini işliyor. Fare Celestine, kemirgenlerin hüküm sürdüğü gizli bir yeraltı şehrinde yaşar. Kaldığı yetimhanenin müdürü her gece bütün miniklere bu şehrin dışında kalan bilinmeyen dünyayla ilgili ürkütücü hikayeler anlatmakta, orada korkunç ayıların yaşadığını söylemektedir. Resim yapmayı çok seviyor olsa da diş hekimliği okumaya karar veren Celestine, küçük ayıların düşüp kendi şehrine gelen dişlerini incelemektedir. Bir gün agresif bir ayı ailesinin baskınıyla karşılaşırlar ve uyanıp gözlerini açtığında kendini aç bir ayı olan Ernest’in yanında bulur!”

Çizimleri ve müzikleriyle oldukça takdir ettiğimiz filme, festivaldeki bir bilet yanlışlığı nedeniyle girmiştik. Hatta bu çocuklar neden var, niye animasyon, neler oluyor derken yanlış filme bilet aldığımızı anlayıp, film sarınca sonuna kadar izlemiştik.  Amerikan yapımı animasyonlardan çizgisi ve hikayesiyle oldukça ayrılan film, senenin iyilerindendi. Mutlaka izleyin diyemem ama izlemeye başlayınca bırakılamayan bir keyfi var.

86.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Yorumlar ve Kazananlar

86.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste), Yorumlar ve Kazananlar

oscarVe bir Oscar heyecanı daha başlar… Adaylar açıklanırken bu yazıyı yazmaya başladım ve her kategoride tüm filmleri izledikçe benim gönlümden geçenleri sıralayacağım. Sonra 2 Mart gecesi hep beraber uykusuz kalıp kazananları göreceğiz.. Hayırlara vesile olsun =)

Film / Best Picture

Bu dalın tüm filmlerini izlediğime göre yorumlarıma başlayabilirim:

Son sıraya David O.Russell’ın 10 dalda aday olan fimi American Hustle’ı koydum. Bolca reklamı yapılan, 4 başrolünün de oyunculuk dallarında aday olmasıyla ses getiren, kostümleriyle modaya damga vuran film bence bu senenin  balonuydu. Zira ilerlemeyen konusu, yavaşlatan kurgusu ve bence ortalama olan oyunculuklarıyla çok sıradan bir filmdi.

Captain Philips’in de American Hustle gibi bu yılın fazlaca abartılan yapımlarından biri olduğunu düşünüyorum. Tom Hanks’in sıradan oyunculuğu ve oldukça sıradan konusu ile filmi izlemek bile bence zaman kaybıydı. Bu iki filmin bu dalda aday olmasını çok gereksiz buldum.  Yerlerine Before Midnight, Inside Llewyn Davis ve hatta The Rush bile aday olabilirdi.

Dallas Buyers Club ve Philomena özellikle başrol oyuncularının performanslarıyla öne çıkan filmler. Konuları itibariyle ağır dramatik yapıya sahip iki film, senenin iyilerinden olsa da bu daldaki diğer adaylar düşünülünce pek şansları yok. Nebraska ise bu ikiliden, komediye göz kırpması nedeniyle ayrılıyor. Ayrıca sinematografi, müzikler ve senaryo anlamında birer adım daha önde olduğundan sıralamamda bir üstte.

oscar2014-03

Son dörde geldiğimizde ise dördüncü sıraya Scorsese’nin son filmi The Wolf of Wall Street’i koydum. Filmi çok beğendim. Hikayeyi ele alış biçimi, uzun süresine rağmen akıcı kurgusu ve DiCaprio’nun başarılı performansı ile senenin başarılı yapımlarından olsa da, bir miktar duygu eksikliğinden yarışın dışında kaldığını düşünüyorum.

Bu noktada gerek sinematografisi, gerek işlediği konunun derinliği, gerekse oyuncu performansları ile hemen hemen dört dörtlük bir film olan 12 Years a Slave öne çıkıyor. Ödülün Gravity ile birlikte en önemli adaylarından gösterilen filmi, özellikle güçlü duygusal yapısı ve eleştirel bakışı nedeniyle seçebileceklerini düşünüyorum. Fakat bu kategorideki filmleri sıralarken seneler geçtiğinde hala bende iz bırakanlar hangisi olacak diye düşündüm. Bu nedenle ilk ikiye Gravity ve tabi ki Her’ü koydum.

Gravity bu sene hepimize sinemada ilk defa yaşadığımız bir tür 3D deneyimi yaşattı. Aylar geçmesine rağmen hala unutamadığım açılış sekansı dahil neredeyse tümü yerçekimsiz ortamda geçen film ile 3D’de başka bir boyuta geçtik. Senaryosundaki boşlukları çokça eleştirsem de, etki anlamında senenin en efektif işlerinden biriydi bence. Akademinin 12 Years a Slave’i seçeceğine daha çok ihtimal versem de, ikinci olarak ödülü kucaklayabilecek olan film Gravity gibi geliyor.

Ve Her. Bu senenin en beğendiğim filmi. Joaquin Phoenix, görüntü yönetimi, müzikler, kostümler, senaryo, Scarlet’in sesi… Her şeyiyle mükemmeldi. Belki ödülü alması mümkün değil ama benim, ve benim gibi birçok sinemaseverin gönlünün birincisi.

      1. Her / Megan Ellison, Spike Jonze and Vincent Landay, Producers
      2. Gravity / Alfonso Cuarón and David Heyman, Producers
      3. 12 Years a Slave / Brad Pitt, Dede Gardner, Jeremy Kleiner, Steve McQueen and Anthony Katagas, Producers (kazandı)
      4. The Wolf of Wall Street / Nominees to be determined
      5. Nebraska / Albert Berger and Ron Yerxa, Producers
      6. Dallas Buyers Club / Robbie Brenner and Rachel Winter, Producers
      7. Philomena / Gabrielle Tana, Steve Coogan and Tracey Seaward, Producers
      8. Captain Phillips / Scott Rudin, Dana Brunetti and Michael De Luca, Producers
      9. American Hustle / Charles Roven, Richard Suckle, Megan Ellison, and Jonathan Gordon, Producers

Yönetmen / Directing

Bu dalda niçin Spike Jonze (Her) yok? diye sorarak başlamak istiyorum. Hatta fazla abartıldığını defalarca ifade ettiğim American Hustle’ın yönetmeni David O.Russell yerine pek ala aday olabilirdi diye düşünüyorum ama yapacak bir şey yok. Bu nedenle David O.Russell son sıramda.

Alexander Payne’in Nebraska ile iyi iş çıkardığını düşünüyorum ama siyah beyaz tercihi nedeniyle onu dördüncü sıraya koydum. Steve McQueen ve Scorsese’yi sıralarken ise The Wolf of Wall Street’in biraz daha cesur bir yönetime sahip olduğunu düşündüğümden böyle bir sıralama yaptım.

Oscar kulislerine göre yarış McQueen ve Cuaron arasında geçecek gibi görünüyor ama Gravity gibi yenilikçi bir işi kotardığı için oyumu Alfonso Cuaron’dan yana kullandım.

      1. Gravity /  Alfonso Cuarón (kazandı)
      2. The Wolf of Wall Street/ Martin Scorsese
      3. 12 Years a Slave/ Steve McQueen
      4. Nebraska/ Alexander Payne
      5. American Hustle/ David O. Russell

Erkek Oyuncu / Actor in a Leading Role

oscar2014-02

Sıralarken en zorlandığım dallardan biri bu oldu. Yönetmen dalında olduğu gibi bu dalda da büyük sitemim var. Joaquin Phoenix’i nasıl aday olarak göstermediklerini anlayamıyorum.  Tamam Christian Bale çok yetenekli bir aktör. Fighter ile aldığı ödülü de çok haketti. Fakat American Hustle’da çok da aman aman bir başarısı yok. Kesinlikle Bale yerine Phoenix aday olmalıydı.

Diğer dörtlüye gelirsek hepsi birbirinden başarılı. Akademi seçimi nasıl yapacak bilmiyorum ama ben şöyle bir soruya cevap arayarak sıraladım: O oyuncu yerine başkasını koysalar, aynı performansı yapabilir miydi?

Cevabı düşündüğümde Dern ve Ejiofor’un performanslarını çok beğensem de benzersiz olmadığı kanısındayım. Fakat Leonardo DiCaprio ve Matthew McConaughey’in gerçekten emsalsiz iş çıkardığını düşünüyorum. Birinci sıraya DiCaprio’yu koymamın nedeni ise senelerdir yükselen grafiği ile artık ödülü hak ettiğini düşünmemden.

      1. Leonardo DiCaprio / The Wolf of Wall Street
      2. Matthew McConaughey / Dallas Buyers Club (kazandı)
      3. Chiwetel Ejiofor / 12 Years a Slave
      4. Bruce Dern / Nebraska
      5. Christian Bale / American Hustle

Kadın Oyuncu / Actress in A Leading Role

oscar2014-04

Kadın oyuncu kategorisi adaylarının enteresa şekilde hepsini pek beğeniyorum. Fakat kendimce bazı artı ve eksilerim var, o nedenle böyle bir sıralama yaptım.

Meryl Streep artık bu kategorinin default adayı oldu. Aday olmasa bir sorun var sanıp şaşıracağız, o derece. Bu sene de August: Osage Country’deki hafif çatlak kadın rolü ile 18.kez Oscar adayı olmayı başarsa da, büyük bir çoğunluğun abartılı bulduğu performansı nedeniyle (ki katılıyorum) pek şansı yok gibi.

American Hustle genel itibariyle pek beğendiğim bir film olmadı. Amy Adams’ın ise açık söyleyeyim abartılı dekoltesini incelemekten suratına her zaman bakamadım. Bundan mıdır nedir, kendisi itiraf edene kadar İngiliz aksanı taklidi yaptığını bile anlamamıştım. Bu aksan meselesi dışında, rolünü olması gerektiği kadar oynadı ve inandırıcı bir aşık kadın performansı çıkardı.  Geçen seneki The Master ile olan adaylığı dahil, bu sene Her?deki duru performansı ve American Hustle?daki işiyle övgüleri hak ettiğini düşünüyorum. Ama Oscar alacak kadar mı? Sanmıyorum.

Philomena’daki Judi Dench ise kusursuz bir iş çıkarmış. Fakat, Dench’in o depderin bakışlarına tezat olacak şekilde karakteri bir miktar yüzeysel yazılmış gibiydi. O nedenle filmde hep bir şeyler eksik gibi hissettim. Bu nedenle kendisini üçüncü sıraya koydum ama gönüllerimizin birincisi oldu.

Sandra Bullock’un çok büyük bir fanatiği değilim. Fakat Gravity’deki performansı hakikaten başarılıydı. Özellikle bu sayfadaki videoyu izledikten sonra gerçekten oyunculuğuna pek laf edesi gelmiyor insanın. Light box teknolojisinin kullanıldığı çekimlerde duyguyu bu denli geçirebilmenin büyük bir başarı olmasının yanı sıra, Bullock?un fiziksel kapasitesi de alkışı hakediyordu.

Fakat bu sene ortada bir Cate Blanchett gerçeği var. Blue Jasmine Blanchett’in üstün oyunculuğuyla göklere taşıdığı bir film. Nevrotik, ilaç bağımlısı bir kadını, o zerafetiyle birlikte o kadar başarılı canlandırıyor ki, Oscarlık performans dedikleri böyle bir şey. Hele final sahnesindeki monologu… Başlı başına bir oyunculuk şaheseri.

      1. Cate Blanchett / Blue Jasmine (kazandı)
      2. Sandra Bullock / Gravity
      3. Judi Dench / Philomena
      4. Amy Adams / American Hustle
      5. Meryl Streep / August: Osage County

Yardımcı Erkek Oyuncu / Actor in a Supporting Role

oscar2014-01

Yardımcı erkek oyuncu kategorisinde bu seneyi açık ara önde götüren isim Jared Leto oldu. Ödülü almasına kesin gözüyle bakılan Jared Leto, filmi Matthew McConaughey ile birlikte sırtlıyor. Zira bu iki oyuncu yerine herhangi başka iki oyuncu olsaydı, filmin bu denli başarılı olamayacağı herkesin dilinde. Ayrıca Leto’nun filmin başlarındaki hali ile sonlarına doğru hastalığının artmasıyla kararan ruh halini yansıtışı gerçekten iyiydi. Dolayısıyla benim de birinci sıramda kendisi yer alıyor.

Michael Fassbender ise aslında kötü bir karakteri içinde bulunduğu güç kaygısı, hırs ve duyduğu aşk ile birlikte o kadar iyi yansıttı ki, kölelere işkence yapacak kadar kötü bir adamla zaman zaman empati kurdurdu. O yüzden Fassbender’ın bu seneki yarışta üst sıralarda olduğunu düşünüyorum.

Jonah Hill’e gelmek gerekirse, bir yandan her rolde aynı tarzda olduğu gerçeğini kabul ediyorum, diğer yandan DiCaprio ile birliktelikleri, paslaşmaları ve filme hizmeti açısından iyi bir performans çıkardığını düşünüyorum.

Captain Philips’i pek beğenmedim. Hatta filmin tek iyi yanının Barkhad Abdi olduğunu yazmıştım. Performansı iyiydi ama kötü bir filmde harcandı kendisi. Genç oyuncuyu önümüzdeki yıllarda çok daha iyi rollerde izleyeceğimizi düşünüyorum. O nedenle bu sene sadece adaylıkla kalacağı düşüncesindeyim.

Herkesin pek sevdiği Bradley Cooper ise listemin alt sırasında. Filmin yazısında da belirtmiştim ama Cooper?ı oynadığı karakterlerle bir türlü kafamda oturtamıyorum. Her ekrana gelişinde, suratında ?gülmemi tutuyorum? ve ?ben niye buradayım? ifadeleri var gibi geliyor. Sanki komedi filmlerindeki o beceriksiz, nasıl ajan olduğunu anlayamadığımız tiplemeler gibiydi bu filmde de. Adama ben zerre inanmadım, nasıl o kadar parayı emanet etti koskoca FBI? Bunlar hep soru işareti oldu. Hangover serisinden sonra ciddi filmlere henüz adapte olamadığını düşünüyorum ve adaylığının bile gereksiz olduğunu düşünüyorum. Cooper yerine Rush filminden Daniel Brühl’ü tercih ederdim sanırım.

      1. Jared Leto / Dallas Buyers Club (kazandı)
      2. Michael Fassbender / 12 Years a Slave
      3. Jonah Hill / The Wolf of Wall Street
      4. Barkhad Abdi / Captain Phillips
      5. Bradley Cooper / American Hustle

Yardımcı Kadın Oyuncu / Actress in a Supporting Role

oscar2014-05

Bu dal tam bir muamma. Her bir oyuncunun adı ödül için anılıyor fakat Lupita Nyong’o ve Jennifer Lawrence isimleri bir tık önde gibi. Ben yine kendimce bir artı-eksi muhakemesi yaparak şöyle bir sıralama yaptım:

Sally Hawkins çok beğendiğim bir aktris fakat Blue Jasmine’deki rolü ele alış biçimini pek sevemedim. Fazla karikatürize kalmış gibi geldi. O nedenle listemin sonunda kendisi.

June Squibb ise tıpkı Hawkins ve Streep gibi biraz abartılı oynamış diye düşünüyorum. Hatta Jennifer Lawrence için de benzer şeyleri söyleyenler oldu ama ben mükemmel bir iş çıkardığını düşünüyorum. American Hustle genelinde başarısız ve abartılmış bir iş olsa da, hikayenin içinde en ayakları yere basan, duygusu yüksek ama bir o kadar çatlak karakterini müthiş canlandırdı. Henüz taze Oscar almış olmasa ve yarışta Nyong’o ve Roberts olmasa şansının çok daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Julia Roberts, bu senenin kadın rolleri içinde en derin, duru, abartısız ama duygusu yüksek olanına can verdi. Ve Oscar sahibi bir oyuncu olmasına rağmen hiçbir abartıya ve rolünü büyütme endişesine düşmeden sergilediği performansına hayran kaldım. O nedenle benim listemde ikinci sırada kendisi yer aldı.

Ve senenin en çok ağlatan karakterini canlandıran, ismini yeni duyduğumuz ama çıkardığı işle unutamayacağımız Lupita Nyong’o… Bir oyuncu bir bakışıyla ne kadar acı çektiğini seyirciye hissettirebiliyorsa, konu kapanmıştır. Pek fazla repliği olmayan rolünü öyle başarılı bir şekilde performe etti ki, ödülü sonuna kadar hak ediyor. Aslında üç oyuncu da ödüle çok yakın ve hangisi alırsa alsın hak etmiş olacak diye düşünüyorum.

      1. Lupita Nyong’o / 12 Years a Slave (kazandı)
      2. Julia Roberts / August: Osage County
      3. Jennifer Lawrence / American Hustle
      4. June Squibb / Nebraska
      5. Sally Hawkins / Blue Jasmine

Kurgu / Film Editing

Artık hepimizin bildiği üzere bu kategori en iyi filmin de habercisidir. Yani kurgu dalına aday olmayanın film dalında yarışta olması pek söz konusu olmaz ve genelde bu dalın kazanı en iyi film olarak seçilir. Fakat bu sene kurgu da Gravity, en iyi filmde ise 12 Years A Slave öne çıkacak gibi görünüyor.

Adaylara gelmeden önce American Hustle ve Captain Philips yerine The Wolf of Wall Street, Rush ve Her’ü bu kategoride görmek istediğimi söylemek isterim. Özellikle The Wolf of Wall Street’in o enerjik ve su gibi akan hikayesini kurgunun çok desteklediğini düşünüyorum.

Sıralamaya gelecek olursam, Gravity’nin özellikle mükemmel açılış sekansı ve sonrasında eş zamanlı sahneleri nedeniyle bu dalın en güçlü adayı olduğu kanısındayım. Benim de adayım bu film. 12 Years a Slave ise yine açılış, sonra flashback, sonrasında ise açılışa geri dönen yapısıyla beğenimi kazandı. O nedenle ikinci sırada.

Dallas Buyers Club kronolojik olarak gitse de 2bin küsür günü genele yayışını beğendim. American Hustle ve Captain Philips’in ise kurgusal anlamda bir esprisi olduğunu düşünmüyorum.

      1. Gravity/Alfonso Cuarón and Mark Sanger (kazandı)
      2. 12 Years a Slave/Joe Walker
      3. Dallas Buyers Club/John Mac McMurphy and Martin Pensa
      4. American Hustle /Jay Cassidy, Crispin Struthers and Alan Baumgarten
      5. Captain Phillips/Christopher Rouse

Uyarlama Senaryo / Adapted Screenplay Writing

Uyarlama senaryo yazımının, özgün senaryo yazımından daha zor gibi geliyor hep bana. Hem var olana sadık kalıp, hem duygusunu koruyabilmek kolay değil. 

Tüm kulisler ödülü 12 Years a Slave’in alacağına kesin gözüyle bakıyor ama benim birincim Before Midnight. Zira sadece bu beşli arasında değil, senenin tüm filmleri arasında en iyi senaryolardan birine sahipti. Keza The Wolf of Wall Street için de benzer şekilde düşünüyorum ama bu ikili arasında pek şansı olduğunu sanmıyorum.

Philomena ve Captain Philips’in ise senaryo olarak iyi ama ortalama olduğunu söyleyebilirim.

      1. Before Midnight / Written by Richard Linklater, Julie Delpy, Ethan Hawke
      2. 12 Years a Slave / Screenplay by John Ridley (kazandı)
      3. The Wolf of Wall Street  / Screenplay by Terence Winter
      4. Philomena / Screenplay by Steve Coogan and Jeff Pope
      5. Captain Phillips / Screenplay by Billy Ray

Orjinal Senaryo / Original Screenplay Writing

Bu daldaki adaylar benim için Her ve diğerleri olarak ayrılıyor. Bilmediğimiz gelecek bir zamanı ve o zamanlardaki ilişkileri ele alan senaryo Oscar’ı almazsa olay olur.

Diğer adaylardan Nebraska, bir piyango hayalinin peşinde koşan kafası karışık bir baba üzerinden Amerikan kırsalını, aile ilişkilerini ve geçmişle yüzleşmelerini ele alışıyla başarılı bir diğer senaryoydu. İkinci sıramda o var.

Dallas Buyers Club, American Hustle ve Blue Jasmine’de ise ortalama senaryolara sahipti bence. O nedenle pek şansları olduğunu düşünmüyorum.

      1. Her  / Written by Spike Jonze (kazandı)
      2. Nebraska / Written by Bob Nelson
      3. Dallas Buyers Club  / Written by Craig Borten & Melisa Wallack
      4. American Hustle / Written by Eric Warren Singer and David O. Russell
      5. Blue Jasmine / Written by Woody Allen

Görüntü Yönetimi / Cinematography

Bu sene görüntü yönetimi anlamında doyurucu bir sene oldu. Aday olan yapımlar dışında Her, Philomena, Rush, 12 Years A Slave gibi bir çok film aday olabilecek derecede başarılıydı.

Nebraska özenli bir görüntü yönetimine sahip olsa da, siyah beyaz tercihi nedeniyle beklediğim kadar etkilemedi beni. Listenin sonunda bu yüzden. Inside Llewyn Davis ve Prisoners görüntüleriyle mükemelle yakındı bence. Hatta ödüllerde bir süprizle karşılaşıp Inside Llewyn Davis’in ödül aldığını bile görebiliriz diye düşünüyorum fakat The Grandmaster ve Gravity mükemmelin de ötesinde olduklarından maalesef 3. ve 4. sırada yer aldılar.

The Grandmaster’ın boğucu ve sıkıcı hikayesi nedeniyle salonda fenalıklar geçirsem de görüntü konusundaki başarısı nedeniyle hakkını teslim etmeliyim. O nasıl bir yağmur çekmektir? Bu kadar estetik, bu kadar detaylı olabilir.

Ama The Grandmaster’ın bütün estetiğine rağmen, bu sene izlerken ağzımı açık bırakan, yepyeni bir deneyim sunan ve daha önce Tree of Life ile de ödül almasını çok istediğim (Hugo almıştı.) Emmanuel Lubezki’nin, Gravity’deki harika çalışmasıyla heykeli kucaklamasını diliyorum.

      1. Gravity/Emmanuel Lubezki (kazandı)
      2. The Grandmaster/Philippe Le Sourd
      3. Inside Llewyn Davis/Bruno Delbonnel
      4. Prisoners/Roger A. Deakins
      5. Nebraska/Phedon Papamichael

Görsel Efekt / Visiul Effects

Bu daldaki adayları Gravity ve diğerleri olarak ayırmak gerekecek sanırım. Zira bu yıl görsel efektlerinin yarattığı etkiyle herkesin dilinde olan tek film var, o da Gravity. Diğer filmlerin hepsinin teknik anlamda, benim anladığım kadarıyla, iyi işler olduğunu düşünüyorum. Sıralamayı görsel efektlerin filme katkısına göre yapmaya çalıştım ama boşa satır harcamaya lüzum yok. Ödül Gravity’nin.

      1. Gravity / Tim Webber, Chris Lawrence, Dave Shirk and Neil Corbould (kazandı)
      2. Iron Man 3 / Christopher Townsend, Guy Williams, Erik Nash and Dan Sudick
      3. The Hobbit: The Desolation of Smaug / Joe Letteri, Eric Saindon, David Clayton and Eric Reynolds
      4. Star Trek Into Darkness / Roger Guyett, Patrick Tubach, Ben Grossmann and Burt Dalton
      5. The Lone Ranger / Tim Alexander, Gary Brozenich, Edson Williams and John Frazier

Prodüksiyon Tasarımı/ Production Design

Prodüksiyon tasarımı dalındaki adayların, American Hustle dışında, oldukça güçlü olduklarını düşünüyorum. Özellikle Gravity ve The Great Gatsby bu konuda bir adım öndeler. Ve hatta The Great Gatsby’nin bu dalın en iyisi olduğunu düşünüyorum fakat filmi pek beğenmediğim için Gravity’i birinci sıraya aldım.

Şimdiye kadarki en gerçekçi yakın gelecek tasviriyle Her’ü üçüncü, dönem filmi kategorisinden başarısıyla 12 Years a Slave’i dördüncü sıraya koydum. American Hustle ise her ne kadar yeni bir stil akımı yaratacak kadar sevilmiş olsa da, listemin sonunda.

Bu arada çok bayılmamış olsam da Hobbit ve Elysium’un bu kategoride yer bulması gerekirdi diye de düşünmekteyim.

      1. Gravity / Andy Nicholson (Production Design); Rosie Goodwin and Joanne Woollard (Set Decoration)
      2. The Great Gatsby /Catherine Martin (Production Design); Beverley Dunn (Set Decoration) (kazandı)
      3. Her / K.K. Barrett (Production Design); Gene Serdena (Set Decoration)
      4. 12 Years a Slave / Adam Stockhausen (Production Design); Alice Baker (Set Decoration)
      5. American Hustle / Judy Becker (Production Design); Heather Loeffler (Set Decoration)

Kostüm Tasarım / Kostüm Tasarım

The Invisible Woman’ı henüz izleyemedim. Görünen o ki ya İstanbul Film Festivali’nde ya da girerse vizyonda izleyebileceğiz.  O yüzden fragmanından anlayabildiğim kadarıyla sıralamaya koydum.

American Hustle’ın kostüm tasarımını düşününce aklıma Amy Adams’ın dekoltesi geliyor. Yılın en abartılmış filmi olduğu gibi, kostümlerinin de abartıldığını düşünüyorum. Dolayısıyla listemin son sırasındalar.

12 Years a Slave ve The Invisible Woman dönem işleri olduğundan ve artık dönem işlerinde American yapımlarının ortalamanın üstünde bir başarısı olduğunu bildiğimden yine beğendim fakat sıradan geldi.

The Grandmaster’ı izlerken çok baygınlık geçirmiş olabilirim ama görüntü yönetimi ve kostümleri çok başarılıydı. Fakat birinciliğin The Great Gatsby’nin alması gerektiğini düşünüyorum. Zira yaratılan o şaşalı ortama uygun olarak tasarlanan kostümlerin hepsi çok göz alıcı ve güzeldi.

      1. The Great Gatsby/ Catherine Martin (kazandı)
      2. The Grandmaster /William Chang Suk Ping
      3. 12 Years a Slave/ Patricia Norris
      4. The Invisible Woman/ Michael O’Connor
      5. American Hustle /Michael Wilkinson

Makyaj ve Saç / Make Up and Hair Styling

Bad Grandpa’yı izlemedim. Aslında izlemek istiyorum, zira gerçek insanlarla haberleri olmadan gizli kamera ile çekilen film merak uyandırıcı. Bu daldaki şanslarına gelince; Dallas Buyers Club’da ne makyajı vardı anlayamadım. The Lone Ranger’da Kızılderili makyajı filmin başrolünde sürekli olduğundan şansı var gibi geliyor, Bad Granpa’da ise Johnny Knoxville büyükbaba makyajı ile gerçek insanları şakalayıp filme çektiğinden ödülün ona gidebileceğini düşünüyorum.

      1. Jackass Presents: Bad Grandpa / Stephen Prouty
      2. The Lone Ranger / Joel Harlow and Gloria Pasqua-Casny
      3. Dallas Buyers Club /Adruitha Lee and Robin Mathews (kazandı)

Ses Kurgusu / Sound Editing

Ses kurgusu ve ses miksajı için tahminlerimi yapmadan önce Lone Survivor’ı izlemediğimi söylemeliyim. Zira Amerikan askerleri ve Ortadoğu operasyonları konulu filmlerden artık gına geldi, görmek istemiyorum. Gravity “uzayda hissettirmek” konusunda görüntüleriyle olduğu kadar sesiyle de başarılı oldu. Dolayısıyla ödülü kucaklayacağını düşünüyorum. Captain Philips ve Lone Survivor pek beğenilmeyen filmler olsa da ses kurgusu konusunda övgüler aldılar o nedenle şansları var gibi duruyor. All is Lost ve Hobbit’in ise pek şansı yok gibi.

      1. Gravity / Glenn Freemantle (kazandı)
      2. Captain Phillips / Oliver Tarney
      3. Lone Survivor / Wylie Stateman
      4. All Is Lost / Steve Boeddeker and Richard Hymns
      5. The Hobbit: The Desolation of Smaug / Brent Burge

Ses Miksaj / Sound Miksing

Yukarıda da bahsettiğim üzere Gravity en büyük adaylardan, fakat başka dallarda şans verilmeyen Invise Llewyn Davis’in gönlünü almak için ödül alabileceğini düşünüyorum. Ayrıca yine Captain Philips ve Lone Survivor’da süpriz yapabilir.

      1. Gravity / Skip Lievsay, Niv Adiri, Christopher Benstead and Chris Munro  (kazandı)
      2. Inside Llewyn Davis / Skip Lievsay, Greg Orloff and Peter F. Kurland
      3. Captain Phillips / Chris Burdon, Mark Taylor, Mike Prestwood Smith and Chris Munro
      4. Lone Survivor / Andy Koyama, Beau Borders and David Brownlow
      5. The Hobbit: The Desolation of Smaug / Christopher Boyes, Michael Hedges, Michael Semanick and Tony Johnson

Orjinal Şarkı / Music-Original Song

Adaylardan Mandela filmini izlemedim fakat The Moon Song ve Let it Go’nun filmlerinin içindeki yer alışlarını düşününce ödülü bu ikisinden biri almalı diye düşünüyorum. Her benim için senenin en iyi filmi olduğundan da, birinci sırada benim için The Moon Song var.

      1. “The Moon Song” from HER / Music by Karen O; Lyric by Karen O and Spike Jonze
      2. “Let it Go” from FROZEN / Music and Lyric by Kristen Anderson-Lopez and Robert Lopez (kazandı)
      3. “Ordinary Love” from MANDELA: LONG WALK TO FREEDOM / Music by Paul Hewson, Dave Evans, Adam Clayton and Larry Mullen; Lyric by Paul Hewson
      4. “Happy” from DESPICABLE ME 2 / Music and Lyric by Pharrell Williams
      5. “Alone Yet Not Alone” from ALONE YET NOT ALONE / Music by Bruce Broughton; Lyric by Dennis Spiegel (yarış dışı bırakıldı!)

Özgün Müzik / Music -Original Score

Ya filmleri izlerken müzik her zaman aklımda kalmıyor. Bu sene izlediğim filmler içerisinde Her her şeyiyle olduğu gibi müzikleriyle de dikkat çekti. Benzer şekilde Gravity ve Philomena’nın da müziklerinin iyi olduğunu düşünüyorum ama açıkçası The Book Thief ve Saving Mr.Banks’in aklımda kalan bir çekiciliği yok.

      1. Her/ William Butler and Owen Pallett
      2. Gravity / Steven Price (kazandı)
      3. Philomena/ Alexandre Desplat
      4. The Book Thief/ John Williams
      5. Saving Mr. Banks/ Thomas Newman

Animasyon / Animated Feature Film

Animasyon dalındaki adaylardan Miyazaki’nin The Wind Rises’ı dışındakileri izledim. Filmi festivalde yakalayamadım ama Başka Sinema sayesinde vizyonda izleme şansımız olacak. Miyazaki’nin önceden oluşmuş kredisine istinaden iki basamak yukarı koydum fakat Oscar şansı düşük gibi göründüğünden de ortada bıraktım.

Aslında bu kategori benim için sıralaması zor olanlardan. Zira Frozen’ı müzikalitesi, The Croods’u hikayesi, Despicable Me2’yi esprileri ve Ernest&Celestine’yi hikayesi ve çizgileriyle çok beğendim. İş sıralamaya gelinceyse işler biraz karıştı ama sürükleyiciliklerine göre sıralama yapmaya çalıştım.

      1. The Croods / Chris Sanders, Kirk DeMicco and Kristine Belson
      2. Frozen / Chris Buck, Jennifer Lee and Peter Del Vecho (kazandı)
      3. The Wind Rises / Hayao Miyazaki and Toshio Suzuki
      4. Despicable Me 2 /Chris Renaud, Pierre Coffin and Chris Meledandri
      5. Ernest & Celestine / Benjamin Renner and Didier Brunner

Buradan sonraki adayların bir kısmını izleyebildiğimden tahmin yapmıyorum… Herkese iyi seyirler,

Yabancı Dilde En İyi Film / Foreign Language Film

  • The Broken Circle Breakdown  / Belgium
  • The Great Beauty / Italy (kazandı)
  • The Hunt / Denmark
  • The Missing Picture / Cambodia
  • Omar / Palestine

Belgesel / Documentary Feature

  • The Act of Killing/ Joshua Oppenheimer and Signe Byrge Sørensen
  • Cutie and the Boxer / Zachary Heinzerling and Lydia Dean Pilcher
  • Dirty Wars/ Richard Rowley and Jeremy Scahill
  • The Square/ Jehane Noujaim and Karim Amer
  • 20 Feet from Stardom/ Nominees to be determined (kazandı)

Belgesel Kısa – Documentary Short Subject

  • CaveDigger/Jeffrey Karoff
  • Facing Fear/Jason Cohen
  • Karama Has No Walls/ Sara Ishaq
  • The Lady in Number 6: Music Saved My Life/Malcolm Clarke and Nicholas Reed (kazandı)
  • Prison Terminal: The Last Days of Private Jack Hall/Edgar Barens

Kısa Film / Short Film

  • Aquel No Era Yo (That Wasn’t Me)  /Esteban Crespo
  • Avant Que De Tout Perdre (Just Before Losing Everything) / Xavier Legrand and Alexandre Gavras
  • Helium / Anders Walter and Kim Magnusson (kazandı)
  • Pitääkö Mun Kaikki Hoitaa? (Do I Have to Take Care of Everything?) / Selma Vilhunen and Kirsikka Saari
  • The Voorman Problem  /Mark Gill and Baldwin Li

Kısa Film- Animasyon / Short Film – Animated

  • Feral / Daniel Sousa and Dan Golden
  • Get a Horse! / Lauren MacMullan and Dorothy McKim
  • Mr. Hublot / Laurent Witz and Alexandre Espigares (kazandı)
  • Possessions / Shuhei Morita
  • Room on the Broom / Max Lang and Jan Lachauer
Kısa Kısa #5 – Oscar Adayları’14 – The Hobbit(2), Iron Man(3) ve The Lone Ranger

Kısa Kısa #5 – Oscar Adayları’14 – The Hobbit(2), Iron Man(3) ve The Lone Ranger

Artık bir çok adayı izledim ve yazdım sayılır. Bugün sırada görüntü ve görsel efekt dallarında aday olan bazı filmlerle ilgili yorumlarım var:

The Hobbit : The Desolation of Smaug / Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları

  • Yönetmen: Peter Jacksonhobbit_the_desolation_of_smaug
  • Tür: Fantastic, macera
  • Yapım: 2013, ABD, Yeni Zelanda
  • Oyuncular: Martin Freeman, Richard Armitage, Ian McKellen
  • Süre: 161 dk

“Hobbit üçlemesinin ilk filmi olan Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un devam filmi olan yapımda Shire?lı Hobbit Bilbo Baggins, Thorin Meşekalkan?ı ve beraberindeki 12 cüce ile çıktığı yolculuğu doğuya, Kuytuorman?a doğru sürdürmektedir. Ejderha Smaug?un yıllardır hüküm sürdüğü Yalnız Dağ?a ve kayıp Erebor Cüce Krallığı?na ulaşmak için atıldıkları macerada başlarına yine akıl almaz belalar gelecektir. Ormanın girişinde Büyücü Gandalf?tan ayrılmak zorunda kalan ekip, dev Örümcek sürünün ağlarından kurtulduklarını sanarlarken, savaşı orman elflerinin esiri olurlar. Bu arada güçleri her geçen gün artan Azog ?un liderliğindeki Ork?lar da, güvenli gibi görünen Elf krallığında dahi, cücelerin bir an olsun peşlerini bırakmazlar. Hem hayatta kalma savaşı veren hem de Göl kasabasına, ardından da Yalnız Dağ?a ilerlemeye çalışan cüceler ve Bilbo?yu bekleyen esas ve en zorlu düşman ise şüphesiz ki ateşlerin efendisi Ejderha Smaug?dur. Altınları altında sürdürdüğü derin uykusundan uyanan Smaug?u alt etmek ve Arkantaşı?na ulaşmak mümkün olacak mıdır?”

Sevmeye sevmeye bütün filmleri izledim resmen. Artık şikayetlenemiyorum da, madem sevmiyorsun izleme devamını değil mi? Neyse yine yıllar sürdü bu film ama macera dozu daha yüksekti, en azından önceki kadar sıkmadı. Bir de fıçıların içindeki kaçış sahnesi hoşuma gitti. Bu kadar.

Iron Man 3

  • iron_man_threeYönetmen: Shane Black
  • Tür: Fantastic, macera
  • Yapım: 2013, ABD, Çin
  • Oyuncular: Robert Downey Jr., Gwyneth Paltrow, Don Cheadle
  • Süre: 131 dk

“Milyarder iş adamı, kahraman ve mucit Tony Stark, bu sefer gücü ondan çok daha fazla, hatta sınırsız bir düşmanla karşı karşıya kalıyor. Üstelik bu düşman, o çok sinirlendirecek bir hamle yaparak özel hayatını yok ediyor. Stark şimdi bu olayların kaynağını araştıracağını zorlu bir mücadeleye giriyor. Fakat en yakınlarını korumak için zekasının ve cesaretinin yanı sıra içgüdülerine de ihtiyacı var. Stark’ın bu savaşında kafasında dönüp duran soru ise belki de tüm olayların en can alıcı yanı: Adam mıdır kıyafeti kıyafet yapan yoksa kıyafet midir adamı adam yapan?”

Sırf şeytantüylü Robert Downey Jr.’ı izleyebilmek için koştura koştura gittiğimiz film, öncekilere göre çok daha iyiydi. Macera dozu yüksek ve hikaye derinliği ideal olan filmi teknik altyapısı da etkileyiciydi. Fakat filmden çıktıktan sonra aklında ne kaldı, sana ne kattı dersen? Robert’ı izledik işte…

The Lone Ranger / Maskeli Süvari

  • the_lone_rangerYönetmen: Gore Verbinski
  • Tür: Aksiyon, macera, western
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Johnny Depp, Armie Hammer, Tom Wilkinson
  • Süre: 149 dk

“Butch Cavendish, Vahşi Batı eyaletlerinde nam salmış azılı bir hayduttur ve çetesiyle işlediği cinayetler, yıllardır sürdürdüğü zulüm nedeniyle idama mahkum olmuştur. Tren yolu açılış töreninde halka ‘armağan’ olarak asılmasına karar verilmiştir, fakat onu kasabaya taşıyan tren vagonundan kaçmayı başarır. Peşine takılan bölge süvarilerini ise pusuya düşüren Cavendish’in önünde şimdi kimse kalmamıştır. Kendisini adalete adamış, gizemli maskeli bir süvari ve yüzü ‘savaş’ boyasıyla kaplı Kızılderili Tonto dışında…”

Bu sene o kadar güzel filmler izledik ki, uzun ve sıkıcı filmlere tahammülüm kalmadı. Film bir türlü ilerlemedi, neden bu kadar uzun tutulmuş anlamak mümkün değil. Absürdlükleri ve komedi dozu yerinde olsa da, Johnny Deep’e rağmen bu kadar uzun süre izlemek bir hayli sabır gerektiriyor.

Müzik ve Dram: Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle

Müzik ve Dram: Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle

  • insidellewyndavisYönetmen: Ethan Coen, Joel Coen
  • Tür: Dram,
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Oscar Isaac, Carey Mulligan, Justin Timberlake,
  • Süre: 125 dk

“Yer 1960’lı yılların Amerikası, New York. Manhattan’ın hareketli müzik piyasasında tutunmaya çalışan genç Llewyn Davis, hayatını müzikle kazanmak ve sanatını icra edebilmek için her yolu denemektedir. Halkın önünde saygın bir yere sahip olmak isteyen Davis, bir yandan da şehrin acımasız koşulları altında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat başını sokabileceği bir evi olmadan eski kız arkadaşı Jean Berkey’in kanepesiyle, kız kardeşinin kendisinden yakınmaları arasında gidip gelir. Dönemin önemli menajerlerinden Bud Grossman’a müziği, plağının bir kopyasını dinletmek tek hedefidir… “

Coen Biraderler filmlerinin yolunu gözlediğim yönetmenlerdenler. Henüz fragramanlar yayınlanmadan, bilgiler gelmeye başladığı andan itibaren heyecanlanıyorum, acaba bu sefer nasıl bir dünyaya götürecekler diye düşünüyorum.

Her filmlerinde çıtalarını bir üst seviyeye taşıyan kardeşler, bu sene Cannes’da Altın Palmiye için yarışıp Büyük Jüri Ödülü ile dönen filmlerinde de yine çok iyi iş çıkarmış. Folk müzik sanatçısı Dave Van Ronk’un hayatından ilhamla anlatılan müzik ve dram dolu film, yine Coenlerin imzalarıyla dolu. Hikaye dramatik bir yapıya sahip olsa da kara komedi, melankoli, hüzün, umut, umuzsuzluk duygularının hepsini yaşatmayı başarıyor.

Bir müzisyenin hayatındaki kısa bir bölümü, yolculuk tadında anlatırken haliyle bolca müzik işin içine giriyor. Justin Timberlake’in bir Coen işinde olması başlarda tuhaf bir fikirmiş gibi gelse de, filmin içinde hiç sırıtmıyor ve hatta özellikle müzik performansı başarılı. Bu noktada Coenlerin risk alarak tüm müzik performanslarını canlı olarak oyunculara performe ettirdiği notunu da düşüp, bu kararın filmin gerçekçiliğine önemli katkı sağladığını ekleyeyim.

Oscar’da bu kadar az adaylık alması ve en iyi film kategorisinde olmaması (pek ala Captain Philips yerine yarışta olabilirdi!) çok tepki gören film, görüntü yönetmenliğindeki inceliklerle şapka çıkarttırıyor. Ayrıca senaryosu ve kurgusuyla da övgüyü hakeden filmi oyunculuk açısından büyük ölçüde sırtlayan Oscar Isaac ise duru ve derin performansıyla göz dolduruyor.

Çokça övgü dolu cümlelerimden sonra filmi izlemenizi tavsiye etmek kaldı geriye,

İyi seyirler,

Kısa Kısa #4 – Oscar’14 Adayları: All is Lost, The Great Gatsby, Star Trek ve Prisoners

Kısa Kısa #4 – Oscar’14 Adayları: All is Lost, The Great Gatsby, Star Trek ve Prisoners

Henüz adaylar açıklanmamışken tahminler üzerinden izlediğim bazı filmler vardı. İzledikten sonra önemli dallarda aday olamayacaklarını anlamıştım ve düşündüğüm gibi bazı yan dallarda aday oldular. Bu yazıda sıra onlarda:

All Is Lost / Sona Doğru

  • allislostYönetmen: J. C. Chandor,
  • Tür: Gerilim, Dram, Macera,
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular. Robert Redford
  • Süre: 136 dk

“Hint Okyanusu’nda tek başına gezinti yapan bir adam, yatının bir gemi konteynırına çarpması üzerine bilincini kaybeder. Uyandığında bilinci yerinde değildir ve kazayı yavaş yavaş hatırlamaya başlar. Telsiz, radyo ve navigasyon ekipmanını kaybetmiştir ve vahşi bir fırtınanın tam ortasında kalmıştır. Teknik donanımları olmadan bir hiç olan adam direnişi ve tecrübeli denizcilik geçmişi sayesinde hayatta kalacağına inanmaktadır. Okyanusun ve dalgalarının sesine kulak verir ve planlarını bu dalgalara göre yaparak yakınlarından bir geminin geçmesini dilemeye başlar. Ancak bu direniş hali zannettiği kadar kolay olmayacaktır. Zira okyanus son derece tehlikeli köpekbalıklarıyla doluyken doğal kaynakları da tükenmek üzeredir.”

77 yaşındaki aktör Robert Redford’un başrolünde ve hatta tek rolünde yer aldığı film, tek başına gezinti yapan bir adamın yaşadığı kaza sonrası okyanusta geçirdiği 7 günlük hayat mücadelesini gösteriyor. Tek oyunculu bir film için süresi biraz uzun gelse de ben sonuna kadar ilgiyle izledim. İsmine, geçmişine, hayatına dair herhangi bir şeyi bilmediğimiz bu adamın ağzından tüm film boyunca sadece bir iki kelime duyuyoruz fakat senaryo gücünü diyaloglardan değil görüntülerden alıyor. Ayrıca eleştirmenler pek beğenmemiş olsa da, ben Redford’un performansını da beğendim. İzlemeye değer,

The Great Gatsby / Muhteşem Gatsby

  • the great gatsbyYönetmen: Baz Luhrmann,
  • Tür: Dram, Romantik,
  • Yapım: 2013, ABD, Avustralya,
  • Oyuncular. Leonardo DiCaprio, Tobey Maguire, Carey Mulligan
  • Süre: 142 dk

“Yazar olma basamaklarını tırmanan Nick Carraway 1920’lerde eğlence hayatının gözdesi konumuna yükselen New York’a gelir. Kendi Amerikan rüyasının peşindeyken tesadüfen milyoner Jay Gatsby ve onun çevresiyle yolları kesişir. Carraway’nin alkolün su gibi aktığı, göz kamaştırıcı partilerle tanışması fazla zaman almaz. Öte yandan bu büyülü Amerikan rüyasının çöküşü de yaklaşmaktadır. Dışarıdan görkemli görünen bu hayatın örtbas etmeye çalıştığı gerçekler su yüzüne çıkacaktır…”

5-6 yılda bir film yöneten Baz Luhrmann’ın oldukça ses getiren çalışması The Great Gatsby gerçekten büyük bir görsel şölen vadediyor. O şaşalı dönemi tüm rengi, coşkusu, şatafatı ile sonuna kadar seyirciye hissettirmek konusunda Luhrmann kesinlikle çok başarılı. Müzikleriyle ve karnaval havasıyla büyüleyen film, aslında dramatik bir aşk hikayesini anlatıyor ve başroldeki Leonardo Di Caprio, son senelerde hep olduğu üzere, çok başarılı bir performans sergiliyor. Fakat filmi izlerken, ki süresi biraz uzun geldi, sürekli bir tat eksik geldi bana. O denli şatafatlı görüntüleri izlerken anlamamıştım ama sonradan düşününce o eksikliğin senaryodan kaynaklandığını anladım. Hikaye biraz sıradandı.

Yine de izlemesi keyifli bir seyirlik,

Star Trek Into The Darkness / Bilinmeze Doğru Star Trek

  • startrekYönetmen: J.J. Abrams,
  • Tür: Bilimkurgu, aksiyon, macera
  • Yapım: 2013, ABD,
  • Oyuncular. Chris Pine, Zachary Quinto, Benedict Cumberbatch
  • Süre: 130 dk

“Atılgan gemisi mürettebatıyla dünyaya geri çağrılır. Ama karşılaştıkları manzara, çok güçlü bir terör örgütünün donanmalarını ve ona bağlı olan her şeyi yerle bir ettiği bir faciadır. Kaptan Kirk’ün bitirmesi gereken şahsi bir kavgası vardır ve bu tek kişilik kitle imha silahını bulmak için aramaya koyulur. Hayatta kalmak ile ölüme teslim olmak arasında mekik dokuyan kahramanlar, bu macerada aşk, dostluk ve fedakarlıklar sınavlarından geçeceklerdir. Kirk tek ailesi olarak nitelendirdiği müretebatı için fedakarlığın anlamını yeniden sorgulayacaktır.”

Filmi aslında TV’de görünce tesadüf eseri izledim. Bilimkurguyla aram pek iyi değil ve ilkini de izlememiştim ama bir kere başlayınca sardı ve sonuna kadar seyrettirdi. Gişede büyük başarı elde eden, listelerde “top” sıralarda yer alan film teknik açılardan başarılıydı ama senaryo tartışılır. Pek bilgi sahibi olmadığımdan üzerinde çok konuşamayacağım ama bana herhangi bir şey katan filmlerden olmadı diyebilirim.

Prisoners

  • prisonersYönetmen: Denis Villeneuve,
  • Tür: Gerilim,
  • Yapım: 2013, ABD,
  • Oyuncular. Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal, Viola Davis 
  • Süre: 153 dk

“Maccachusetts eyaletinin Brockton bölgesinde, Şükran Günü’nü kutlamak için bir araya gelen Dovers ve Birches aileleri her şeyin yolunda gittiği bu yemek esnasında korkunç bir haberle altüst olurlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde ailelerin iki küçük kızlarının kaybolması sonrasında panik dolu anlar yaşanır. Saatler ilerler, ancak kızlar halen daha ortada yoktur ve durum kaçırılmış oldukları gerçeğini kuvvetlendirir. Polise başvursalar da hızlı ve nitelikli bir sonuç alamazlar. Keller Dover ise bir hayli panik içerisindedir ve polisin çabalarını yetersiz bulup adaleti kendi elleriyle aramaya karar verir. Genç ve başarılı dedektif Loki’den de yardım isteyen genç adam, kendini suçlu ve masumun birbirine karıştığı oldukça şaibeli bir davanın içerisinde bulur.”

Bu yazıyı hemen film biter bitmez yazsaydım, içimin karartısından başka bir şey anlatamazdım. Yine karartıdan başlayayım: Filmin karanlık atmosfer mükemmel. Görüntüler, renkler, mekanlar harikulade seçilmiş. Aynı şekilde cast çok başarılı oluşturulmuş. Jackman azıcık abartılı oynamış gibi gelse de, tüm oyuncular gerçekten gergin bir iki buçuk saat geçirtmeyi başardılar fakat film benim için senenin iyileri arasına giremedi. Nedenlerden birincisi kurgusal hataların çok fazla oluşu, ikincisi ise senaryonun zayıflığıydı. Her ne kadar yarattığı gerilim dolu atmosfer başarılı olsa da hikaye bir yerden sonra tıkandı ve sona kadar yarattığı gerilimin rüzgarıyla gidebildi.

Mutlaka İzleyin! Al Midan / The Square / Meydan

Mutlaka İzleyin! Al Midan / The Square / Meydan

  • almidanYönetmen: Jehane Noujaim
  • Tür: Belgesel
  • Yapım: 2013, ABD, Mısır
  • Oyuncular: Khalid Abdalla, Magdy Ashour, Aida Elkashef, Ahmed Hassan, Ragia Orman
  • Süre: 99 dk

“Tahrir Meydanı?nda Mısırlı aktivistlerle tanışıyoruz. Ahmed, örneğin, enerji dolu genç bir adam, Magdy bir Müslüman Kardeşler üyesi, Khalid Abdalla ise tanınmış bir oyuncu. Meydan, duymaya alıştığımız kanlı savaş haberlerinin, seçimlerin, protestonun arkasındaki insanlara dair portreler ve kişisel hikâyeler veriyor bizlere. Son iki buçuk yıldır Mısır?ı kasıp kavuran şeyin yalnızca bir savaş değil, genç insanların haklarını geri almak ve vicdanlı bir toplum yaratmak için farklı cephelerde direnişleri olduğunu anlatıyor Meydan. Silah olarak yalnızca kameralara, sosyal medyaya, YouTube videolarına ve halklarını özgürleştirmek için sağlam bir kararlılığa sahip olan bu insanlar, aslında çok eski bir kavgayı yeni silahlarla kazanmaya çalışıyorlar. Bundan sonra ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Ama hikâyenin ruhunu anlamak için, Meydan iyi bir başlangıç.”

Fragramanı tekrar izledim ve kalakaldım. Yazmaya başlayamadım. Film bittiğinde de salonda böyle kalakalmıştım.

Bu belgeseli 28 Mayıs 2013’ten önce izlesem çok farklı düşünürdüm belki fakat Gezi Parkı’nda toplandığımız o ilk günden beri; nedensiz yere biber gazı yediğimiz, uykusuz geceler geçirdiğimiz, öldürüldüğümüz o günlerden beri aynı kişiler değiliz.  Bu yüzden belgeseli izlerken Mısır’lı direnişçilerin başına gelenleri iliklerime kadar hissettim. Tıpkı şu sıralar Ukrayna’da olanları izlerken hissettiğim gibi…

Şimdiye kadar Mısır Devrimi ile ilgili sadece yazılı ve görsel basından bilgi almış olanlar olayın ruhunu ve insani boyutunu kaçırıyor olabilir. Twitter ve facebookta’da eğer görsel bir paylaşım yoksa bilgilerin doğruluğu sorgulanır oluyor. İşte bu noktada Al Midan, 2011 yılından günümüze kadar Mısır’da ve Tahrir Meydanı’nda olan biteni direk meydandan görüntüler ve meydandakilerin konuşmaları ile aktarıyor.

Belgesel 2011 yılının Ocak ayında başlıyor. Mübarek’in dikdatörlük dönemi sonrası sokağa çıkanların direnişiyle istifası ve ilk defa demokratikleşme sürecine giren Mısır, istifa sonrası gelen baskıcı askeri rejim, askeri rejim dönemi ordu ile anlaşıp meydandakileri de kullanarak iktidara gelen Müslüman Kardeşler, sonrasında cumhurbaşkanlığı seçimlerini Mursi’nin kazanması ile daha da baskıcı yönetim anlayışı ve kendi yandaşlarını kışkırtması olaylarını Haziran 2013’e kadar anlatıyor. Daha özgür ve refah içinde bir Mısır için sokaklarda direnişte olanların, gelen gideni aratıra dönüşen makus kaderleri bir yandan, birlik olmanın umudu diğer yandan hissediliyor.

Neredeyse bir iç savaşa dönüşen ve iki yılı aşkın süredir devam eden direniş zamanında önce gaz, plastik mermi, derken gerçek mermilerle karşılaşan ve bir dolu kayıp veren direnişçileri izledikçe bir üzülür, bir umutlanır oluyorsunuz. Ve yaşananların benzerlikleri insanı dehşete düşürüyor.

Bu sene Oscar’da en iyi belgesel adayı da olan, yönetmenin şeffaflıkla ele aldığı belgeseli; içinde bulunduğumuz tarihe en gerçek belgelerle tanık olmak için mutlaka izleyin.

httpv://www.youtube.com/watch?v=umlJJFVgYVI

Nebraska

Nebraska

  • nebraska_xlgYönetmen: Alexander Payne
  • Tür: Komedi, Dram
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Bruce Dern, Will Forta, June Squibb
  • Süre: 121 dk

İyiden iyiye yaşlanmakta olan alkolik baba Woody Grant, piyangodan büyük ödülü kazandığını öğrenerek ödülünü almak için Montana’dan Nebraska’ya doğru uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verir. Ailesinden kimse söylediklerini ciddiye almasa da yirmili yaşlardaki oğlu pek de istemeyerek bu yolculuk esnasında babasının yanında yer almaya karar verir. 

About Schmidt, Sideways ve son olarak The Descendants filmleriyle tanıdığımız yönetmen Alexander Payne’in yeni filmi siyah beyaz çekilmiş bir kara komedi.  6 dalda Oscar adayı olan filmin neden siyah beyaz olduğuyla ilgili bir kaç fikrim var fakat daha ziyade kılıf uydurma. Siyah beyaz filmleri pek sevemiyorum, renklere ihtiyaç duyuyorum. Ve bu filmde American taşrasının renklerini görmeyi çok isterdim.

Filmin neredeyse tek sevmediğim yanı siyah beyaz olması. Onu da ilk söyleyip geçtim. Bundan sonrası övgü dolu.

Öncelikle hikaye, senaryo çok başarılı olmuş. Hiç dile getirilmese de Alzheimer olduğunu sandığımız Woody’nin bir piyango peşinden gidiş esnasındaki yolculuğunun eşiyle, çocuklarıyla, geçmişiyle, hayatının son anlarına bakışıyla yüzleşmesi halini alması gerçekten çok ince düşünülmüş detaylarla doluydu. Spoiler olmaması açısından başka detay yazmıyorum.

Siyah beyaz olmasını sevmememe rağmen özenli görüntü yönetimi, harika seçilmiş country müzikleri ve diyalogları çok sevdim. Ayrıca tüm oyuncuları, özellikle Bruce Dern’i çok beğendim.

Küçük hayalleri olan insanların yaşamlarına, aileye, paraya ve çevrelerine verdiği değerleri naif bir hikayede zaman zaman gülümseyerek, zaman zaman içiniz burularak izleyeceksiniz.

Biraz süresi uzun gelebilir ama yine de vizyonda kaçırmayın derim.

İyi seyirler,

Philomena

Philomena

  • philomenaYönetmen: Stephen Frears
  • Tür: Dram,
  • Yapım: 2013, ABD, İngiltere, Fransa,
  • Oyuncular: Judi Dench, Steve Coogan, Anna Maxwell Martin
  • Süre: 98 dk

Oğlunu arayan bir kadının hikâyesi Dünyaca tanınmış bir politika yazarının dikkatini çeker. Oğlu küçük yaştayken kendisinden koparılan kadın yıllarca, bir manastırda yaşamaya zorlanmıştır ve şimdi oğlunu bulmaya kararlıdır?

Oscar ödüllü İngiliz oyuncu Judi Dench’i en son The Best Exotic Marigold Hotel’de izleyip, yine hayran kalmıştık. Philomena’da bu hayranlığım iki katına çıktı diyebilirim. Yine kendisinden beklenildiği üzere mükemmel bir performansa imza atan oyuncu, tüm filmi Steve Coogan ile birlikte sırtlamış.

Gerçek bir hikayeyi anlatan filmin senaryosu, içinde birden fazla ters köşe barındırıyor. Bu anlamda hikayeyi ve senaryoyu sevdim. Ayrıca geçmiş görüntülerin aralara serpiştiriliş şekli de hoşuma gitti. Bu görüntüler hem merak uyandırdı, hem de kurgusal olarak filmi sıradanlıktan kurtardı. Ve müzikler gerçekten çok iyiydi. Yer yer görüntü yönetimini de beğendim.

Dram dozu yüksek filmde beğendiğim çok şey olmasına rağmen bir şeyler eksikti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadım ama belki Coogan yerine daha başka bir oyuncu tercih edilebilirdi, belki süre işlenen sürece göre biraz kısa kaldı, belki karakterleri çok tanıyamadık. Bilemiyorum.

Tam tanımlayamadığım eksikliğe rağmen yine de özellikle Judi Dench için izlenesi bir film olmuş diyebilirim.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #2 – Oscar’14 Adayları: Blue Jasmine, August:Osage Country ve Before Midnight

Kısa Kısa #2 – Oscar’14 Adayları: Blue Jasmine, August:Osage Country ve Before Midnight

İlk Kısa Kısa yazısından sonra ikincisi ile karşınızdayım efenim. Malum Oscarları kimlerin kucaklayacağını öğrenmemize az kaldı. Hal  böyle olunca günde 1-2 film izleme ortalamasıyla yaşamaya başladım. Üstüne bir de !F başlayacak. İşim çok dolayısıyla… O nedenle hakkında uzun uzun yazmayı düşünmediğim filmleri tek bir yazıda irdeleyeceğim.

Blue Jasmine 

  • blue jasmineYönetmen: Woody Allen,
  • Tür: Romantik, Dram,
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular. Cate Blanchett, Alec Baldwin, Sally Hawkins
  • Süre: 98 dk

“New York’lu çekici ve göz alıcı bir ev kadını olan Jasmine, milyarder kocası Hal ile birlikte son derece gösterişli bir yaşam sürmektedir. Yatırımcı olarak çalışan Hal, son işlerinden birinde battığında, parasını bu denli cömertçe harcaması nedeniyle büyük bir mali krizin içine sürüklenir ve iflas etmenin eşiğine gelir. Jasmine evi terk eder ve bir süreliğine, San Francisco’nun taşrasında yaşayan üvey kız kardeşinin yanına gider. Tek çıkış yolu burada hayatını tekrar düzene sokup, zenginlik ve lüks içerisinde yaşamaktır. Bu süreçte modacı olarak kısa yoldan zengin olmayı ya da varlıklı birileriyle tanışmayı dener ancak içerisinde bulunduğu depresyona alkol ve antidepresan bağımlılığı da eklenince kendisini büyük bir karmaşanın tam ortasında bulur.”

Bu sene üç dalda Oscar adayı olan film, ortalama-vasat arası Woody Allen işlerinden biri. Sırtını Cate Blanchett’in üstün performansına dayayan film, mizah-dram dozajları dengeli duygusu ve kurgusuyla artı puanları alsa da, karikatürize edilmiş yan rolleri (Woody Allen klasiği absürd tarz) ve sıradan hikayesiyle puanlarını kaybediyor. Filmle ilgili tek aklımda yer eden Cate Blanchett’in oynamaktan ziyade yaşadığı nevrotik kadın performansı ve özellikle final monologu. Filmi izlemek için en önemli (belki tek) neden de bu oyunculuk başarısı.

Agust : Osage Country / Aile Sırları 

  • augustYönetmen: John Wells,
  • Tür: Dram,
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular. Meryl Streep, Julia Roberts, Ewan McGregor 
  • Süre: 121 dk

“Weston ailesi tam bir karmaşa ve kaos içerisindedir. Beverly ve Violet Weston’ın üç kızı ve bir torunu vardır ve günleri bir hayli şamatalı geçmektedir. Tüm aile biraraya gelir ve Ağustos ayında Oklahoma’da büyük bir evde geçirecekleri bir tatile çıkar. Ancak bu kalabalık bir araya geldiğinde cennet gibi bir tatili hayal etmek imkansızdır. İlaç bağımlısı Violet’ın çocuklarıyla, özellikle de Barbara ile pek de iyi bir ilişkisi yoktur ve sürekli tartışmaktadırlar. Ailenin en büyük kızları ise, kendisini aldatan kocasıyla ve ergenliğe giren kızının sorunlarıyla uğraşmaktadır. Her bir aile ferdinin kendini aşacak sorunları vardır ve gidişat tüm ailenin dengesini sarsar. Weston ailesi, geleceklerini tamamen değiştirecek bir yere doğru sürüklenmeye başlar…”

Senaryoyu okuyacak olsak dramı dozu çok fazla gelir, fakat olan biten öyle bir karmaşa içinde ve Meryl Streep öyle çatlak bir kadını oynuyor ki, izlediğimiz hikaye dram-kara mizah-komedi üçgeni içinde bir yerlerde gidip geliyor. Tony ödüllü Brodway oyunun sinema uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosu yıldız takımı gibi, görüntü (özellikle ışık) yönetimi mükemmele yakın, tek aile üzerinden anlattığı bir dolu hikaye ile içi dolu bir senaryosu var fakat Streep’in oyunculuğunu biraz abartılı buldum. Bu nedenle, Streep’in ekrana geldiği sahnelerde hikayeye konsantrasyonumu çok kaybettim. Julia Roberts ne denli doğal bir oyunculuk sergilediyse, Meryl Streep de o derece yapaydı bence.

Before Midnight / Geceyarısından Önce

  • before_midnightYönetmen: Richard Linklater,
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2013, ABD, Yunanistan
  • Oyuncular. Julie Delpy, Ethan Hawke, Seamus Davey-Fitzpatrick 
  • Süre: 108 dk

“Paris’teki ikinci buluşmanın ardından Jesse ve Celine bir kez daha vedalaşıp kendi yollarına devam eder. İlk buluşmanın ardından geçen uzun yılların ardından tekrar, bu kez Yunanistan’da karşılaştığımız ikili, bu süreçte bir yığın değişim yaşamış, çeşitli sürprizlerin yaşanacağı bir hayata doğru yelken açmıştır. Tüm sorunlara ve değişikliklere rağmen, değişmeyen tek şey ise birbirlerine duydukları naif aşktır. Yunanistan’da geçirdikleri bir tatil günü, geçmişlerini muhakeme edip ilişkilerini masaya yatırdıkları içten bir sohbete tanık olacaktır.”

Before Sunrise ve Before Sunset’ten sonra üçlemenin son filminde çiftimiz evli ve çocuklu haldeler. Uzun sohbetlere tanık olduğumuz kesintisiz planlarla pek keyifli bir film olan Before Midnight, oyuncuların upuzun sahnelerdeki performanslarıyla göz dolduruyor. Bu kadar gerçek hissiyatı veren ilişki film(ler)i daha izlememişizdir sanıyorum, zira Julie Delpy çok beğendiğim ve ünlü bir oyuncu olmasına rağmen, her “before” filminde gerçekten  Jesse ve Celine’in aşık olduklarını ve bir filmi değil de, gerçekten olanları izliyormuşum hissine kapılıyorum. İkilinin her filmde gelişen ve değişen hayat görüşleri, aşkları, pişmanlıkları, olgunlukları öyle doğru tespitlerle aktarılıyor ki, senaryo ayakta alkışlanmayı hak ediyor. Diyalog filmi sevenlere üç filmi kronolojik sırayla izlemelerini tavsiye ediyorum. Hatta sinefil çiftler için güzel bir 14 Şubat planı bile olabilir…

Yılın En İyi Filmlerinden: Aşk / Her

Yılın En İyi Filmlerinden: Aşk / Her

  • herYönetmen: Spike Jonze
  • Yapım: 2013, ABD
  • Tür: Dram, Romantik
  • Oyuncular: Joaquin Phoenix, Scarlett Johansson, Amy Adams
  • Süre: 120 dk

“Theodore Twombly hayatını, yakın gelecekte nadir bulunan bir şeye dönüşecek olan el yazımı mektupları yazarak kazanmaktadır. Ve bugünlerde artık insanların işlerini bilgisayar programları yerine getirmektedir. Theodore, karısından boşandıktan sonra bir apartman dairesinde tek başına yaşamaya başlar ve bir gün karşılaştığı bir teknoloji reklamıyla birlikte hayatı değişir. Kusursuz bir yapay zeka sistemi sunan yeni bir telefon modeli, onu son derece çekici bir kadın olan Samantha ile tanıştırır. Sanal bir varlık olan Samantha, Theodore’u dünya ve hayat üzerine sorduğu sorularla bambaşka bir gerçeklikle tanıştırır. Ağır bir depresyonun içerisinde olan Theodore, yavaş yavaş hayatın keyifli yanlarını fark etmeye başlarken yapay zeka programıyla arasındaki ilişki de gitgide tuhaflaşır.
1999’da Being John Malkovich filmiyle Oscar adaylığı kazanan çok yönlü sinemacı Spike Jonze’un son uzun metrajlı filmi, yalnızlık ve yaratıcılık sıkıntısı çeken bir yazarın dram ve komediyle yoğrulan öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Filmin başrolünde Joaquin Phoenix yer alırken, Scarlett Johansson da gizemli bilgisayar uygulamasına sesiyle hayat veriyor.”

Çok beğendiğim filmlerin yorumunu yazarken zorlanıyorum, zira ne kadar iyi olduğunu izlemeden anlamanız zor gibi geliyor.

Spike Jonze senenin en beğendiğim, en çarpıcı ve en melankolik filmlerinden birine imza atmış. Senaryo bence kusursuz. Derdini, anlatmak istediklerini öyle temiz ve nokta atışlarıyla anlatıyor ki, ne bir eksik, ne bir fazla.

Bilmediğimiz bir yakın gelecekte geçen film, Los Angeles’ın silüetiyle tamamlanmış ama bilim kurgu gelecekleri gibi abartılar yerine daha sade bir gelecek tasarlanmış. Hem mekan seçimleri, hem kıyafetler (yüksek beller ve ana renkler geri dönmüş, malum moda tekrar eder), hem teknolojik gelişmelerle yaratılan bu geleceği hemen içselleştirmemiz için harika görüntü yönetimi yapmış Hoyte Van Hoytema. Hem iç mekan çekimlerinde, hem dış mekanlarda ışık kullanımı çok başarılıydı. Hele finalde gün ışığında uçuşan o toz zerrecikleri…

İnsanın boğazına koskoca bir yumruk tıkayan filmde halihazırda çok beğendiğim Joaquin Phoenix inanılmaz bir iş çıkarıyor. Film boyunca beni defalarca ağlatan Phoenix, karşısında bir oyuncu olmadan aşkı maksimum bu kadar iyi anlatabilirdi diye düşünüyorum ve Oscar adaylığı almamasına inanamıyorum! The Master’daki performansını da çok çok başarılı bulmuştum ve henüz kısa bir zaman geçmişken, Thedore rolüyle kendi başarısının üstüne çıktığını düşünüyorum.

Filmin naif, romantik, melankolik ve sade haline hizmet eden Arcade Fire grubunun imzası bulunan müziklerini filmden bağımsız olarak mutlaka dinlemelisiniz. Ayrıca Scarlett Johansson ve Phoenix’in beraber söylediği The Moon Song, gerçekten hem filmi, hem filmin vurguladığı yalnızlık duygusunu öyle bir anlattı ki… Aşağıya ekledim.

Her şeyini beğendiğim filmde Scarlett Johansson’a ayrı bir parantez açmalıyım. Zira hiç görünmeyip, sadece sesiyle var ettiği Samantha’ya öyle bir ruh veriyor ki film boyunca hiç sorgulamadan inanıp izliyorsunuz (dinliyorsunuz). Amy Adams ise duru oyunculuğu ile bekleneni veriyor.

İzledikten günler sonra bile kafamı meşgul etmeye devam eden, büyük bir boşluğa düşüren bu filmi mutlaka izleyin. Senenin ve belki uzun yılların başyapıtlarından olduğunu düşünüyorum.

İyi seyirler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=Ml00a-o6VDI

Sınırsızlar Kulübü / Dallas Buyers Club

Sınırsızlar Kulübü / Dallas Buyers Club

  • dallas buyers clubYönetmen: Jean-Marc Vallée
  • Yapım: ABD, 2013
  • Tür: Biyografik, dram
  • Oyuncular: Matthew McConaughey, Jennifer Garner, Jared Leto 
  • Süre: 117 dk

“Film, uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof’un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof’a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhiş sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT’yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD’de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Kendisiyle ilgilenen doktorlardan biri olan arkadaşı Eve Saks’ın da yardımıyla Ron farkıdna olmadan çevresindeki hastalar içinde bir iletişim ve satış ağı kurmuş olur. “Dallas Buyers Club” olarak bilinen bu oluşum FDA’nın tedavisi yerine alternatif tıbbı tercih edenlerin çaresi olur ve dahası hastalar üzerinde onaylı AZT’den daha çok işe yarar. Fakat durum çok geçmeden fark edilir ve ilaç firmaları ve FDA Ron’a karşı büyük bir savaş açar.

Film 30 günlük ömrü kaldı dendikten sonra kendi doğal yöntemleriyle 2191 gün daha yaşamayı başaran Ron Woodroof’un kişisel mücadelesine odaklanıyor.”

Filmografisi pek de kalabalık olmayan yönetmen Jean-Marc Vallee’nin son filmi Dallas Buyers club, AIDS olduğunu öğrenen bir adamın yaşam mücadelesini anlatıyor. Kalan 30 günlük ömrünü kendi yöntemleriyle 2191 güne çıkarıp, ilaç sektörü ve sağlık sistemini ilişkin derin eleştirilerde bulunuyor.

dallas buyers club 2Gerçek bir hikayeden yola çıkan filmde, kuşkusuz en çok konuşulan konu Matthew McConaughey ve Jared Leto’nun performansları. Hali hazırda her ikisine de Oscar adaylığı getiren, hem karakter yönetimi hem de fiziksel değişimleri anlamında zirveye çıktıkları filmi bu iki oyuncunun sırtladığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle mimiklerinden çok vücuduyla görmeye alışkın olduğumuz, yakışıklılık kategorisinden oyuncu olduğunu düşündüğümüz McConaughey’in fiziksel dönüşümü (yaklaşık 20 kilo vermiş) ve oyunculuğu hayranlık uyandırıcı. Ayrıca Leto’nun filmin başlarındaki hali ile sonlarına doğru hastalığının artmasıyla kararan ruh halini yansıtışı gerçekten iyiydi.

Filmin başlangıcı biraz uzun, sonucu ise biraz kısa tutulmuş gibi geldi fakat gelişme bölümünün oldukça iyi kotarıldığını söyleyebilirim. Kurgu olarak biraz boşluklu ve zaman zaman dram dozu çok ağırlaşıyor olsa da, izlemesi zor bir film olmamış. Orijinal senaryo, kurgu ve makyaj dallarında da Oscar adayı olan filmin, en iyi filmde bir iddiası olmasa da oyunculuk dallarında ödül alabileceğini düşünüyorum. Ayrıca hem görüntü yönetimi, hem de kostüm-makyaj seçimlerini fena bulmadım.

Vizyonda ve !f Film Festivali’nde yer bulacak filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Scorsese’nin Son Filmi: The Wolf of Wall Street / Para Avcısı

Scorsese’nin Son Filmi: The Wolf of Wall Street / Para Avcısı

  • thewolfofwallstreetYönetmen: Martin Scorsese
  • Yapım: ABD,2013 
  • Tür: Biyografik, Dram, Polisiye,
  • Oyuncular:  Leonardo DiCaprio, Jonah Hill, Margot Robbie,
  • Süre: 180 dk

“Jordan Belfort 24 yaşında genç ve hırslı bir adamdır. Para kazanma arzusuyla Wall Street borsasında önce komisyoncu ve ardından Stratton Oakmont adında bir yatırımcı firmasında zengin olmak için her şeyi yapmaya hazır bir CEO olur. 90’ların en hızlı günleridir ve New York işlem salonunda her şey olabilmektedir. Önemsiz tahvillerle birçok yatırımcıyı aldatarak, Belfort kısa zamanda bir para makinasına ve aynı zamanda bir harcama makinasına dönüşür. Bir günde hesapları milyon dolarlarla doldururken o gece hepsini aynı hızda harcayabilir. Profesyonel hayatının yanı sıra uyuşturucu, fahişeler, son derece pahalı lüks fantezilerle dolu kirli bir oyunun içindedir. Bu karakterin hayatındaki her şey abartılı bir şekilde devam ederken, çöküş ise çok uzakta değildir…”

Amerikan borsasında komisyoncu olan Jordan Belfort’un biyografisinden uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Martin Scorsese var.  Çalışkan yönetmen her filminde üzerine bir şeyler koyuyor ve her seferinde seyir keyfi daha da yükselen filmler yapıyor sanki.

The Wolf of Wall Street enerjisi ile upuzun (yaklaşık 3 saat) süresine rağmen hiç sıkmadan izlenebiliyor. Aslında bir yükseliş ve sonrasında çöküş hikayesi izlerken, harika kurgusuyla bir saniye bile filmden kopmadım ve yer yer işlenen komedi unsurlarıyla bir hayli gülümsedim.

Jordan Belfort’un hikayesi üzerinden Wall Street’in kirli yüzü ile hırs ve para aşkını konu alan film seks, küfür ve uyuşturucuyu bol bol kullanıyor. Kimilerini rahatsız etmiş olabilir ama benim rahatsız olduğum herhangi bir sahne olmadı. Wall Street’in o kalabalığı ve hareketi , ve de komisyoncuların yaşadığı şaşalı ve hareketli hayatı seyirciye birebir geçiren yönetmenin bir kısmı rahatsız eden bu ögeleri kullanmaması durumunda filmin eksik kalacağını bile düşünüyorum.

Ve gelelim Leonardo DiCaprio’ya. Halihazırda zaten beğenirdim kendisini fakat bu filmde her şeyini ortaya koymuş. Şirketteki konuşmaları, uyuşturucu sonrası sahneleri, gözlerinden akan hırs… Gerçekten çok çok iyiydi. Oscar heykelciğine çok yakın olduğunu düşünüyorum. DiCaprio dışında Jonah Hill ve Margot Robbie’de isteneni vermişti fakat öyle abartılı başarıları yoktu.

Senenin en iyi seyirliklerinden biri olduğunu düşündüğüm filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İzleyeceklere bir not (OscarBoy’a teşekkürlerimle,): Final sahnesinde DiCaprio’yu konuşma için sahneye davet eden kişi Jordan Belfort’un kendisiymiş. Fyi,

12 Yıllık Esaret / 12 Years A Slave

12 Yıllık Esaret / 12 Years A Slave

  • 12yıllıkesaretYönetmen: Steve McQueen (II)
  • Yapım: 2013 ABD
  • Tür: Dram, tarihi
  • Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Michael Fassbender, Benedict Cumberbatch, Lupita Nyong’o
  • Süre: 133 dk

“1841’de New York’ta yaşayan Solomon Northup, kendisini müziğe adamış siyahi bir adamdır. Ailesiyle birlikte yaşayan Solomon, özgür yaşayan ve istediği şeyleri yapabildiği için mutlu bir adamdır. Fakat bir gün bir müzik işi için 2 adam ile tanışır ve çalışmak için Washington’a gider. İnandığı medeni dünya alt üst olur çünkü kendisini kaçırıp Güney’de bir çiflikte köle olarak çalışması için satarlar. Özgürlüğünü korumak için verdiği tüm emekler ve mücadele yerle bir olmuş, hayatı kabusa dönmüştür. Bu cehennemde Solomon acıyı, şiddeti, küçük düşürülmeyi yeniden öğrenecek ve isyan etmeye cesareti olmayan bir grup insanın umutsuzluğuna şahit olacaktır.”

Hunger ve Shame filmleri ile ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu kanıtlayan Steve McQueen, yine çok başarılı bir yapımla karşımızda. Gerçek bir olayı anlatan kitaptan yola çıkarak çektiği film 12 Yıllık Esaret, özgür bir adamın köle olmasını ve geçirdiği 12 yılda yaşadıklarından kesitleri sunuyor. McQueen’in gerçekçi tarzı, uzun sayılabilecek film boyunca defalarca gözlerinizin dolmasına, boğazınızın düğümlenmesine neden oluyor.

Filmi hem başrol oyuncusu Chiwetel Ejiofor, hem de yan rollerdeki Michael Fassbender ve Lupita Nyong’o sırtlamış. Özellikle Ejiofor gözleriyle bile yaşadığı acıları geçirebildi izleyicilere. Çok etkileyici performansı vardı. Michael Fassbender ise aslında kötü bir karakteri içinde bulunduğu güç kaygısı, hırs ve duyduğu aşk ile birlikte o kadar iyi yansıttı ki, kölelere işkence yapacak kadar kötü bir adamla zaman zaman empati kurmamızı sağladı.

Oyuncu seçimi açısından tek yanlışın hem kendisine hem oyunculuğuna bayıldığım Brad Pitt olduğunu düşünüyorum. Zira hikayede çok önemli bir yere sahip olsa da kısacık olan rolünde yama gibi durmuştu.

Filmin kurgusu giriş bölümündeki flashback dışında sadeydi. Görüntü yönetimi ise muazzamdı. Salt mum ışığıyla çekilen sahneler ve gündüz çekimleri etkileyiciydi. Ayrıca kostümler ve prodüksiyon tasarımı da özenli ve zengindi. Müziklerde Hans Zimmer imzası vardı. Sevmemek mümkün değil. Ayrıca aşağıya bir bölümünü eklediğim mezar başında söyledikleri şarkı ve o sahnedeki Eijofor’un performansını çok başarılıydı.

9 dalda Oscar adayı olan filmin, en azından 3 ödül alacağını düşünüyorum. Vizyondayken izleyin derim,

İyi seyirler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=mAZhQQN758g

 

Ortalama-Vasat Arası Bir Film: Kaptan Philips/ Captain Philips

Ortalama-Vasat Arası Bir Film: Kaptan Philips/ Captain Philips

captainphilips

  • Yönetmen: Paul Greengrass
  • Tür: Gerilim, dram
  • Yapım: ABD, 2013
  • Oyuncular: Tom Hanks, Barkhad Abdi
  • Süre: 134 dk

“2009 senesinin Nisan ayında yola çıkan MV Maersk Alabama isimli Amerikan kargo gemisi, Somali’nin doğu kıyılarında korsanlar tarafından saldırıya uğrar. Bu durum Amerikalılar’ın yaklaşık 200 yüzyıldır başına gelmeyen türden bir korsan saldırısıdır. Geminin dümenindeki deneyimli kaptan Richard Phillips, tayfasını kurtarabilmek için kendini rehine olarak feda eder. Korsan grubuyla, özellikle de liderleri Muse ile psikolojik bir savaşın içerisinde yer aldığı bu süreç, kendisini kurtarmaya çalışan bir kurtarma ekibinin de eşzamanlı çabasıyla oldukça yüksek tansiyonlu anlara ev sahipliği yapacaktır.”

Bu seneki Oscar’ın balonu da bu film sanırım. Olduğunun 10 katı abartılan filmi, aslında fragramanından bile neler olacağını az çok kestirerek izledim. Yine bir “God bless America” yapımı, yine ortalama oyunculuğuyla Tom Hanks, yine bilindik son.

Hikaye daha önce defalarca benzerini izlediğimiz bir korsan hikayesi. Gerçek bir hikayeymiş. Kurgu sıradan. Görüntüler ve teknikler sıradan. Oyunculardan Barkhad Abdi filmin tek iyi yanı. Onun dışında Tom Hanks çok sıradan. Neye istinaden kurgu, senaryo, en iyi film gibi dallarda Oscar adayı olduğunu anlamak zor. Bir tek ses konusunda fena olmadığını söyleyebilirim, o kadar.

Ben izlerken zaten yeterince vakit kaybettim, bir de yazarak kaybetmek istemiyorum.

Siz de vaktinizi boşa harcamayın derim.

Oscar’ın Bol Adaylısı: Düzenbaz / American Hustle

Oscar’ın Bol Adaylısı: Düzenbaz / American Hustle

americanhustle

  • Yönetmen: David O.Russell
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: ABD, 2013
  • Oyuncular: Christian Bale, Bradley Cooper, Amy Adams, Jennifer Lawrence, Jeremy Renner
  • Süre: 137 dk

“1970’lerde geçen gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde usta dolandırıcı Irving Rosenfeld ve ortağı Sydney Prosser genç ve yetenekli bir FBI ajanı olan Richie DiMaso tarafından yakalanır. Hüküm giymemelerinin ise tek bir yolu vardır: FBI için çalışmak… FBI’ın üst kademeli yöneticilerinden gelen bu teklifi kabul ederler; görevleri ise kendileri gibi usta bir şekilde dolandırıcılık yapan kimi insanları teşhis etmektir. Ajan DiMaso ve çalışma arkadaşları tarafından hazırlanan plana göre, bir kumar cenneti olan Arap Şeyhi?nin yönettiği Atlantic City’de ünlü kumarcıların katıldığı geniş çaplı bir oyun organize edeceklerdir. Başlarda son derece masumane ve zekice görünen bu plan, zamanla değişime uğramaya başlar.”

David O.Russell filmleriyle ilgili yorum yazarken zorlanıyorum. Çünkü neyi ne kadar beğendiğimi kafamda oturtamıyorum. Ama sırayla gidelim.

Yönetmenin Tesadüfler ve Üç Kral gibi pek de parlak olmayan filmlerinden sonra, 6 yıl ara verip geri dönüş yaptığı The Fighter, bir dolu ödül kucaklamıştı. Klasik dövüş filmlerinin yerine ağır bir aile dramasının üzerine temellendirilmiş bir hikayesi vardı. İki sene sonra gelen Silver Linings Playbook ise tam anlamıyla parladığı film oldu. Burada da romantik komedi anlayışına edebi ve sanatsal bir bakış açısı getirmişti. Şimdi, bir yıl sonra, yönetmen Fighter ve Silver L.P’daki başrolleriyle birlikte bir düzenbazlık hikayesi olan American Hustle ile karşımızda.

Diğer filmlerine nazaran daha az gerçekçi, karikatürize edilmiş karakterlerle dolu bir film var karşımızda. Üstüne 70lerin hem yaşam tarzı, hem moda anlayışı bakımından abartılı hali arka plana konulunca, film bir düzenbazlık hikayesinden çok komedi-müzikal etkisi vermiş. Yönetmenin istediğinin bu olmadığını ve karmaşa yaşadığını düşünüyorum. Bu karmaşa olduğu gibi bana geçti. Dolayısıyla filmle ilgili düşüncelerim karman çorman oldu.

Benim için hikaye bir işin olmazsa olmazı. Hikaye bu denli havada kalmışken sürenin bu kadar çok uzatılması da yorucu oldu. Çok çok daha kısa tutulabilirdi film, izlerken bu sahne olmasaydı da olurdu dediğim bir çok yer vardı.

Oyuncularını doğaçlama konusunda cesaretlendirdiği bilinen yönetmen, bu filmde de sırtını en çok onlara dayıyor. Sırayla bahsetmem gerekirse;

Christian Bale‘i değişmiş görüntüsüyle birlikte iyi buldum ama o kadar. Üzerine uzun uzun yazabileceğim bir performansı, örneğin bir Fighter performansı yoktu.

Filmin diğer erkek başrolü Bradley Cooper’ı ise oynadığı karakterlerle bir türlü kafamda oturtamıyorum. Her ekrana gelişinde, suratında “gülmemi tutuyorum” ve “ben niye buradayım” ifadeleri var gibi geliyor. Sanki komedi filmlerindeki o beceriksiz, nasıl ajan olduğunu anlayamadığımız tiplemeler gibiydi bu filmde. Adama ben zerre inanmadım, nasıl o kadar parayı emanet etti koskoca FBI? Bunlar hep soru işareti oldu. Hangover serisinden sonra ciddi filmlere henüz adapte olamadı sanıyorum. Hangi akla hizmet Oscar adaylığı aldı, onu da bilemiyorum.

Amy Adams;Jennifer LawrenceAmy Adams’a gelince. Açık söyleyeyim abartılı dekoltesini incelemekten suratına her zaman bakamadım. Bundan mıdır nedir, kendisi itiraf edene kadar İngiliz aksanı taklidi yaptığını bile anlamamıştım. Bu aksan meselesi dışında, rolünü olması gerektiği kadar oynadı ve inandırıcı bir aşık kadın performansı çıkardı. Bu sene Her’deki duru performansı ve American Hustle’daki işiyle övgüleri hak ettiğini düşünüyorum. Ama Oscar alacak kadar mı? Sanmıyorum.

Ve gelelim filmin yıldızına. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen Jennifer Lawrence o kadar başarılı ki. Bakışları, duruşu, konuşma tarzı. Bu filmin ayakları en yere basan karakterine o hayat verdi. Winter’s Bone‘da ne kadar iyi bir oyuncu olduğunun ilk sinyalini vermişti, ardından yine başarılı işlere imza attı. Geçen sene Oscar’ı hakkıyla kucakladı. Her canlandırdığı karaktere büyük bir derinlik katan oyuncu Rosalyn rolünde de çok çok başarılıydı.

En iyi film, yönetmen ve oyunculuklar dışında (ki yukarıda bahsi geçen 4 oyuncu da aday şu anda) orijinal senaryo, kurgu, prodüksiyon tasarımı, kostüm tasarımı kategorilerinde de aday olan film, iyi bir seyirlik ama senenin en iyisi kesinlikle değil. Hatta ilk 10’a bile girmiyor bence.

Tek bir cümleyle özetlemem gerekirse; İzlemesi keyifli, uzunluğuna rağmen tahammül edilebilir, kostümleri ve ünlü oyuncularıyla ortalama bir Hollywood filmi.

İyi seyirler.

Bol Ödül Hakeden Bir Deneyim Filmi: Yerçekimi / Gravity

Bol Ödül Hakeden Bir Deneyim Filmi: Yerçekimi / Gravity

gravity

  • Yönetmen: Alfonso Cuaron
  • Tür: Bilimkurgu
  • Yapım: ABD, İngiltere 2013
  • Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney, Ed Harris
  • Süre: 90 dk

Dr. Ryan Stone zeki bir tıp mühendisidir ve emekliliğinden önce son görevine çıkan yetenekli ve deneyimli astronot Matt Kowalsky’nin yönetimindeki mekikte ilk uzay yolculuğuna çıkar. Herşey yolunda gibi görünürken rutin bir keşif yürüyüşü sırasında bir felaket yaşanır. Mekik çarpan bir cisim sonucu paramparça olur. İki bilim insanı uzay boşluğunda yapayalnız kalırlar. Yeryüzü ile iletişimleri tamamen kopmuştur ve sonsuz karanlıkla başbaşadırlar. Şimdi korkunun yerini panik alır, üstelik var olan sınırlı oksijenleri de gitgide tükenmektedir. İkili eve, dünyaya dönüş yolunu bulabilecek midir?

Filmi sinemada 3D olarak izleyip etkilenmeyen birilerinin olabileceğini sanmıyorum. Konuya böyle bodoslama girdim ama son yılların en iyi açılış sekansını  izledik. Net. Ve uzun yıllar geçse de unutulmayacak bir deneyim oldu. Uzayda, yerçekimsiz ortamı iliklerimize kadar hissedip gerim gerim gerildik.

Filmin kullandığı teknolojiye hakikaten şapka çıkarmak lazım. Öyle başarılılardı ki, ilk defa bir 3D filmde, bir çarpışma anında refleks olarak gözlerimi kapadım. Ayrıca neredeyse tamamı yerçekimsiz ortamda geçen sahnelerde gerçekçilik çok iyi yakalanmıştı.

Bu denli gerçek göstermeyi başardıkları hikayeyi anlatılırken no-name oyuncuların kullanılması daha iyi olabilirdi belki ama Sandra Bullock kendinden beklenmeyecek kadar iyi, George Clooney ise kendisinden beklenecek kadar ortalama oyunculuklarıyla işi kotardılar. Aşağıdaki videoyu izledikten sonra gerçekten oyunculuklara pek laf edesi gelmiyor insanın. Light box teknolojisinin kullanıldığı çekimlerde duyguyu bu denli geçirebilmenin büyük bir başarı olmasının yanı sıra, Sandra Bullock’un fiziksel kapasitesi de alkışı hakediyor.

Görüntü yönetimindeki Emmanuel Lubezki zaten A Tree Of Life ile gönlümüzü fethetmişti fakat bu filme yönetmeninden çok daha fazla katkıda bulunmuş ve çok iyi iş çıkarmış.

Teknik kategoriler ve görüntü yönetimi konusunda kesin olarak; kurgu, kadın oyuncu, yönetmen ve en iyi film kategorilerinde ise yüksek ihtimalde adaylık alacağını düşündüğüm filmi gerçekten beğendim.

Senaryonun altyapısal boşlukları soru işareti olsa da, amaç bir uzay survivalı çekmek ve bu sürecin gerilimini izleyiciye yansıtmaksa, başarılı olunmuş.

Film vizyondan çıkalı çok oldu ve 3D-DVD olayına pek hakim değilim ama ne yapıp edip izleyin derim.

İyi seyirler,

httpv://www.youtube.com/watch?v=QxHc8Ns5g1c