Spielberg’ten ABD’nin Ünlü Başkanı :Abraham Lincoln

Spielberg’ten ABD’nin Ünlü Başkanı :Abraham Lincoln

lincoln

  • Yönetmen: 
    Steven Spielberg
  • Oyuncular: Daniel Day-LewisSally FieldDavid Strathairn, Tommy Lee Jones
  • Tür: Biyografik Dram
  • Yapım: Hindistan , ABD ,2012
  • Süre: 150 dk

Film, Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. Başkanı olan ve kuzey eyaletlerinde 1861-1865 yılları arasında yaşanan iç savaşa öncülük eden Lincoln’un son dönemlerine ışık tutuyor. İç Savaş’ın hararetli günleri geride kalınca, Abraham Lincoln ile kabinesi arasında fikir ayrılıkları da su yüzüne çıkacaktır. En ciddi görüş ayrılığı ise kölelik konusunda yaşanacaktır…

Senaryosunu Pulitzer Ödüllü tarihçi Doris Kearns Goodwin’in çok satan kitabından ödüllü senarist Tony Kushner’in (Münih (Munich)) uyarladığı yapımın baş rolünde Daniel Day-Lewis yer alırken, yönetmen koltuğundaysa Steven Spielberg oturuyor. 

Spielberg’in büyük hayranlarından değilim. Hatta filmlerinin çoğu bana abartılı geliyor. Yani iyi karakterler çok iyi, kötüler çok kötü, mekanlar, ışıklar, eşyalar, her şey abartılı gibi geliyor. İki sene önce izlediğim War Horse / Savaş Atı‘nı da bu nedenle beğenememiştim.

Lincoln ise nispeten daha az göz boyayan bir film olmuş. Daniel Day Lewis, Tommy Lee Jones ve Sally Field’in başarılı oyunculukları ile kölelik gibi bir konu birleşince, üstüne dönemin mekanları, kılık kıyafeti, ışığı (bunu özellikle belirtiyorum!) eklenince izlenebilir bir seyirlik ortaya çıkmış. Işığı özellikle belirtiyorum zira bizim tarihi film ve dizilerimizde nedense kandil yanar ama florasandan çok ışık verir! Yabancı filmlerden biraz da bu anlamda ders alabilsek çok iyi olur. Atmosfer Lincoln’de çok güzel yaratılmıştı.

Spielberg, kamerasını çoğunluk oyuncularına, oyuncuların yakın planlarına ve bol (çok bol!) diyalog sahnelerine çevirmiş. Oyuncular o kadar iyi ki izlemeye doyamıyor insan fakat diğer taraftan diyaloglar öyle çok ki, bir yerden sonra, eğer benim gibi Amerika’nın tarihine pek de  ilgili değilseniz, ve iyi beyaz adam zenci köleleri kurtarır ve tanrı Amerikayı korusun laflarından fenalık geldiyse, sıkıntıdan patlayabilirsiniz. Allahtan o sahnelerde duvarlar, yerler, mobilyalar, elbiselerde filan incelenecek çok şey vardı da tahammül ettim . 🙂

12 dalda Oscar adayı olan filmin aday olduğu dalların bir çoğunda iddiası büyük. Oscar gecesi izleyip göreceğiz. Ama bana kalırsa en güçlü olduğu dallar oyunculuklar olacak.

Herkese iyi seyirler,

85.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste) ve Yorumlar

85.Oscar Töreni Adayları (Tam Liste) ve Yorumlar

oscarListeler açıklandı. Bu seneki Oscar yarışında Lincoln, Life of Pi, Silver Linings Playbook, Argo, Les Miserables, Amour, Django Unchained ve Zero Dark Thirty adaylıklarıyla önde…  Yorumlar aşağıda , turuncular izleyebildiklerim… Tıklayınca detaylı film yorumlarıma ulaşabilirsiniz.

Sıralamaları içimden geldiği gibi yaptım. Yani ben olsam hangisini seçerdim sorusuna cevap vermeye çalıştım. Ama sonuç ne olur? İyi olan kazansın!

(Oscar gecesi notu: kazananların yanında yıldızlar var!)

 

EN İYİ FİLM / Best Film

25 Şubat sabahında soluklarımızı tutup öğreneceğimiz ödülün adayları burada. Filmlerin bazıları çok konuşuluyor, bazılarıysa bu dalda sadece süs olsun diye duruyor. Şimdi hem benim tahminlerimi hem de akademinin olası seçimlerini konuşalım.

İlk olarak genel tahminlerden bahsedeceğim:

Öncelikle adaylar arasında Amerikan milliyetçiliği ile öne çıkan üç film var : Lincoln, Argo ve Zero Dark Thirty. Bu filmlerden Zero Dark Thirty işkence sahneleriyle , Lincoln ise Spielberg’in eski popülaritesi olmadığından şansını kaybedecek gibi gözüküyor. Argo ise Affleck’in kendisinin bile inanamadığı kadar çok destekleniyor. Dolayısıyla ABD sempatizanlığı kategorisinden ödülü alması mümkün gibi duruyor.

Beast of the Sourhern Wild çok bağımsız, Amour ise yabancı film olmasından mütevellit yarışta bile değiller.  Django Unchained fazla kanlı, Life of Pi fazla teknik, Les Miserables fazla müzikli gibi düşünüldüğünden onlar da yarış dışı.  Geriye kaldı Silver Linings Playbook!

Zaten şu yukarıda özetlediğim iki paragraftan da anlaşıldığı üzere yarış Argo ve Silver Linings Playbook arasında gidiyor. Benim gönlümse ikisinden yana da değil!

Bu ödülü kazanmasını istediğim üç film var. Aşağıda bu üçlüyü sıralamaya çalıştım. Birinci sıraya Beasts of the Southern Wild’ı koydum çünkü filmin konusu, duygusu, sahneleri, müzikleri, her şeyi çok çok güzeldi. Aynı şekilde Django Unchained’i de beğendim fakat duygu yoğunluğu açısından kendimi Beasts of the Southern Wild’a daha yakın hissediyorum. Benzer şekilde senenin en beğendiğim filmlerinden olan Amour’un da ödülü almasını isterim ama En İyi Yabancı Film dalında zaten ödülü alacağı için burada üçüncü sıraya koydum filmi.

Son üçlünün ödülü kesinlikle haketmediğini düşünüyorum. Ortadaki üçlü tahminim ise muhtemelen ödülü alacak ama benim gönlümde ilk üçe giremeyen filmler.

Sonucu izleyip göreceğiz.

  1. Beasts of the Southern Wild
  2. Django Unchained
  3. Amour
  4. Silver Linings Playbook
  5. Life of Pi
  6. Argo **************************************
  7. Lincoln
  8. Zero Dark Thirty
  9. Les Miserables

EN İYİ YÖNETMEN / Directing

85. Oscar adayları açıklandı! (© Getty Images)

En İyi Yönetmen adaylarıyla ilgili bu sene her yerde aynı soru var: Zero Dark Thirty’nin yönetmeni Kathryn Bigelow, Django Unchained’in yönetmeni Quentin Tarantino ve Moonrise Kingdom’dan Wes Anderson neden listede yok? Zira özellikle Ben Zeithlin ve Spielberg’ün adaylıklarından pek çok kişi memnun değil.

Neyse, artık iş işten geçtiği için elimizdeki yönetmenlerle yetinmemiz gerek.

Aşağıda benim seçimlerimin listesi var. Gerçekleşmesi imkansıza yakın bir ilk iki sıraladığımın farkındayım ama yine de umut fakirin ekmeği işte…

Öncelikle Ang Lee’nin filmini herkes kadar çok beğenmediğimi fakat özellikle görüntü yönetimi konusundaki başarısına şapka çıkarttığımı yazmıştım. Hatta En İyi Görüntü Yönetimi dalında da birinci sıraya koymuştum. Fakat filmin teknik altyapısı çok kuvvetli olduğundan, bu dalda yerinin olmadığını düşünüyorum. (Keşke yerine Tarantino olsaydı!) Spielberg’ün filminin ise oyunculuklar, dekor ve kostümle ayakta durduğunu düşünüyorum. Ayrıca Spielberg’in yönetmenliğini de pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Dolayısıyla iki yönetmen son ikimde.

Silver Lining Playbook ise senenin en enteresan işlerinden biri oldu. Zira romantik komedi bir filmin bu kadar çok ses getirmesi ve Oscar’a kadar bir dolu ödülü silip süpürmesi oldukça şaşırtıcı. Filmin hikayesi aslında romatik komedi ile psikolojik – dram konuları arasında gidip geliyor ve  bir çok klişeyle dolu. Fakat bu denli ciddiye alınmasındaki en büyük etkenlerden birinin David O. Russell’ın anlatıcılığı olduğunu düşüyorum. Belgesel gibi yaklaşıyor hikayelerine. Bu da seyircinin filmle büyük bağlar kurmasına neden oluyor.  Fighter’da alamadığı ödülü, bu sene kucaklamaya en yakın isim kendisi gibi duruyor.

Haneke, bu sene beni en derinden etkileyen filmlerden birini yaptığı için ikinci sırada. Bir tek evde, uzun sekanslarla, üçüncü bir kişi gibi konumlandırdığı kamerasıyla öyle bir hikaye anlattı ki, hayran kalmamak mümkün değildi.

Ve Ben Zeitlin. Bir çocuğun gözünden başlarına gelenleri o kadar büyüleyici, duygusal ama bir o kadar da yalın anlattı ki. Bence bu dalın ödül alması gereken adayı kendisi. Oklar David O.Russell ile Spielberg arasında gidip gelse de, ben bu dalda sadece Haneke ve Zeitlin’i gönülden istiyorum.

  1. Benh Zeitlin | Beasts of the Southern Wild
  2. Michael Haneke | Amour
  3. David O. Russell | Silver Linings Playbook
  4. Steven Spielberg | Lincoln
  5. Ang Lee | Life of Pi **************************************

EN İYİ ERKEK OYUNCU / Actor in a Leading Role

A giant screen shows the Oscar nominees for Best Actor at the Samuel Goldwyn Theartre on Jan 10, 2013 in Beverly Hills, California.The nominations for the 2013 Academy Awards were held at at the Samuel Goldwyn Theater in Beverly Hills, in California for the famous golden statuettes, to be handed out on Feb 24. -- PHOTO: AFP<br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />Bu sene gerçekleşmeyeceğini bildiğim tahminler yapmaya devam ediyorum ama elimde değil. Benim beğenilerimle akademi üyelerinin beğenileri uyuşmuyor maalesef.

Oyunculuk dallarındaki adayları sıralarken öncelikle kendime şu soruyu soruyorum. Bu oyuncunun yerine herhangi başka biri oynayabilir miydi? Böylece o oyuncunun ne kadar özel bir performans sergilediğini kendimce yorumlamış oluyorum.

Bu dalın adaylarından Bradley Cooper’ın performansını sergileyebilecek bir çok oyuncu olduğunu düşünüyorum. O nedenle kendisi, akademinin Lewis’ten sonraki favorisi gibi gözükse de benim listemde son sırada.

Cooper’dan sonraki isimse Hugh Jackman. Akademinin ev sahiplerinden olan Jackman’ın büyük bir hayran kitlesi olmasına ve güzel sesine rağmen, filmin içinde kendini yeterince parlatamadığına inanıyorum. Bu nedenle 4.sırada.

Oscar sürecini birazcık takip edenler varsa, ödülün Daniel Day-Lewis’e gideceğinin neredeyse kesin olduğunu okumuştur. Metot oyunculuğunun yılmaz savunucusu, 15 yılda yalnızca 6 filmde rol alan ve rolleri için geçirdiği hazırlık süreçleriyle dillere destan olmuş Lewis, maalesef beni Joaquin Phoenix kadar etkilemedi.  Yani ilk saniyeden itibaren kendisinin Lincoln olduğuna  inandırabilmeyi başardığı bir gerçek fakat seyirciyi filmin içine çeken etkenlerin özellikle mekanlar ve kostümler olduğu kanısındayım.

İkinci sıraya geldiğimizde ise çok ağır eleştiriler almış olan Flight filminde, herkesin hem fikir olduğu başarının sahibi Denzel Washington var. Filmin neredeyse tamamında görünen oyuncu, inanılmaz performansıyla bence adaylar arasında ön sıralarda yer almalı.

Ve gelelim aylar önce izlediğimiz The Master filminin başrolündeki Joaquin Phoenix’e.  O zaman filmin yorumunda de belirtmiştim oyunculuğuna nasıl hayran olduğumu, şimdi tekrar ifade edeyim. Dibe düşmüş bir adam ancak bu derecede derin anlatılabilirdi. İşte başta bahsettiğim soruyu sorduğumda, bu filmde Phoenix’in yerine kim oynarsa oynasın, onun gibi olmazdı diye düşünüyorum. O nedenle benim ödül için en desteklediğim aday odur.

  1. Joaquin Phoenix | The Master
  2. Denzel Washington | Flight
  3. Daniel Day-Lewis | Lincoln **************************************
  4. Hugh Jackman | Les Miserables
  5. Bradley Cooper | Silver Linings Playbook

EN İYİ KADIN OYUNCU / Actress in a Leading Role

85. Oscar adayları açıklandı! (© Getty Images)

Bu sezon kadın oyunculara baktığımızda, her sezon artan ivmeyle beraber, oldukça başarılı performanslar göze çarpıyor. Aday olan tüm oyuncuları bir hayli beğeniyorum fakat sıralama yapmak gerektiğinde kimileri bir basamak yukarı, kimileri bir basamak aşağı gidiyor.

Naomi Watts, The İmpossible’daki oyunculuğuyla, filmdeki sahneleri az olmasına rağmen adaylık alabildi. Zira bir felaketin kurbanını canladırdığı rolünde öylesine inandırıcıydı ki, filmin tek adaylığı onun oldu.  Watts’ı son sıraya koymamın tek nedeni, diğer adayların çok daha iyi olmaları.

Jessica Chastain,önce Help, şimdi de Zero Dark Thirty ile heykelciğe göz kırpıyor. Zero Dark Thirty filmini oyuncu olarak kendisinin sırtladığı bir gerçek fakat yine aynı soruyu sormam gerekirse,  kendisi yerine başka oyuncular da benzer performanslar gösterebilirdi diye düşünüyorum.

Hushpuppy Quvenzhane Wallis, bu senenin en çok beğendiğim filmlerinden biri olan Beasts of the Southern Wild’in, yönetmeni ile birlikte başarısının en büyük ortağıydı. Öyle inandırıcı bir performans çıkartmıştı ki, tüm seyircileri kendisine hayran bıraktı. Küçük yaşındaki bu büyük başarısı nedeniyle, bu dalın şimdiye kadar ki en genç adayını üçüncü sıraya koydum.

İkinci sırada bu dalın favori adayı Jennifer Lawrence var. Winter’s Bone ile iki sene önce aday olduğunda, bu kategoride benim ilk iki favorimden biriydi. Bu sene de öyle. Zira çok basitçe oynanabilecek bir karaktere inanılmaz bir derinlik katarak, filmin en beğendiğim performanslarından birini gerçekleştiren Lawrence’ı izlemek çok büyük keyifti.

Tüm adaylardan sonra benim birincim, 86 yaşında bu dalda en yaşlı aday olan ve ilk Oscar adaylığını alan Emmanuelle Riva. Hala dilimde performansı. O nasıl bir oynamaktı! Resmen kadın kameranın karşısında gerçekten felç geçirdi! Tek kelimeyle müthişti! Ödülü alırsa gerçekten sevineceğim.

  1. Emmanuelle Riva | Amour
  2. Jennifer Lawrence | Silver Linings Playbook **************************************
  3. Quvenzhane Wallis | Beasts of the Southern Wild
  4. Jessica Chastain | Zero Dark Thirty
  5. Naomi Watts | The Impossible

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU / Actor in a Supporting Role

A giant screen shows the nominees for Best Supporting Actors at the Samuel Goldwyn Theartre on Jan 10, 2013 in Beverly Hills, California.The nominations for the 2013 Academy Awards were held at at the Samuel Goldwyn Theater in Beverly Hills, in California for the famous golden statuettes, to be handed out on Feb 24. -- PHOTO: AFP<br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />

İlginç adayların bulunduğu dallardan biri de bu. Zira tüm adaylar daha önce en az bir kere Oscar’ı kucaklamış durumda.  Ve Alan Arkin dışında hepsinin performansı olağanüstüydü. Zaten bu nedenledir ki oyunculuklarından çok hangisinin daha iyi kulis yapıp ödülü alabileceği konuşuluyor.

Sıralamaya gelirsem, Alan Arkin’i bu yarışın dışında tutma nedenim Argo’daki aşırı kısa rolü. Hikayeye öyle aman aman bir etkisi de yoktu bence. Fakat diğer dört oyuncunun tamamı gerçekten çok çok iyiydi. (Keşke Arkin’in yerine DiCaprio’yu görebilseydik!)

Hakikaten ayırt etmem çok zordu ama Waltz ve Hoffman’ın filmlerinde biraz daha dikkat çekici oldukları için ilk ikide olması gerektiğini düşündüm. Ve Waltz’ı birinci sıraya yazdım, zira kendisine şahsi bir sempatim var, inanılmaz başarılı buluyorum. Lee Jones ve De Niro’ya gelinceyse, yine iki usta oyuncu da inanılmaz iyiydi. Sadece Lee Jones birazcık daha etkileyici geldi bana o kadar.

Tahmin etmek çok zor gerçekten. Yorumlara bakılırsa heykele en yakın isim Lee Jones gibi duruyor ama izleyip göreceğiz.

  1. Christoph Waltz | Django Unchained **************************************
  2. Philip Seymour Hoffman | The Master
  3. Tommy Lee Jones | Lincoln
  4. Robert De Niro | Silver Linings Playbook
  5. Alan Arkin | Argo

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU / Actress in a Supporting Role

Gelelim sonucu en belli dallardan bir diğerine. Yarışı azıcık takip eden herkesin bildiği gibi ödül Hathaway’in. Les Miserables’taki kısa ama etkili rolü ona ödülü kazandıracak. Filmin genelini biraz yorucu bulduğum için bir buruk içim ama haketmediğini de söyleyemeyeceğim.

“Birinci belli ikinci kim?” dersek Sally Field cevabı geliyor. Zira Lincoln’de gerçekten çok başarılı bir performans sergiliyor. Bir karışıklık olur da (olmaz ama!) Hathaway ödülü alamazsa, ikinci isim kendisi.

Ve son olarakta The Master’daki az ama öz rolüyle, duruşuyla, bakışıyla insanı etkileyen Amy Adams. bu daldaki ödül alma ihtimali çok çok zayıf olsa da başarılı olan isim kendisi.

Buraya kadar, tüm tahmincilerle aynı tahmini yaptığım belki de tek dal olan yardımcı kadın oyuncu dalında, neden aday olduklarını kimsenin çözemediği Helen Hunt ve Jacki Weaver kalıyor geriye. Zira Helen Hunt film boyu cüretkar bir şekilde çıplak görünmekten başka bir şey yapmıyor, Jacki Weaver da annem kadar endişeli bakmak dışında herhangi bir varlık göstermiyor.

Neyse sonuç olarak Anne Hathaway’i şimdiden alkışlıyoruz. Saçları boşa gitmemiş oldu =)

  1. Anne Hathaway | Les Miserables **************************************
  2. Sally Field | Lincoln
  3. Amy Adams | The Master
  4. Helen Hunt | The Sessions
  5. Jacki Weaver | Silver Linings Playbook

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO / Writing – Original Screenplay

Bu dalın tahminini yaparken şöyle bir hissiyatım oluyor. Olan bir olaydan yola çıkıp yazılan senaryolar, sanki yarı özgün yarı uyarlama gibi geliyor. Dolayısıyla Zero Dark Thirty ve Flight bence bu dalda düşük ihtimaller olmalı.  Kalan adayların üçünü de çok fazla beğendiğim için seçmekte zorlanıyorum fakat en özgün olanın Moonrise Kingdom olduğunu düşünüyorum. Bir de tabi bu güzel film tek dalda aday olduğu için en azından bu dalda ödül alsın istiyorum. Onun dışında Django Unchained ve Amour kazanırsa da sevinirim tabi.

  1. Moonrise Kingdom | Wes Anderson ve Roman Coppola
  2. Django Unchained | Quentin Tarantino **************************************
  3. Amour | Michael Haneke
  4. Flight | John Gatins

  5. Zero Dark Thirty | Mark Boal

EN İYİ UYARLAMA SENARYO / Writing – Adapted Screenplay

Bana öyle geliyor ki, bir kitabı ya da tarihi olayı senaryolaştırmak bir hayli zor. Yani hem olanı anlatacaksın, hem anlatımı keyifli hale getirmek için neyi ne kadar ekleyip çıkarabileceğini iyi tartabilmen gerek.

Aşağıdaki adayların tamamı bu işi uzun uğraşlarla yapmış ve ben neyi nasıl kıyaslayacağımı bilemiyorum.  Sadece senaryonun bana ne kadar heyecan verdiğinden yola çıkarak bir sıralama yaptım. Bir de Beast of the Southern Wild en azından bir ödül alsın istiyorum ondan birinci sıraya koydum. Ama tabi bu dalın en muhtemel adayları Argo ve Lincoln.

  1. Beasts of the Southern Wild | Benh Zeitlin ve Lucy Alibar
  2. Argo | Chris Terrio **************************************
  3. Lincoln | Tony Kushner 
  4. Life of Pi| David Magee
  5. Silver Linings Playbook | David O. Russell

EN İYİ KURGU / Film Editing

Yıllardır oluşan genel kanı, son yıllarda bozulmuş olsa da, En İyi Kurgu ödülünü alan En İyi Oscar’ı da alır şeklindedir. Bu sene öyle olur mu bilinmez ama bu dalın en çok konuşulan adayları Argo ve Zero Dark Thirty.

Ben bu kategoriyi değerlendirirken bir miktar farklılık arayanlardanım.  Bu anlamda Lincoln, Silver Linings Playbook ve Life of Pi’nin kurgusunda aklımda kalacak bir başarı hatırlamıyorum.  Zero Dark Thirty ise bu üç filme göre çok daha dikkat çekiciydi. Fakat genel anlamda bir çok eksisi olan bir film olsa da Argo’nun bu dalda Zero Dark Thirty’e göre bir miktar daha başarılı olduğunu düşünüyorum. ( Bu arada bu ikiliden hangisi kazanırsa kazansın, kurguyu yapan isim aynı: William Goldenberg!)

  1. Argo | William Goldenberg **************************************
  2. Zero Dark Thirty | William Goldenberg ve Dylan Tichenor
  3. Life of Pi | Tim Squyres
  4. Silver Linings Playbook | Jay Cassidy ve Crispin Stuthers
  5. Lincoln | Michael Kahn

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ / Cinematography

Görüntü yönetimi konusunda Life of Pi bu senenin herkesçe adayı sanırım. Gerçekten inanılmaz bir büyüsü vardı filmin ve bu büyü büyük ölçüde görüntü yönetmeni Claudio Miranda’nın başarısı.  Ama ben diğer adayları da oldukça başarılı buldum.  Aşağıdaki gibi bir sıralama yaptım ama Life of Pi almassa Oscar’ı Skyfall alacak gibi duruyor.

  1. Life of Pi | Claudio Miranda **************************************
  2. Anna Karenina | Seamus McGarvey
  3. Skyfall | Roger Deakins
  4. Django Unchained | Robert Richardson
  5. Lincoln | Janusz Kaminski

EN İYİ PRODÜKSİYON TASARIMI / Production Design

Akademinin bu yıl itibariyle adını değiştirmiş olduğu bu dalda açık ara önde olan film Anna Karenina. Tiyatro dekoru içinde devam eden sahneleriyle dikkat çeken film, genelinde beğenilmese bile prodüksiyonuyla göz doldurmuştu. Dolayısıyla ilk sıramda o var. İkinci sıraya Les Miserables’ı koymak istiyorum, zira Sefiller’i çok güzel sahneler, kostümlerle, müziklerle aktarmışlardı. Sonrasında ise tarihi birebir canlandırma derdinde olan ve otoritelerin söylediğine göre bunu büyük ölçüde başaran Lincoln’ü sıraya koydum. Hobbit ve Life of Pi daha teknik işler olduğundan, şahsen konu dışı olduklarını düşünmekteyim.

  1. Anna Karenina | Sarah Greenwood ve Katie Spencer
  2. Les Miserables | Eve Stewart
  3. Lincoln | Rick Carter, Jim Erickson ve Peter T. Frank **************************************
  4. The Hobbit: An Unexpected Journey | Dan Hennah ve Ra Vincent
  5. Life of Pi | David Gropman ve Anna Pinnock

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI / Costume Design

Şöyle bir gerçek var ki, bu seneki tüm işlerde kostümler mükemmele yakındı.  Tüm filmlerdeki kostümleri beğenmiş olsam da özellikle Anna Karenina ve Les Miserable aklımda kalanlar.  Üçüncü olarak Snow White ve son iki sıraya da Lincoln ve Mirror Mirror’ı koydum. İlk iki arasında düşününce Anna Karenina’nın bir miktar daha başarılı olduğunu düşünmekteyim.

  1. Anna Karenina | Jacqueline Durran **************************************
  2. Les Miserables | Paco Delgado
  3. Snow White and the Huntsman | Colleen Atwood
  4. Lincoln | Joanna Johnston
  5. Mirror Mirror | Eiko Ishioka

 EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI / Music – Original Song

Yorumum yok.

  • Before My Time | Chasing Ice
  • Everybody Needs a Friend | Ted
  • Pi?s Lullaby | Life of Pi
  • Skyfall | Skyfall **************************************
  • Suddenly | Les Miserables

EN İYİ ÖZGÜN MÜZİK / Music – Original Score

Yorumum yok.

  • Anna Karenina | Dario Marianelli
  • Argo | Alexandre Desplat
  • Life of Pi | Mychael Danna **************************************
  • Lincoln | John Williams
  • Skyfall | Thomas Newman

EN İYİ GÖRSEL EFEKT / Visual Effects

Bu dalı değerlendirirken Richard Parker ve diğerleri olarak değerlendirebiliyorum. Zira o kaplanın animasyon olması başlı başlına bir mucize gibi geliyor.  The Avengers’daki Hulk’u da unutamıyorum. O nedenle ikinci sırada o var. The Hobbit başlı başına görsel efektti fakat filmi beğenmediğimden olsa gerek, üçüncü sıraya iteledim. Snow White film olsun diye çekilmiş gibiydi, o nedenle onu da en sona koydum.

Prometheus’u ise maalesef izleyemedim.

  1. Life of Pi **************************************
  2. The Avengers
  3. The Hobbit: An Unexpected Journey
  4. Snow White and the Huntsman
  • Prometheus

EN İYİ MAKYAJ & SAÇ TASARIMI / Make Up  & Hairstyling

Hitchcock’u izleme şansım olmadı fakat The Hobbit ile Les Miserables arasında dağlar kadar fark olduğunu düşünmekteyim.

  1. The Hobbit: An Unexpected Journey
  2. Les Miserables **************************************
  •  
  • Hitchcock

EN İYİ SES KURGUSU / Sound Editing

Ses kurgusundan kasıt nedir bilmiyorum, ve filmler müzikleriyle  pek az aklımda kalıyor. Ama şöyle bir düşününce Django Unchained ve Life Of Pi’nin seslerinin filme etkisi çok daha olumluydu gibi geliyor.

  1. Django Unchained
  2. Life of Pi
  3. Argo
  4. Zero Dark Thirty  **************************************
  5. Skyfall  **************************************

EN İYİ SES MİKSAJI / Sound Mixing

Bu konudan gerçekten pek anlamıyorum. Ama kulislerde Les Miserables konuşuluyor.

  1. Les Miserables  **************************************
  2. Life of Pi
  3. Argo
  4. Lincoln
  5. Skyfall

EN İYİ ANİMASYON / Animated Feature Film

85. Oscar adayları açıklandı! (© Getty Images)

Sondan başlamam gerekirse, The Pirates ve ParaNorman benim açımdan tam bir zaman kaybıydı. İki film de birbirinden kötüydü. O nedenle son ikideler. (Aday olmaları bile anlamsız!)

Tim Burton’ın gönlümüzde yeri ayrı. Film de çok güzeldi gerçekten. Fakat diğer iki adaya göre biraz daha kısa film tadındaydı gibi geliyor.  Bu yüzden üçüncü sırada.

İlk iki de ise bu senenin hem hikayesiyle, hem kurgusuyla, hem görselliğiyle en iyi iki animasyonu bulunuyor. Brave’i çok çok başarılı bulsam da Wreck-It Ralph orjinal hikayesiyle bu senenin en eniyisi.

  1. Wreck-It Ralph 
  2. Brave **************************************
  3. Frankenweenie
  4. ParaNorman
  5. The Pirates! Band of Misfits

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM / Foreing Language Film

85. Oscar adayları açıklandı! (© Getty Images)Ha izledim, ha izleyeceğim derken yetişemedim hepsini izlemeye. Bu dalın favorisi Amour ve No gibi duruyor. İzlemediğim dallarda yorum yapamıyorum ama Amour benim için senenin en iyi filmlerinden olduğundan o kazanırsa sevinirim. Ayrıca bu daldaki A Royal Affair’in ve War Witch’in de çok iyi filmler olduğunu belirtmeliyim.

  1. Amour (Avusturya) **************************************
  2. A Royal Affair (Danimarka)
  3. War Witch (Kanada)
  • No (Şili)
  • Kon-Tiki (Norveç)

EN İYİ BELGESEL / Documentary Feature

Maalesef bu daldaki filmleri izleyemedim.

  • 5 Broken Cameras
  • The Gatekeepers
  • How to Survive a Plague
  • The Imposter
  • The Invisible War
  • Searching for Sugar Man **************************************

EN İYİ KISA FİLM / Short Film – Live Action

Maalesef bu daldaki filmleri izleyemedim.

  • Asad | Bryan Buckley (yönetmen), Mino Jarjoura (prodüktör)
  • Buzkashi Boys | Sam French (yönetmen), Ariel Nasr (prodüktör)
  • Curfew | Shawn Christensen (yönetmen) **************************************
  • Death of a Shadow (Dood van een Schaduw) | Tom Van Avermaet (yönetmen), Ellen De Waele (prodüktör)
  • Henry | Yan England (yönetmen)

EN İYİ KISA ANİMASYON / Short Film – Animated

İzlediğim filmler içinde Head Over Heels açık ara önde. Bulun izleyin derim.

  1. Head Over Heels | Timothy Reckart (yönetmen) ve Fodhla Cronin O?Reilly (prodüktör)
  2. Fresh Guacamole | PES (yönetmen)
  3. Paperman | John Kahrs (yönetmen) **************************************
  4. Adam and Dog | Minkyu Lee (yönetmen)
  • Maggie Simpson in ?The Longest Daycare? | David Silverman (yönetmen)

EN İYİ KISA BELGESEL  / Documentary Short

Maalesef bu daldaki filmleri izleyemedim.

  • Inocente **************************************
  • Kings Point
  • Mondays at Racine
  • Open Heart
  • Redemption
Çok Konuşulan Film: Umut Işığım / Silver Linings Playbook

Çok Konuşulan Film: Umut Işığım / Silver Linings Playbook

  • silverliningsYönetmen: David O. Russell
  • Oyuncular: Bradley Cooper, Robert De Niro, Jennifer Lawrence, Jackie Weaver
  • Tür: Dramatik komedi
  • Süre:112 dk
  • Yapım: ABD

Eski bir tarih öğretmeni olan Pat Salitano (Bradley Cooper), yaşamında değer verdiği her şeyi bir günde yitirmiş bir adamdır. yaşadığı ciddi bir travma sonrası patlar ve ardından mahkeme kararı ile 8 ay rehabilitasyon merkezinde tedavi görür. Çıktıktan sonra hayatını düzene koymak şartıyla ailesinin evine geri yerleşen Pat’in yegane amacı düzgün bir adam olup, işini geri almak ve karısı Vicky’yi bu sayede geri kazanmaktır. 
Fakat durum Pat için sandığından daha zor olacaktır. Bir yemekte, aile dostu Tiffany ile karşılaşan Pat, genç kadınla eski eşine ulaşmak amacıyla yakınlaşır. Bir ‘iyilik’ karşılığı Pat’e yardım teklif eden Tiffany, her ikisi içinde umut ışığı olacak yeni bir kapı açacaktır… 

Aylar önce Amerika’dan haberler gelmeye başladı filmle ilgili… Baya göklere çıkarıyorlar, övgülerden övgü beğeniyoruz… Fragmanı izledim. Baya romantik komedi… Noluyoruz demeye kalmadı 8 Oscar adaylığı geldi!

En son Dövüşçü/Fighter ‘da bıraktığımız yönetmen David O.Russell, bu filmin uyarlama senaryo ve yönetmenliği üstlenmiş, Winter’s Bone‘dan hastası olduğum Jennifer Lawrence ve Hangover serilerinin damadı Bradley Cooper’ı başrole koymuş.  Matthew Quick’in aynı adlı çok satan romanından beyazperdeye uyarlanan film hem yönetmenin hem de bu oyuncuların katkısıyla daha güzel bir noktaya gelmiş.

Şöyle ki, aslında hikaye tanıdık.  Ama klasik Amerikan romantik komedilerinden bu işi ayıran bir iki detay var. Birincisi David O.Russell’ın yönetmenliği… Kamera kullanımı, oyuncu yakın planları ve mekan kullanımı filmi basit bir film olmaktan çıkarıyor. İkincisi başrol oyuncularının kimyasının fazlasıyla uyuşması ve karakterleri gerçekmiş gibi yansıtabilmeleriydi.

Filmin artı olan bir diğer yanı ise yan rollerdeki oyuncuların hikayeye gereği kadar destek vermeleri ve boşlukları tamamlamaları. Özellikle Robert De Niro ‘nun kısa ama öz performansı çok etkiliydi.

Açıkçası filmi Dövüşçü kadar beğenmedim ve 8 Oscar adaylığını çok abartılı buluyorum ama yine de bir romantik komedi için kalitesi oldukça yüksekti diyebilirim.

İyi seyirler,

 

Denzel Washington’ın Performansıyla: Uçuş / Flight

Denzel Washington’ın Performansıyla: Uçuş / Flight

flight

  • Yönetmen: Robert Zemeckis
  • Oyuncular: Denzel WashingtonJohn GoodmanDon Cheadle devamı…
  • Tür: Dram
  • Yapım: ABD , 2012
  • Süre: 138 dk

Başarılı bir pilot Whip, düşmekte olan bir uçağı bütün pilotluk yeteneklerini kullanarak çok sıra dışı bir biçimde, en az hasarla yere indirmeyi başarır; mürettebatla birlikte uçaktaki pek çok insanın da hayatı kurtulur. Whip hastanede gözünü bir kahraman olarak açar ama kaza soruşturmasında hiç beklemediği bir ithamla karşılaşır. Raporlar kaptan pilotun uçuşa alkol alarak çıktığını göstermektedir. Bir yandan kurtardığı hayatlar, hiç kimsenin o uçağı kendisi gibi indiremeyeceğini söylerken bir yandan da hakkında açılan mahkeme ile uğraşmak durumundadır. 

Robert Zemeckis herkes için olduğu gibi benim için de önce Forrest Gump’ın sonra Geleceğe Dönüş serisinin yönetmenidir.  Sonrasında yaptığı işlerden birçoğunu takip ettim ama hiçbiri bu filmler kadar etki bırakmadı. Yine de Flight’ın fragmanını izlemeden bile film için bir çıta belirmişti gözümde.

Senaryo yazarı John Gatins’in 31 Ocak 2000 yılında 88 kişinin hayatını kaybettiği uçak kazasından yola çıkarak yazdığı Filght, bir uçak kazası etrafında alkol/madde bağımlığından dini inançlara, egodan evliliğe kadar birçok şeyi sorguluyor.

Denzel Washington’un deyim yerindeyse döktürdüğü performansı ile özellikle ilk yarım saat, dolayısıyla kazanın hemen öncesi ve kaza anı soluksuz izleniyor. Sonrasında gelişme bölümü biraz uzun tutulmuş olan film, son 15-20 dakikasında yine heyecanlandırıyor.

John Goodman’ın yine ufak rolünde büyük işler başardığı filmi, kaza sahnesi, müzikleri ve Denzel Washington’un performansı için izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Yüzüğün Yolculuğunu Merak Edenler için: Hobbit: Beklenmedik Yolculuk/ The Hobbit: An Unexpected Journey

Yüzüğün Yolculuğunu Merak Edenler için: Hobbit: Beklenmedik Yolculuk/ The Hobbit: An Unexpected Journey

hobbit

  • Orjinal İsim: The Hobbit: An Unexpected Journey
  • Yönetmen: Peter Jackson
  • Tür: Fantastik , Macera
  • Yapım: ABD, Yeni Zelanda, 2012
  • Süre: 170dk
  • Oyuncular: Ian McKellen, Martin Freeman, Richard Armitage

Tolkien’in, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin öncül kitabı olarak da görülen Hobbit’ten, üçlemenin yönetmeni Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanan üç filmlik Hobbit macerasının ilk bölümü olan Hobbit: Beklenmedik Yolculuk/The Hobbit: An Unexpected Journey ile bu sefer Bilbo Baggins’in gençliğine gidiyoruz. 

Bilbo huzurlu Hobbit toprakları olan The Shire’da yaşarken bir gün büyücü Gandalf aniden ortaya çıkar ve baş kahramanımız Bilbo kendisini efsanevi savaşçı Thorin tarafından yönetilen 13 cücelik maceracı bir grupta buluverir. Ejder Smaug?dan Erebor?un kayıp Cüce Krallığı?nı geri almak için çıktıkları bu yolculukta çirkin Goblinler, Orklar, öldürücü Warglar, Dev Örümcekler ve Büyücülerle dolu yollardan geçeceklerdir… 

Yüzüklerin Efendisi üçlemesinden tanıdığımız Ian McKellen, Cate Blanchett, Ian Holm, Christopher Lee, Hugo Weaving, Elijah Wood, Orlando Bloom ve Andy Serkis’i yeniden seyredeceğimiz filmde onlara Richard Armitage, John Bell, Luke Evans, Ryan Gage, Evangeline Lilly, Bret McKenzie, Graham McTavish, Mike Mizrahi, Jeffrey Thomas ve Aidan Turner gibi kalabalık bir oyuncu kadrosu da eşlik ediyor. Filmin senaryosunda ise yönetmen Peter Jackson’ın yanı sıra Fran Walsh, Philippa Boyens ve Guillermo del Toro’nun imzası var.

Bilim kurgu pek sevmem. Bunu böyle her seferinde yazıp, sonra gidip bilim kurgu izliyorum, bu da ayrı bir durum ama sevmem yani. Yüzüklerin Efendisi serisinden de 1-2 film izlemiştim vakti zamanında ama yarım yamalak. Sıkılıyordum zira.

Bu filmin yönetmeni Peter Jackson’a ise  beğendiğim ender bilim kurgu film olan District 9 ‘ın yapımcısı olması itibariyle bir şans vermek istedim. (Kim oluyorsam!’)

Neyse Hobbit’e gittik. Serinin çok ciddi fanatikleri olduğunu bildiğimden pek bir şey yazmayacağım. Zira sıkıldığımı söyledim herkes büyük tepkiler veriyor. Görselliği güzeldi tamam ama yıllar sürdü film. Ben sıkıldım.  Bu kadar.

İyi seyirler,

spoiler

Yazmayayım dedim ama o kuşları daha önce niçin çağırmadılar da bunca eziyeti çektiler anlamadım. Ayrıca o kadar saat salonu terk etmeden izlemek için çaba sarfettim, bari sonu olsaydı filmin =(

 

Kötü Bir Uyarlama: Anna Karenina

Kötü Bir Uyarlama: Anna Karenina

anna

  • Yönetmen: Joe Wright
  • Tür: Dram
  • Süre: 130 dk
  • Yapım: İngiltere ,2012
  • Oyuncular: Keira KnightleyJude LawAaron Taylor-Johnson

1874 yılında genç ve güzel Anna Karenin yaptığı evlilikle St. Petersburg’un yüksek sosyetesi içerisinde çok iyi bir konuma sahiptir. Kocası Karenin Rus siyasetinin de önemli isimlerindendir. Bir gün erkek kardeşi Oblonsky?den eşi Dolly ile arasını düzeltmesini isteyen ve onu Moskova?ya çağran bir mektup alır. Bu yolculuk esnasında tanıştığı Kontes Vronsky’nin garda kendilerini karşılayan oğlu, genç subay Vronsky ile aralarında bir kıvılcım çakar.

Moskova’da karışık aşk üçgenleri arasında düzenlenen büyük bir dans balosunda herkesin bakışları Vronsky ve Anna’nın üzerinde toplanır. 
Anna, karşı koyamadığı bir aşka doğru sürüklenirken, Vronsky’den kaçıp St. Petersburg?a ve aile yaşantısına dönmesi, ne hakkında çıkan dedikoduları engelleyebilir ne de yüreğinde duyduğu aşkı. Bu arada eşi Karenin, Anna’yı uyarır; halkın gözünde bir skandala yol açmıştır. Ama aşkın seçen kadına karşı Rus halkının iki yüzlülüğü de bu şekilde ortaya çıkacaktır… 
Yönetmenliğini Joe Wright’ın üstlendiği filmi Tolstoy’un ölümsüz romanından bu kez uyarlayan isimse Oscar ödüllü Tom Stoppard. Yönetmen Wright Kefaret ve Aşk ve Gurur’dan sonra bu filmde de yeniden Keira Knightley’i başrole taşıyor. Güzel yıldıza filmde Jude Law ve Aaron Johnson eşlik ediyor.

Filmle ilgili eleştirileri okuyorum da… Hemen herkesin yorumu aynı.  Aşağıda okuyacağınız benim yorumum da onlara benzer;

  • Kullanılan tiyatro dekoru ve geçişler gerçekten çok güzeldi. Fakat hikayeye yapay bir hava kattığı için derin bir aşk, sonrasında alkolizm, akli dengesizlikler ve ölümcül son yaşayan Anna’nın yaşadıklarından hiçbir şey anlayamadık!
  • Görüntü ve sanat yönetmenini ayakta alkışlamak istedim, o derece güzeldi. Ama yönetmeni ve Keira Knightley’i yuhalamak istedim zira film hikayeden kopuk ve yapaydı.
  • Herkesin donduğu, aşıkların dans ettiği balo sahnesi gerçekten efsaneviydi ama Anna Karenina ne ara delirdi hiç anlamadık. Ne ara iyileşti, onu hiç çözemedik.

En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Prodüksiyon, En İyi Kostüm veya En İyi Özgün Müzik dallarından Oscar adayı olan filmin kafası karışıktı. O nedenle paşa paşa alıp kitabı tekrar okumalı derim…

İyi seyirler (okumalar),

Haneke’nin Son Filmi: Aşk / Amour

Haneke’nin Son Filmi: Aşk / Amour

amour

  • Yönetmen: Michael Haneke
  • Tür : Dram
  • Süre: 126 dk
  • Yapım:  2012, Fransa , Almanya , Avusturya
  • Oyuncular: Jean-Louis TrintignantEmmanuelle RivaIsabelle Huppert

80’lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmeni olan Georges ve Anne, ilerlemiş yaşlarına rağmen geride kalan ömürlerini huzur ve mutluluk içerisinde geçiren bir çifttir. Ayrıca kendileri gibi müzisyen olan kızları Eva Avrupa’da onlarda uzakta ailesiyle yaşamaktadır. 
Yaşlı çiftin sakin hayatı bir gün Anne’nin kriz geçirip, boyundan aşağısının felç olması ile altüst olur. Georges sevgili karısına elinden geldiğince iyi bakar ama onun da yapabilecekleri sınırlıdır. Üstelik Anne’nin durumu git gide kötüleşmektedir. Georges çareyi en sonunda iki ayrı hemşire tutmakta bulur. Şimdi onca yıla yayılmış olan evlilikleri, bir kez daha bağlılık sınavı verecektir. 
Usta yönetmen Michael Haneke’nin son filmi olan yarı otobiyografik yapımın başrollerini Jean-Louis Trintignant ve Emmanuelle Riva paylaşıyor. 2012 Cannes Film Festivali’nden Altın palmiye ile dönen film baş yapıtlar arasında gösteriliyor.

En ünlü filmi Piyanist olan bağımsız filmlerin deneyimli yönetmeni Michael Haneke , 70. yaşında çektiği Amour filmi ile En İyi Film, En İyi Yönetmen başta olmak üzere 5 dalda Oscar adayı.

Filme bayıldım. Çok sevdim. Çok etkilendim. O yüzden doğru düzgün bir yorum yazabilecek miyim bilmiyorum.

Filmin en beğendiğim yanı gerçekliği yansıtmasıydı. O meşhur kamera açık unutulmuş hissi, neredeyse tamamı evde geçen filmi iliklerime kadar hissetmeme yol açtı. Ayrıca iki başrol oyuncusunun gerçekte 83 ve 86 yaşında olmaları bence bu gerçekliğe çok büyük bir katkıydı.

Diğer en beğendiğim yan ise oyunculuklardı. Hele Emmanuelle Riva… Yakınınızda felç geçiren birileri olduysa ve o süreci biliyorsanız, o zaman Riva’nın oyunculuğuna neden hayran kaldığımı anlayabilirsiniz. Kusursuzdu.

Işık, sahneler, evin o hali, müziksizlik ve aslında müziğin konunun taa içinde olması, karı kocanın ilişkileri, kızları ile yaşadıkları, felçle başa çıkışları… Tek söyleyebileceğim başta da söylediğim gibi filme bayılmış olduğum!

İzleyin derim.

İyi seyirler,

Tarantino’nun Son Filmi: Zincirsiz / Django Unchained

Tarantino’nun Son Filmi: Zincirsiz / Django Unchained

  • django unchainedYönetmen: Quentin Tarantino
  • Tür: Western
  • Yapım: ABD
  • Süre: 165dk
  • Oyuncular: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio, Samuel L.Jackson

Amerikan İç Savaşı’ndan iki yıl önce başlayan hikaye geçmişinde eziyet çekmiş bir köle ile Alman avcı Dr. King Schultz’un yüzleşmesini merkezine alıyor. 
Brittle kardeşlerin cinayetiyle suçlanan Schultz’u özgürlüğüne kavuşturmak Django’ya bağlıdır. Zira Schultz özgürlüğüne karşılık, Django’dan zorlu bir görev ister. Görevi başarıyla tamamlayan ve özgürlüğüne kavuşan Django gene de Schultz’un yanından ayrılmaz; üstün avcılık yetenekleriyle şimdi ki hedefi Broomhilda’yı bulmak ve köle tüccarlarının elinden kurtarmaktır. 

Sinemanın dahi çocuğu olarak anılan Quentin Tarantino’nun senaryosunu da kendisinin yazdığı yeni filmi Django Unchained, bilmeden izleseniz bile bir “Tarantino” işi olduğu her halinden belli bir western.

Tarantino senaryoyu yazarken başrol için Will Smith’i düşünmüş, fakat kendisi kabul etmeyince rol Jamie Foxx’a gitmiş. Konuya oyunculardan girdim zira filmi Jamie Foxx, Christoph Waltz ve Leonardo DiCaprio alıp götürüyor. Hepsi ayrı ayrı inanılmaz işler çıkaran oyunculardan Christoph Waltz hali hazırda (bir kaç saat önce ) Altın Küre’de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı ve Oscar’da da aynı dalda önemli adaylardan. (Bence DiCaprio’da  o dalda olmalıydı.)

Her zamanki Tarantino işlerinden biri olan filmde sürekli ters köşeler, silahlar, kan.. var. Aslında ne western severim, ne bu kadar çok vurdu kırdı, ne de bu kadar uzun film… Ama film bitene kadar bu kadar uzun sürdüğünü bile anlamadım…

İnanılmaz güzel müzikler, güzel oyunculuklar, zekice diyaloglar ve başarılı bir senaryo… İzleyin derim.

İyi seyirler,

Oscar Adaylıklarıyla Ses Getiren Film: Pi’nin Yaşamı / Life of Pi

Oscar Adaylıklarıyla Ses Getiren Film: Pi’nin Yaşamı / Life of Pi

  • life of piYönetmen: Ang Lee
  • Yapım: ABD, 2012
  • Süre: 127 dk
  • Tür: Macere, Dram,
  • Oyuncular: Suraj Sharma, Irrfan Khan, Adil Hussain

Hindistan?dan Kanada?ya giden bir yük gemisi, içindeki hemen hemen tüm canlılarla birlikte trajik şekilde batar. Bir can kurtaran filikası, uçsuz bucaksız vahşi Pasifik Okyanusu’nun ortasında yapayalnız kalır. Sandalın hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktan oluşmaktadır. Pi’nin hayvanat bahçesi işleten ve hayvanlarıyla göç yoluna koyulan ailesi, batan gemide yaşamını kaybetmiştir. 
Pi, kurtuluş yok gibi görünen bu okyanusta zayıf bir sandalda yanındaki hayvanlarla birlikte hayatta kalma savaşı verir ve keskin zekası ve zooloji bilgisiyle besin zincirine kurban gitmez. Ama şimdi Bengal Kaplanı ile teknede baş başa kalmıştır. Dev kaplana yem olmamak için hayvanla anlaşmanın ve yakınlaşmanın yollarını bulur. Sıra dışı yolculuk sona ermeden büyülü bir adaya varacaktır…

Brokeback Mountain filminin ünlü yönetmeni Ang Lee’nin son filmini, içeriğini pek bilmeyerek, fakat eleştirmenlerden duyduğum yorumlardan yola çıkarak gittim. Bu sene izlediğim artık bilmem kaçıncı din ve inanç temalı film olan Pi’nin Yaşamı, Yann Martel’in üçleme kitabından beyaz perdeye aktarılmış.

Film kitapları refere edererek üç bölümden oluşuyor, fakat yönetmen bütünlüğü sağlamak için Pi’nin başından geçenleri şimdiki zamandaki Pi’ye anlattırıyor. (Ne dedim ben? )

Filmin ilk bölümü ilk kitapta olduğu gibi Pi’nin büyüme evresinde din ve inanç konusundaki yaklaşımını irdeliyor. Çocuk yaşlardaki duyduğu, gördüğü her dine inanmaya başlayan Pi’nin ayrıca ailesi ve ismi hakkında bilgiler de bu bölümde veriliyor. Çoğu Hindistan’da çekilen bu sahneler gerçekçi havasıyla gerçekten zevkle izleniyor. Yalnız neredeyse 40 dakika süren ve hikayeye tahmin ettiğimizden çok daha az katkı sağlayan bu bölüm, filmi izledikten sonra “biraz daha kısaltılabilirmiş” hissi yaratıyor.

İkinci bölümde ise filmin asıl ve büyük bölümünü oluşturan geminin batması sonrasında Pi’nin günlerce okyanusta yaşam savası vermesi anlatılıyor. Tüm hikayenin dayandırıldığı bölüm ise burası oluyor. İnsanın hayatta kalmak için neleri göze alabileceği ve bir insanın kendisi ve tanrıyla yüzleşmesi ana temalı bu bölüm görselliğiyle kendine hayran bıraktırıyor. Yaklaşık 70 dakika süren bu bölümde görselliğe hayran kalsam da yönetmenin gözümüze sokarcasına bazı şeyleri anlatmasını   sevemedim. (En aşağıya yazdım, spoiler olarak.)

Genç oyuncu Suraj Sharma’nın oldukça iyi bir performans çıkardığı bu bölümde, inanılmaz bir gerçeklikteki “animasyon” kaplan hakikaten ağzımı açık bıraktırdı. İzlediğim en berrak 3D çalışmalardan biri olan filmde, okyanustaki balıklar, dev balina, fırtınalar çok başarılıydı. (Halen vizyondayken sinemada izleyin, evde tat vermez bence.)

Life of Pi iPad wallpaper

Üçüncü bölümde ise hikaye, ikinci bölümde anlatılandan bambaşka bir tarafa gidiyor. Ki benim fikrim, yönetmen bu bölümü hiç anlatmasaydı da, bizi ikinci bölümdeki masalsı anlatımıyla uğurlasaydı çok daha iyi olurdu.

Yazı biraz dağınık oldu ama film hakkındaki düşüncelerimin dağınıklığından kaynaklanıyor sanırım. Görselliğine hayran kaldım evet ama onun dışında ben olsam bu hikayeyi böyle mi anlatırdım… sanmıyorum.

İyi seyirler,

spoiler.

Kaplan’ın aslında Li olduğu gerçeği filmin ikinci bölümünde gözümüze yeterince sokulmuşken ve seyirciler olarak o müthiş görsellikten büyülenmiş haldeyken, birden aptal durumuna düşürülüp gerçek hayata dönüp, “aslında gerçek hikaye buydu” diye açıklamak, üstelik bu açıklamayı bu kadar görsel çalışmanın üzerine sadece Pi’ye anlattırdığı bir sahneyle yapmak… Beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. O nedenle filmden tatsız ayrıldım.

Keşke hikayeyi dinleyen yazarın gerçeğe inanmaktan kaçıp masala inanması, Pi’nin yaşadığı onca acı ve yaptıklarının aileye olan inancına etkisi, Tanrı inancı ile denizde yaşadığı fırtınaların bağlantısı ve sonunda özgürlüğüne kavuşma sahnesi aklımızda kalsaydı da , o son olmasaydı diye düşünüyorum.

Oscar Yarışında Bir Animasyon : Zürafa / Zarafa

Oscar Yarışında Bir Animasyon : Zürafa / Zarafa

  • zarafaYönetmen: Remi Bezançon, Jean-Christophe Lie
  • Tür: Animasyon
  • Yapım: Fransa, 2012
  • Süre: 78 dk

Yaşlı bir adam onu çevreleyen çocuklara geçmişten gelen, ilginç bir hikaye anlatır: 10 yaşında bir çocuk olan Maki’nin en yakın arkadaşı, annesini kaybetmiş bir zürafadır. Çöl prensi Hasan, Paşa tarafından zürafayı Fransa’ya götürmekle görevlendirilmiştir. Fakat bu görevin yerine getirilmemesi için her şeyi yapmaya kararlı olan Maki, canı pahasına onları takip edip Zürafa’yı doğduğu topraklara geri götürmek için uğraşır. Onları Sudan’dan Paris’e götürecek olan bu uzun yolculuk İskenderiye, Marsilya ve Alp’lerden geçerek onları bambaşka maceralara sürükler.

“Aramızda Bebek Var” ve “Havada Aşk Var” adlı romantik komedi filmlerinin yönetmeni Remi Bezançon ve animasyon konusunda deneyimli Jean-Christophe Lie’nin yönetmenliğini üstlendiği Fransız yapımı Zarafa, oldukça uzun bir yolculuk hikayesi.

Festivallerde kendine önemli seyirci kitlesi edinen animasyon film, etkileyici bir tarihi hikayeyi anlatıyor. Duygusal yönü oldukça kuvvetli olan Zarafa, yer yer uzayan, yer yer de  çok hızlı geçilen sahneleriyle yorucu olsa da mükemmel animasyon-Paris görüntüleriyle göz doldurucuydu.

Oscar yarışında animasyon kategorisinde kendine yer bulan bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Etkileyici Bir Film: Düşler Diyarı / Beasts of the Southern Wild

Etkileyici Bir Film: Düşler Diyarı / Beasts of the Southern Wild

  • düşler diyarıYönetmen: Bent Zeitlin
  • Tür: Dram, Fantastik
  • Yapım: ABD
  • Süre: 93 dk
  • Oyuncular: Quvenzhane Wallis, Dwight Henry, Levy Easterly

Cimcime (Hushpuppy), New Orleans’ın kıyılarında Bathtup (Leğen) isimli fakir ama mutlu toplulukta babasıyla birlikte yaşayan altı yaşında sevimli bir çocuktur. Hafif çatlak babası Wink bir gün gizemli bir hastalığa yakalanır. Eşi benzeri görülmeyen ve ne olduğuna dair tanı koyulamayan bu hastalık dünyanın işleyiş düzenini derinden sarsar ve bir nevi kıyameti tetikler. Tarih öncesinde yaşamış olan ‘Auroch’ isimli antik ordu mezarlarından çıkar ve dünyanın sonunu getirmek için savaşmaya başlar. Şimdi küçük Cimcime yaşadığı topluluğu terk edecek ve dünyanın diğer ucundaki annesini aramaya başlayacaktır. Hem babasını, hem sular altındaki evini hem de evreni kurtarması gerekecektir.

Kaç tane ödül aldığını sayamadığım filmi, iki defa seyrettim. Hala tekrar tekrar izleyebilirim…

“Juicy and Delicious” adlı tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan film, Cannes’da en iyi ilk film,  Sundance’de ise büyük jüri ödülü olmak üzere bu senenin önemli festivallerinden ödüllerle döndüğünde dikkatleri üzerine çekmişti. Ben de henüz filmi izlemeden başroldeki çocuk oyuncu Quvenzhane Wallis’in namını duymuştum.

Daha önce kısa filmleri olan yönetmen Bent Zeitlin’in ilk uzun metraj filminde bu kadar iyi bir iş çıkarması gerçekten takdire şayan.  Filmin çekiliş aşamasında değiştirilen ilginç senaryosu çok özgün.  Bir çocuğun gözünden masalsı bir şekilde ele alınan babasının hastalık sürecinde, olaylar fantastik olsa da duygu o kadar gerçekti ki, sanıyorum bu filmde herkesi büyüleyen de bu olmuştur. Tamamı oyunculukla alakası olmayan kimselerden oluşan “oyuncu” kadrosu bu gerçek duyguları hissetmemizi sağlayan bir numaralı etken diye düşünüyorum. Hele henüz ufacık olan Hushpuppy rolündeki Wallis… İnanılmaz bir iş çıkarmış…

Filmin görüntü yönetimi de çok etkileyici. Çoğu sahnesi ormanda geçen filmde, doğanın nimetlerinden bol bol yararlanılmış. Buna ilave olarak kullanılan efektler ise çok dozunda ve yerindeydi.  Bütün bu masalsı ve şiirsel senaryo ve görüntüler çok iyi müziklerle desteklenmişti. (Hatta senenin en iyi müziklerinden olabilir…)

Küçük bir kızın dünyasından yola çıkaran evreni, aileyi, kıyameti, ölümü, Filmi kaçırmamanızı ve Hushpuppy’den Bathtup’u bu adresten dinlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Not: Yönetmenin kısa filmlerinden birini bu adresten izleyebilirsiniz.

 

Joaquin Phoenix’ten Oyunculuk Dersi : The Master

Joaquin Phoenix’ten Oyunculuk Dersi : The Master

  • Yönetmen: Paul Thomas Anderson
  • Oyuncular: Joaquin Phoenix, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams
  • Tür : Dram
  • Yapım. ABD, 2012
  • Süre: 144 dk

Eski donanma subayı Freddie Sutton, tüm dünyayı alt üst eden II. Dünya Savaşı’nda cephede görev aldıktan sonra ülkesine döner. Fakat bundan sonra ne yapacağı, hayatını nasıl şekillendireceği konusunda kararsızdır. Tam bir boşluğa düşmek üzereyken The Cause tarikatının karizmatik lideri Lancaster Dodd ile tesadüfen tanışır ve ona tutunur. Sutton kısa bir sürede vaazlarıyla meşhur olan Dodd’un sağ kolu olur; başta neyin içine sürüklendiğini tam olarak bilmese de ilerleyen dönemlerde Master’ın önüne dahi geçecektir…
1950’li yıllara odaklanan yapım The Cause tarikatının din temelli faaliyetlerinin Amerika çapında yayılmaya ve gitgide popüler olmaya başlamasını merkezine alıyor. Senaryosu ve yönetmenliği, Kan Dökülecek filmi ile Oscar adaylığı da olan Paul Thomas Anderson’a ait olan filmin başrollerini Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix paylaşıyor…

Yine yazmakta geç kaldığım bir film The Master…İzleyeli çok oldu.  Artık yazamasam da olur derken film ödülleri bir bir silip süpürmeye başladı.  E artık yazmasam olmaz…

Filmde eleştirilebilecek bir sürü şey var aslında ama su götürmez  başarısıyla tek gerçek oyunculuklar. Phoenix ve Hoffman karşılıklı öyle bir döktürüyorlar ki, oynamaktan çok yaşıyorlar rollerini.  Hatta Phoenix’in bu filmdeki performası okullarda ders olarak bile okutulabilir, o derece.  Oscar’a aday olacağını, hatta ödüle en yakın isimlerden biri olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Dışarıdan bakıldığında basit bir hikaye gibi görünen fakat derininde  savaş sonrası psikolojisinden başlayıp inanç ve egoya kadar insan psikolojisinin ögelerini irdeleyen The Master, Anderson’un kendine has/özgün anlatımıyla insanı içine çeken bir yapım olmuş. Özellikle uzun sekanslı sahnelerinde, neredeyse o odanın, yatın, evin içinde gibi hissettiriyor izleyenleri.

Müzik kullanımını biraz abartılı, akışını biraz yavaş, kurgusunu da biraz dengesiz bulmuş olsam da 2012’nin en derin filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim.  Ayrıca filmin sonunun çok manidar ve düşündürücü olduğunu da belirteyim.

İyi seyirler,

Ben Affleck’ten Oscar’a Göz Kırpan Film: Operasyon: Argo

Ben Affleck’ten Oscar’a Göz Kırpan Film: Operasyon: Argo

  • Yönetmen: Ben Affleck
  • Oyuncular: Ben Affleck, Bryan Cranston, John Goodman, Alan Arkin, Kyle Chandler, Chris Messina, Clea DuVall
  • Tür: Gerilim, Dram
  • Yapım: ABD ,2012
  • Süre: 120dk

1979 yılında 4 Kasım tarihinde Şah’ın devrildiği İran devriminin en yoğun günlerinde, militanlar başkent Tahran?daki Amerikan Büyük Elçilik binasına girip 52 Amerikalı?yı rehin alırlar. O hengamede kaçmayı başaran 6 Amerikan vatandaşı Kanada Elçiliği?ne sığınır ve hayatları halen tehlikededir. Her an yakalanma ve öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. CIA uzmanı Tony Mendez bu Amerikan vatandaşlarını kurtarmak amacıyla bir film senaryosuna yakışır oldukça riskli bir plan hazırlar…

Affleck’in ilk yönetmenlik denemesi olan Gone Baby Gone’ı izlemedim fakat Hırsızlar Şehri’ni izlemiş, pek beğenmemiştim. Bir de Affleck denince sevgilileri ve ününü taşıyamayan vasat bir Hollywood oyuncusu aklıma geliyordu. Fakat Operasyon Argo içerdiği tüm Hollywood klişeleri ve Amerika/Kanada propagandasına karşılık, iyi gerilim sahneleri ile bu ön yargımı yıktı. Son 10-15 dakika ‘artık ne olacaksa olsun’ diye çığlık atasım geldi. O kadar gerildim.

Affleck’i özellikle silahlar,kan,çatışma olmadan bir kaçış hikayesini bu kadar güzel ve yalın anlatabildiği için tebrik etmek lazım sanırım. Bir de makyaj konusunda haklarını vermek gerekir. Filmin sonunda gösterilen gerçek kişiler ile oyuncular neredeyse ikiz gibilerdi.

Ama neden başrolü kendisinin oynadığını anlayamadım. Ondan çok daha iyi oynayabilecek bir dolu aktör bulabilirdi. (Ayrıca dişleri o kadar fazla ve suni bir beyazlıktaydı ki, dikkatimi çok dağıttı!) Kendisi dışındaki tüm oyuncu seçimleri ise çok yerindeydi. Özellikle John Goodman ve Alan Arkin filmi çok yükselttiler.

Filmin İran sahneleri için kullanılan İstanbul sokaklarında eğer benim gibi hata aramaya meyilli gözlerle bakarsanız, kapatılmamış tabelalardan gs eşofmanlarına kadar birçok şey görebilirsiniz. (Uslu bir çocuk olursanız, şirinleri bile görebilirsiniz!) Ama bu sahnelerde filme konsantre olmanızı ve İran olduğunu varsaymanızı tavsiye ederim.

Film başlangıç sahnelerinde Amerikan politikacılarına ve CIA’e yaptığı eleştirilerle, galiba bu sefer klişeler olmayacak diye düşündürüyor fakat olayların gelişmesiyle yine Amerika propagandası ve Hollywood klişeleri ile karşı karşıya kalıyoruz. (Örnekse Affleck gereksiz yere üstünü çıkarıp kaslarını sergiledi, neyse bu kadar olayın içinde kimse öpüşüp sevişmedi ya buna şükür…)

Netice itibariyle gerilim dolu sahneleriyle kendini izlettiren bir film çıkmış ortaya. Gerçekliğini sorgulamadan ve abartılarını görmezden gelerek izleyebilirseniz ne ala.

İyi seyirler,

Filme gidenlere not:

Filmin sonundaki hava alanı ve pasaport sahnesi gerçek değilmiş efendim. Gerçekte pasaportları gösterip şıp diye geçivermişler diye duydum…