12 Senede Çekilen Film: Boyhood / Çocukluk

12 Senede Çekilen Film: Boyhood / Çocukluk

  • Yönetmen: Richard Linklaterboyhood
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Ellar Coltrane, Patricia Arquette, Ethan Hawke
  • Süre: 165 dk

?En son Before Midnight filmiyle izleyici karşısına çıkan Richard Linklater’ın senaryosunu yazıp yönettiği film, çıkış noktası olarak yakın zamanda boşanmış bir çiftin, Mason ve Olivia’nın hikayesine odaklanıyor. Sahip oldukları tek çocukları ise artık anne ve babasının bir arada yaşamadığı gerçeğine alışmak ve bu yabancı düzen içerisinde yaşamayı öğrenmek zorunda. Çocuğun 6 yaşında başlayan bu yeni tecrübesini 12 yıl boyunca sürecek olan bir büyüme evresine yayan yönetmen, bu süreç boyunca yaşananları beyaz perdeye aktarıyor.”

Richard Linklater benim için her şeyden önce Before Sunset, Before Sunrise ve Before Midnight demek… Aynı hikayeyi zamana yayarak çekmeyi seven deneyimli yönetmen, bu defa daha önce denenmemiş bir çalışma ile karşımızda.

12 yıl boyunca aynı oyuncular ve aynı ekiple çekilen hikaye, bir çocuğun 12 yıllık hayatını ve büyürken yaşadıklarını seyirci ile belgesel tadında paylaşıyor. Her geçen sahnede gözümüzün önünde büyüyen Ellar Coltrane, kariyerine çok derin bir giriş yaparken, pek sevdiğim oyuncular Patricia Arquette ve tabi ki Ethan Hawke’ın yaş almalarını seyretmek enteresan bir deneyim oluyor.

Fikir itibariyle oldukça parlak görünen film, iş kurguya gelince sınıfta kalıyor. Birbirinden kopuk geçişler ve uzun süresi filme konsantre olmayı zorlaştırıyor. Keşke bunca sene çaba harcarken, zamanlar arasındaki geçişler için de daha zekice bir formül bulunsaydı. Nedenini anlamadığım bir şekilde kurgu ve senaryo dalları dahil 6 dalda Oscar adayı olan film malesef 12 yıllık emek ve iyi bir fikir sahibi olmaktan öteye gidemiyor.

Yine de bu deneyimi yaşamak için izlemenizi tavsiye edeceğim film için, beklentilerinizi düşürmenizi de hatırlatmalıyım.

İyi seyirler,

Kısa Kısa #23 – Müzikaller: Jersey Boys, Into The Woods ve Walking on Sunshine

Kısa Kısa #23 – Müzikaller: Jersey Boys, Into The Woods ve Walking on Sunshine

Müzikal filmleri genel olarak sevmiyorum. O hep aradığım gerçeklik duygusu yok oluyor, konsantre olamıyorum. Yine de sonuna kadar izlemeyi başardığım, senenin öne çıkan üç müzikali:

Jersey Boysjerseyboys

  • Yönetmen: Clint Eastwood
  • Tür: Müzik, Biyografik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular:Christopher Walken, John Lloyd Young, Vincent Piazza
  • Süre: 134 dk

“Jersey Boys, müzikal bir biyografi, zor zamanlar ve kişisel çarpışmalar, bir jenerasyonun sembolü haline gelen müziklerle anlatılan bir grup arkadaşın hikayesi olan film bu arkadaş gurubunun kalbine ulaşıyor ve oradaki derin ilişkileri anlatıyor. New Jersey’nin sokaklarında öğrenilenlere de odaklanan filmde bir çok zorluk da gözler önüne seriliyor : kumar borcu, mafya tehditleri , aile dramları …”

Filmin sonu gelsin diye dua ettim. Clint Eastwood’a ve başroldeki Atilla Taşın ikizi John Lloyd Young’a saygım sonsuz bir güzelim hikaye bu kadar mı sıkıcı anlatılır….Çok sıkıldım. Çok.

Into The Woods / Sihirli Ormanintothewoods

  • Yönetmen: Rob Marshall
  • Tür: Müzik, Fantastik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Meryl Streep, James Corden, Emily Blunt
  • Süre: 134 dk

Kırmızı Başlıklı Kız, Sindrella, Rapunzel gibi klasikleşmiş pek çok çocuk masalının farklı kahramanları aynı filmde buluşsa ve bir cadı onları eğitse! Klasik Grimm karakterlerini farklı bir tarzda ve üstelik müzikal türünde beyazperdeye taşıyan film, bir cadı tarafından lanetlenen bir fırıncı ve eşinin hikayesini klasik masallarla bağlıyor.”

Bu filmin sonu gelsin diye de çok dua ettim. Filmi Oscar adayları açıklandıktan sonra izlediğim için sürekli Merly teyzeden bu adaylığa yaraşır bir hamle bekleyip durdum ama yine durduk yere aday olduğunu öğrenmiş bulundum.

Tiyatro sahnesinde çok iyi bir müzikal olabilir ama sinema için çok sıkıcı buldum. Çok!

Walking On Sunshine / İtalya Tatiliwalkingonsunshine

  • Yönetmen: Max Giwa, Dania Pasquini
  • Tür: Müzik, Romantik
  • Yapım: 2014, İngiltere
  • Oyuncular: Annabel Scholey, Hannah Arterton, Giulio Berruti
  • Süre: 97 dk

“1980’li yılların en popüler müziklerini kendisine fon olarak seçen film, günümüz İtalyasında şirin bir sahil kasabasında geçiyor. Maddie yakışıklı sevgilisi Raf ile evlilik hazırlıkları yapmaktadır. Düğüne kız kardeşi Taylor’ı çağıran Maddie’nin büyük bir sırdan ise haberi yoktur. Maddie, Raf ile ateşli bir yaz aşkı yaşamış ve onun hayatında duygusal olarak derin iz bırakmıştır. Puglia’da yapılacak düğüne geldiğinde öğrendiği bu gerçekle epey sarsılır. Üstelik Maddie, çalkantılarla dolu aşk hayatına Raf ile evlenerek nihayet noktayı koyacağına inanıyordur…”

Bu filmi sırf yaza olan özlemimden izlemiş olabilirim. Sıfır beklenti ile açtım, beklentimi karşıladı.

Kısa Kısa #22 – Dram: Still Alice, The Fault In Our Stars, The Immigrant ve The Disappearance of Eleanor Rigby :Them

Kısa Kısa #22 – Dram: Still Alice, The Fault In Our Stars, The Immigrant ve The Disappearance of Eleanor Rigby :Them

Gerilimdir, senenin öne çıkanlarıdır derken bir kadın olarak kare asım ağlatmalı romantikleri unutmamam lazım. İşte sırada bu senenin romantik dramları.

Still Alice / Unutma Benistillalice

  • Yönetmen: Richard Glatzer, Wash Westmoreland
  • Tür: Dram
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Julianne Moore, Alec Baldwin, Kristen Stewart
  • Süre: 101 dk

?Alice Howland, Columbia Üniversitesi’nde ünlü bir dilbilim profesörüdür. Bir gün doktor muayenesinde kendisine Alzheimer’ın başlangıç evresinde olduğu teşhisi konur. Alice’in hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır. Geçirdiği hastalık, eşi ve üç çocuğuyla birlikte sürdüğü hayata yeni bir gözle bakmasını sağlayacaktır. İnsan ilişkilerini sorgularken öte yandan da en genç kızıyla olan ilişkisiyle de onu yeniden kazanmak için mücadele verir. Alice, uzmanlaştığı bölüm gereği hayatı boyunca yeni şeyler öğrenmektedir ve bu yüzden hastalığını başta kabullenmek istemez. Manhattan sokaklarında kayboluşuyla durumu kavramaya başlayan Alice, zamanla Alzheimer’la mücadele etmenin yollarını arayacaktır.”

Hani cenazelerde derler ya, herkes kendi başına gelme ihtimalini düşünüp kendine ağlar diye. Bu film de benim empatimin tavan yapmasına neden oldu gerçekten.

Gerçek bir hikayeden yola çıkan film Julianne Moore’un müthiş oyunculuğuyla seyirciye inanılmaz geçen bir yapım olmuş. Normalde oyunculuğunu pek donuk bulduğum Kristen Stewart’ın bile enteresan bir biçimde sırıtmadığı oyunculuklar dışında, hikayenin akışı da kurgu da dinginlikleriyle bu denli etkili olmalarından dolayı gayet başarılıydı.

İzlemenizi tavsiye ederim,

The Fault In Our Stars / Aynı Yıldızın Altındathefaultinourstars

  • Yönetmen: Josh Boone
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Shailene Woodley, Ansel Elgort, Nat Wolff
  • Süre: 125 dk

?16 yaşındaki Hazel üç yıldır tiroid kanseriyle boğuşmaktadır ve kanser akciğerlerine de sıçradığı için yanında bir oksijen tüpüyle gezmektedir. Kanserli hastalar için oluşturulan destek grubunun bir terapi seansı esnasında Augustus isimli bir gençle tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine aşık olurlar. Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel’ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla birlikte yola çıkar. Planlarına göre Amsterdam’a gidecek ve Hazel’ın en sevdiği yazar olan Peter Van Houten’i bulmaya çalışacaklardır…”

Kesin bayık bir ergen filmidir, kitabı bestseller bari filmini izleyeyim gibi düşüncelerle izledim fakat ağlamaktan içim dışıma çıktı. Zaten çok zor ağlayan biri olduğum söylenemez ama hikaye gerçekten dokunaklıydı. Üzerine son dönemin en parlak oyuncularından Shailene Woodley’in pek başarılı oyunculuğu eklenince, süresine rağmen amacına hizmet eden bir dram ortaya çıkmış.

İyi seyirler,

The Immigranttheimmigrant

  • Yönetmen: James Gray
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Marion Cotillard, Joaquin Phoenix, Jeremy Renner
  • Süre: 113 dk

?1920’lerdeyiz Ewa Cybulski ve kardeşi Magda doğdukları ülke olan Polonya’yı terk ederek New York’un yolunu tutarlar. Ellis Ada’sına geldiklerinde Magda verem hastalığına yakalanır ve karantinaya alınır. Ewa yalnız ve kaybolmuş bir şekilde Bruno’nun ağına düşer , Bruno kadın ticareti yapmaktadır, ve başarılı olmayı da kafasına koymuştur. Kız kardeşini kurtarmak için Ewa bütün fedakarlıklara hazırdır ve fahişelik yapmaya başlar. Bruno’nun kuzeni Orlando’nun gelişiyle birlikte , Ewa kendine güvenini geri kazanır fakat Bruno’nun kıskançlığı onları ölümcül bir deliliğe sürükler…”

Bazı filmlere konsantre olamıyorum. Başrolünde en beğendiğim Phoenix ve Cotillard olsa bile…

Zaten dönem filmlerinde sıkılıyorum, bir de üstüne karanlık atmosfer, sürekli “eeee yani?” diye sorup durduğum sahneler, uzayıp duran bir hikaye… Ben sıkıldım, sizi bilmem…

The Disappearance Of Eleanor Rigby: Them / Aşkın Hallerithedissappearanceof

  • Yönetmen: Ned Benson
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Jessica Chastain, James McAvoy, William Hurt
  • Süre: 123 dk

?Conor ve Eleanor aşkla evlenmiş ve beraberliklerini mutlu bir biçimde sürdüren bir çifttir. Ta ki bir gün yine birbirlerine ne kadar yabancılaştıklarını fark edene kadar? Daha önce karşımıza The Disappearance Of Eleanor Rigby: Him ve Her başlıklarında iki ayrı bakış açısına sahip iki farklı film olarak çıkan yapıt, bu sefer çiftin hayatı yeniden keşfedişini subjektif bir bakış açısıyla yeniden beyazperdeye taşıyor.”

Yönetmenin 2013 yılında Him ve Her olarak çektiği iki filmin birleştirilmiş hali olan Them, bu versiyonundaki kurguyla yoruyor olsa da ortalamanın üstü bir senaryoya sahip. İzlenmesi çok gerekli filmlerden değil ama iyi bir ayrılık filmi izleyenlere tavsiye edebilirim…

Kısa Kısa #21 ? Gerilelim! Gone Girl, The Double, Nightcrawler ve The Treatment

Kısa Kısa #21 ? Gerilelim! Gone Girl, The Double, Nightcrawler ve The Treatment

Karşınızda senenin iyileri arasından seçtiğim 4 gerilim filmi:

Gone Girl / gonegirl Kayıp Kız

  • Yönetmen: David Fincher
  • Tür: Gerilim
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Ben Affleck, Rosamund Pike, Neil Patrick Harris
  • Süre: 149 dk

?Amerika’nın Missouri eyaletlerinden birinde sıcak bir yaz sabahı, Nick ve Amy evliliklerinin beşinci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanmaktadırlar. Fakat o gün Amy aniden ortadan kaybolur. Geri dönmeyince, polisin gözünde kocası Nick tüm şüpheleri üzerine çeker. Nick’in ise kafası karışmıştır zira Amy’ye ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktur ama bir anda kendisini Amy’nin ailesinin haızlradığı bir yardım operasyonu içerisind epiyon olarak bulur! Nick masum olduğu konusunda ısrar etse de üstündeki şüpheleri tamamen yok edemez. Amy’nin hayatta olup olmadığı ise büyük bir muammadır…”

Açıkçası başrolde Ben Affleck olunca minimum beklentiyle izlemeye başladım fakat bence Gone Girl senenin iyilerinden biri olmuş. Yorumların çoğu Fincher gibi bir yönetmen için ortalama ve hatta vasat bir film olduğundan bahsetse de, bence hem komedi hem de gerilim dozuyla gayet ortalamanın üstünde, keyifli bir seyirlik olmuş.

İzlemenizi tavsiye ederim.

The Double / Ötekithedouble

  • Yönetmen: Richard Ayoade
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2013, İngiltere
  • Oyuncular: Jesse Eisenberg, Mia Wasikowska , Wallace Shawn
  • Süre: 93 dk

?Simon’ın işyeri ve evi arasındaki mesafeden ibaret olan hayatı, hayallerini kurduğu kadına ulaşamayarak, annesine tahammül etmeye çalışarak ve en önemlisi çevresi tarafından görmezden gelinerek geçip gitmektedir. Çekingenliği ve içine kapanıklığı kendini daha fazla güçsüz hissetmesinden başka bir sonuca hizmet etmez, yalnızlığı günden güne derinleşir. Bir gün işyerine James adında, tıpatıp kendisine benzeyen bir çalışanın gelmesiyle bu rutinleri yok olmaya başlar. James dış görünüş olarak kusursuz bir şekilde Simon’a benzer, karakter anlamındaysa tam tersidir. James’in karizması, neşeli kişiliği ve centilmen halleri birkaç gün içerisinde çevresindeki herkes tarafından sevilmesini sağlasa da esasında Simon’ın hayatını ele geçirmeye başlamıştır…
Dostoyevski’nin yazdığı dönemde sert eleştirilere maruz kalan eseri Öteki’nin beyazperde uyarlaması olan film, bir adamın yaşarken kendi “öteki”siyle tanıştıktan sonra hayatında erimeye başlayan akli sınırları ve deliliğin kontrolü ele alışını anlatıyor.”

Aylar evvel festivalde izlediğim film, ciddi Wes Anderson izleri taşıyan bir distopya. Retro fütüristik mekanları ile bilinmez bir dünyada Simon ve James ile bizi tanıştıran ve sonra bildiğimiz dünyanın iş hayatına ve sosyal hayatına dair eleştirileri üzerine yoğunlaşan film, Dostoyevski’nin aynı adlı zamansız eserinden uyarlama.

Son dönemin parlayan genç aktörlerinden Jesse Eisenberg’in yine mükemmel iş çıkardığı filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Nightcrawler / Gece Vurgunu nightcrawler

  • Yönetmen: Dan Gilroy
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2014, ABD
  • Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rene Russo, Riz Ahmed
  • Süre: 117 dk

?Lou Bloom kariyer peşinde, genç ve hırslı bir adamdır. Hayatta “amaca giden her yol mübahtır” düsturunu benimseyen bu hırslı adam, geceleri şehirde yaşanan suç olaylarını tüm açıklığı ile kamerasına kaydetmeye başlar. Şehrin önde gelen televizyon kanallarından birinde gece muhabiri olarak işe girmesi de uzun sürmez. Fakat ne var ki, kariyerinde benimsediği yolun da bir faturası elbet olacaktır… “

Bu sene tüm yapımlar benim önyargılarımı yıkmak için yapılmış sanki. Sıfır beklenti, hatta Jake Gyllenhaal’ın yine bayık bayık bakacağı sıkıcı film negatif beklentisiyle izlediğim film, senenin en iyi işlerinden biriymiş meğerse. Konusu, medya eleştirisi, düşmeyen temposu ve Gyllenhaal’ın yarattığı muazzam karakter ile senenin mutlaka izlenmesi gerekenlerinden.

İyi seyirler,

De Behandeling / The Treatment thetreatment

  • Yönetmen: Hans Herbots
  • Tür: Dram, Gerilim
  • Yapım: 2014, Belçika
  • Oyuncular: Geert Van Rampelberg, Ina Geerts, Johan van Assche
  • Süre: 125 dk

?Dedektif Nick Cafmeyer mükemmel kariyere sahip, başarılı bir müfettiştir. Ancak dokuz yaşındayken kardeşi Bjorn belirsiz bir şekilde ortadan kaybolunca, karanlık bir bulut çökmüştür yaşamına. Plettinckx ise herkes tarafından tanınan şeytani zevkleri olan bir seksomanyaktır. Dedektif Nick, Plettinckx’i sorgulamaya alır ama delil yetersizliğinden bırakmak zorunda kalır. Nick, kardeşinin bu seksomanyak adamla bir bağlantısı olduğunu düşünür ve amansız bir takip başlar..”

Belçikalı sinemacıların karanlık filmler çekmek konusunda tıpkı İslandinav ülkeleri gibi bir yeteneği var sanıyorum. Film bitsin de bu işkenceden kurtulayım diye dua ettim. Gerilmekten mideme ağrılar filan girdi. Kaldırabilecekseniz izleyin derim…

Kısa Kısa #17- 2014 Dünya Sinemasından Romantik Dramlar: Highway, Hoje Eu Quero Voltar Sozinho ve Dabba

Kısa Kısa #17- 2014 Dünya Sinemasından Romantik Dramlar: Highway, Hoje Eu Quero Voltar Sozinho ve Dabba

Yeni yılın ilk yazısındaki komedilerden sonra bu yazıda dram ve gerilim filmlerinden seçkiler yaptım. Soğuk günlerde battaniye altından izlemelik… İyi seyirler,

Highwayhighway

  • Yönetmen: Imtiaz Ali
  • Tür: Dram, Romantik, Macera
  • Yapım: 2014, Hindistan
  • Oyuncular: Alia Bhatt, Randeep Hooda, Durgesh Kumar
  • Süre: 133 dk

“Düğününden hemen önce, genç bir kadın fidye için kaçırılır. Zaman geçtikçe, onu kaçıranla arasında garip bir bağ oluşur.”

İzleyecek bir şey bulamadığım bir gün tesadüfi olarak açtığım film, oldukça hoşuma giden bir yol hikayesiyle tanıştırdı beni. Klasik Hint filmlerine pek benzemeyen, daha ziyade bağımsız sinemaya göz kırpan filmde, Hindistan’ın ilgi çekici coğrafyası arka planda müthiş manzaralar sunarken, hikaye ülkedeki ekonomik sınıf farklılıklarına parmak basıyor.

Son dönemde izlediğim en umut verici oyunculuklardan birine imza atan 1993 doğumlu genç oyuncu Alia Bhatt ve yönetmen Imtiaz Ali’yi bundan sonra da takip etmeye çalışacağım. Özellikle yeni dönem Hint filmlerinin meraklılarına, izlemelerini tavsiye ederim.

Hoje Eu Quero Voltar Sozinho / The Way He Looks/  Bugün Eve Yalnız Dönmek İstemiyorumbugüneveyalnızdönmekistemiyorum

  • Yönetmen: Daniel Ribeiro
  • Tür: Dram, Romantik
  • Yapım: 2014, Brezilya
  • Oyuncular: Ghilherme Lobo, Fabio Audi, Tess Amorim
  • Süre: 94 dk

“Leonardo, baskıcı annesinin gözetimi altında yaşamaktan bunalan ve her an özgürlük arayışında olan görme engelli bir gençtir. En iyi arkadaşı Giovana’nın öğrenci değişim programı dahilinde şehirden uzaklaşması sonrasında iyice yalnızlaşan Leonardo, bu hayal kırıklığını kasabaya ve sınıflarına yeni gelen Gabriel ile tanışmasının ardından tamir eder. Gabriel, Leonardo’nun o güne dek yaşadığı hayatı tamamen değiştirecektir.”

Genç sinemacı Daniel Ribeiro’nun uzun metrajda ilk yönetmenlik ve senaristlik deneyimi olan film, normalde 3 film çıkacak kadar konuyu bir arada topluyor. Engelli, eşcinsel ve ergenlik dönemindeki bir gencin hikayesini oldukça naif ve sakin bir biçimde, arkadaşlıklar üzerinden anlatan yönetmen ilk filminde oldukça başarılı bir iş çıkarırken, genç oyuncuların ve özellikle Ghilherme Lobo’nun performansı alkışı hakediyor.

Senenin izlemenizi tavsiye edeceğim yapımlarından.

Dabba / The Lunchbox / Sefertasıthelunchbox

  • Yönetmen: Ritesh Batra
  • Tür: Romantik
  • Yapım: 2014, Hindistan, Fransa, Almanya
  • Oyuncular: Irrfan Khan, Nimrat Kaur, Nawazuddin Siddiqui
  • Süre: 102 dk

“Bombay’da meşhur bir gelenek: 5000 dabba (sefer tası) dağıtıcısının oluşturduğu bir topluluk var. Bu babadan oğula geçen bir meslek. Her sabah bu dağıtıcılar kadınların evde yaptıkları sıcak yemekleri eşlerinin iş yerlerine taşıyorlar ve boş kutuları da akşama doğru eve geri getiriyorlar. 120 yıldır işyerlerinde ev yemeği lüksleri var. Harvard üniversitesi bu konuda bir araştırma yapmış, 8 milyon sefertasının yalnızca 1 tanesi yanlış adrese gidiyormuş. İşte bu film, o 1 tanenin hikayesi!
Yanlış ulaştırılan bir sefer tası Ila Singh’ten, Saajan Thomas’a ulaşınca bu yanlışlık iki insanı biraraya getirir ve aralarında hayali bir ilişki başlar. Kadın, gizemli karşı tarafa yemekler pişirerek onunla iletişim kurmaktadır. Sefertasının içine koydukları notlarla yazışmaktadırlar. Bu notlarda hayalgüçlerini o kadar zorlarlar ki adeta gerçek hayattan koparlar. Bu film, hayal ettiğimiz hayat ve gerçek hayatı karşılaştırırken hayalleri gerçeğe dönüştürme cesaretinden de bahseder.”

Filmekimi’nde izleme şansı bulduğumuz film, Amerika’da yılın en çok izlenen yabancı filmi oldu. Daha önce Life of Pi ve Slumdog Millionaire’de de izlediğimiz Bollywood’un ünlü oyuncusu Irrfan Khan’ın başrolünü paylaştığı Sefertası, oldukça sakin ama derin bir film. Yönetmenin ilk uzun metraj işinde hikayeyi, iki karakterin de derinlerine inerek ve iş hayatı, umutsuzluk, yalnızlık, sosyal farklar gibi konuları da yanına ustaca ekleyerek işlemesi ve üzerine bu denli gerçekçiliği büyük bir sadelikle yakalaması övgüleri hakediyor.

Anaakıma yakın Hint sinemasının başarılı örneklerinden biri.

İzlemenizi tavsiye ederim.

FilmEkimi’nde Neler İzleyeceğim?

FilmEkimi’nde Neler İzleyeceğim?

Geldik bir etkinlikten öbürüne koşturacağımız aylara. Bu sene maddi durumum yerlerde, o yüzden baya bir ince eleyip sık dokuyacağım malesef. Özellikle de sinema konusunda. Perdede izlemenin ve hatta festival seyircisiyle izlemenin keyfi bambaşka tabi ki ama alternatif ulaşma yöntemlerini bulabildiğimiz alan sinema olunca, film festivali bilet sayımdan feragat edeceğim üzülerek.

Film Ekimi listeleri açıklandı malumunuz. Her festivalde olduğu gibi önce tek tek filmleri inceledim. Kendimce kırmızı , sarı ve yeşil filmler seçiyorum her festival, seçimlerimi yaptım. Kırmızılar; mutlaka festivalde görmek istediklerim. Eğer sayıları 2-3 ten fazlaysa sabah gidip kuyruğa girilecek demektir. Değilse Biletix’e içimden “sevgi dolu” sözler söyleyerek komisyonumu verip internetten alıveririm. Sarılar; izlemeyi istediğim ama kırmızılar kadar tutkulu yaklaşmadığım filmler. Yeşiller ise yakında vizyona gelecekse festival listemden eleyebileceğim, iki kırmızı filmimin arasındaki bir seansta boşluk varsa doldurmak için izleyebileceğim filmler anlamına geliyor. Ve ne hikmetse her festivalde bu pek umutsuz yaklaştığım yeşil filmler arasından mükemmel bir keşif bulmuş, hayran kaldığım bir yapım izlemiş oluyorum.

Nasıl seçtiğimi anlattıktan sonra sıra geldi seçtiğim filmlere ve kısa notlarıma:

boyhoodKırmızı Liste:

  • İngiliz ressam Turner’ın hayatının son 25 yılı ele alan film Mr.Turner / Bay Turner uzun süredir konuşulan filmlerden. Özellikle başrol oyuncusu Timothy Spall’ın Cannes ödülü ve Oscar’a aday olacağı söylentileri merakımı iyice arttırdı. Ayrıca sanatçıların hayatlarını konu alan filmlere özel bir ilgim var.
  • Bu festivalin “izlemezsem çatlarım” kategorisindeki filmi Boyhood / Çocukluk. 12 yıl boyunca aynı oyuncuları izleyen ve onlarla birlikte gelişen film Berlin’den Richard Linklater’e En İyi Yönetmen ödülü ile döndü.
  • Festivaller yüzünden ilk bulduğum fırsatta Rio’ya gideceğim. Hiç görmediğim şehre resmen filmlerle aşık oldum ve bu aşkımı pekiştirecek yeni film I Love You serisinin üçüncüsü Rio, I Love You / Seni Seviyorum Rio.

jersey_boysSarı Liste:

  • Ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz Clint Eastwood filmi Jersey Boys efsane rock?n?roll grubu Frankie Valli and the Four Seasons?ın yükseliş öyküsünü sinemaya aktarıyor.
  • Sene başından beri merakla izlemeyi beklediğim, eleştirmenlerin övgüyle bahsettiği Leviathan, Cannes’dan da ödülü kapınca artık izlemek farz oldu.

the_searchYeşil Liste:

  • Hatırlayanlar vardır belki, herkesin pek beğendiği, yerlere göklere koyamadığı ve nihayetinde Oscarlara boğulan film Artist‘i pek beğenmemiştim. Artist’in yönetmeni Michel Hazanavicius’un yeni filmi The Search / Arayış uzun zamandır kulislerde konuşuluyor. Altın Palmiye için de yarışınca ve müthiş fragmanını da izleyince epey dikkatimi çekmişti.
  • Acayip bir kadın Björk’ün iki yıllık turnesini ve özellikle son konserini konu alan Björk – Biophilia Live belgeseli, bi ince aklımı cezbediyor. Film kötü bile olsa müziğe doyarız kategorisinden…
  • Şeriat geldikten sonra dağılan aileleri anlatan Timbuktu

İyi seyirler…