Müzik ve Dram: Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle

Müzik ve Dram: Inside Llewyn Davis / Sen Şarkılarını Söyle

  • insidellewyndavisYönetmen: Ethan Coen, Joel Coen
  • Tür: Dram,
  • Yapım: 2013, ABD
  • Oyuncular: Oscar Isaac, Carey Mulligan, Justin Timberlake,
  • Süre: 125 dk

“Yer 1960’lı yılların Amerikası, New York. Manhattan’ın hareketli müzik piyasasında tutunmaya çalışan genç Llewyn Davis, hayatını müzikle kazanmak ve sanatını icra edebilmek için her yolu denemektedir. Halkın önünde saygın bir yere sahip olmak isteyen Davis, bir yandan da şehrin acımasız koşulları altında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat başını sokabileceği bir evi olmadan eski kız arkadaşı Jean Berkey’in kanepesiyle, kız kardeşinin kendisinden yakınmaları arasında gidip gelir. Dönemin önemli menajerlerinden Bud Grossman’a müziği, plağının bir kopyasını dinletmek tek hedefidir… “

Coen Biraderler filmlerinin yolunu gözlediğim yönetmenlerdenler. Henüz fragramanlar yayınlanmadan, bilgiler gelmeye başladığı andan itibaren heyecanlanıyorum, acaba bu sefer nasıl bir dünyaya götürecekler diye düşünüyorum.

Her filmlerinde çıtalarını bir üst seviyeye taşıyan kardeşler, bu sene Cannes’da Altın Palmiye için yarışıp Büyük Jüri Ödülü ile dönen filmlerinde de yine çok iyi iş çıkarmış. Folk müzik sanatçısı Dave Van Ronk’un hayatından ilhamla anlatılan müzik ve dram dolu film, yine Coenlerin imzalarıyla dolu. Hikaye dramatik bir yapıya sahip olsa da kara komedi, melankoli, hüzün, umut, umuzsuzluk duygularının hepsini yaşatmayı başarıyor.

Bir müzisyenin hayatındaki kısa bir bölümü, yolculuk tadında anlatırken haliyle bolca müzik işin içine giriyor. Justin Timberlake’in bir Coen işinde olması başlarda tuhaf bir fikirmiş gibi gelse de, filmin içinde hiç sırıtmıyor ve hatta özellikle müzik performansı başarılı. Bu noktada Coenlerin risk alarak tüm müzik performanslarını canlı olarak oyunculara performe ettirdiği notunu da düşüp, bu kararın filmin gerçekçiliğine önemli katkı sağladığını ekleyeyim.

Oscar’da bu kadar az adaylık alması ve en iyi film kategorisinde olmaması (pek ala Captain Philips yerine yarışta olabilirdi!) çok tepki gören film, görüntü yönetmenliğindeki inceliklerle şapka çıkarttırıyor. Ayrıca senaryosu ve kurgusuyla da övgüyü hakeden filmi oyunculuk açısından büyük ölçüde sırtlayan Oscar Isaac ise duru ve derin performansıyla göz dolduruyor.

Çokça övgü dolu cümlelerimden sonra filmi izlemenizi tavsiye etmek kaldı geriye,

İyi seyirler,

Doğumda Çocuklar Karışırsa?: Benim Babam Benim Oğlum/Like Father, Like Son

Doğumda Çocuklar Karışırsa?: Benim Babam Benim Oğlum/Like Father, Like Son

  • benim babam benim oğlumYönetmen:  Hirokazu Kore-eda
  • Tür: Dram
  • Oyuncular:  Masaharu Fukuyama, Machiko Ono, Yoko Maki, Lily Franky
  • Yapım: Japonya, 2013
  • Süre: 120 dk
“İnsan nasıl baba olur, kan mı çeker yoksa zamanla mı? Kimse Bilmiyor, Bitmeyen Yürüyüşve Bir Dilek Tuttum filmleriyle ünlenen Hirokazu Kore-eda’nın, ilk gösteriminde dakikalarca ayakta alkışlanan bu son filmi, Cannes’da 1987’den bu yana Jüri Ödülü kazanan ilk Japon filmi oldu. Doğumdan altı yıl sonra bebeklerinin hastanede karıştığını öğrenen, birbirinden çok farklı iki aileyi izleyen filmin başrolünde Japonya’nın şöhretli şarkıcılarından Masaharu Fukuyama var. Filmin çıkış noktası, Japonya’da 1970’lerde hastane doğumlarının artmasıyla yaşanan benzer karışıklıkların olması.”
Bu seneki FilmEkimi maceram Hirokazu Kore-eda’nın 2013 Cannes’da Jüri Ödülü’nü alan filmi ile başladı. Konusuyla ve karakterleriyle seyirciyi hemen içine alan film, doğumdan 6 yıl sonra bebeklerinin karıştığını öğrenen, hem ekonomik hem sosyal olarak bambaşka olan iki ailenin çocukları görmek için görüşmelere başlamalarını ve değişimlerini anlatıyordu.

Japon aile kültürünü göz önüne seren yönetmen, annenin ailedeki yerinin gerilerde olmasını ve çocukların söz hakkının olmamasını satır arasına alıp, bir babanın biyolojik oğlu ile yetiştirdiği oğluna yaklaşımını ve bu yaklaşımın değişimini/gelişimini ana tema olarak işliyordu.

Süresi bir miktar uzun olan film oyunculuklarla göz dolduruyordu. Hele miniklerin performansı müthişti. Başrolde bulunan Japonya’nın ünlü şarkıcısı Masaharu Fukuyama’nın performansı ayrı bir alkışı hak ediyordu. Babanın o ruh halini gerçekten çok iyi yansıttı.

Kurgusu ve mekan seçimleri biraz sıkıcı olsa da hikayesiyle ilgimi çeken filmi izlemenizi tavsiye ederim.

İyi seyirler,

Kim Ki-duk’tan izlemesi zor film: Moebius!

Kim Ki-duk’tan izlemesi zor film: Moebius!

  • moebiusYönetmen:  Kim Ki-duk
  • Oyuncular:  Cho Jaehyun, Seo Youngju, Lee Eunwoo
  • Yapım: Kore, 2013
  • Tür: Dram, Şiddet
  • Süre: 89 dk
“Konusu nedeniyle ülkesi Kore’de sansür tartışmaları yaratan ve zar zor gösterim izni koparan Moebius, Kim Ki-duk’un geçen yıl Pieta ile Altın Aslan’ı kazandığı Venedik Film Festivali’nde Eylül’de ilk kez izleyici karşısına çıktı. Bir ailenin parçalanmasını cinsellik üzerinden ele alan Moebius, arzularına teslim olan bir baba, babasını kıskanan bir oğul ve ikisinin de trajik bir sona sürüklenmesine neden olan bir anneyi izliyor. Anne, kocasının sadakatsizliğini oğlunun cinsel organını kesip, onu yaralayarak cezalandırır. Suçlulukla ezilen baba, tüm bu felaketlerin kaynağı olan kendi cinsel organını keser ve kendini oğluna adar. Yaralar iyileşir, fakat felaketlerin sonu gelmez.”
  • -“Deneysel seviyoruz tamam da bu nedir yahu?!”
  • -“Bir daha film izleyebilecek miyiz acaba? Sinemaya küsmüş olabilirim!”
  • -“Neden?!?!”

Bunlar filmden çıktığımızda söylediğimiz ilk cümleler!

Kim-Ki-Duk izlemeye bu filmle başladığım için mutsuzum şu an. Zira Acı (Pieta) , Zaman (Shi gan) ve İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… Ve İlkbahar (Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom) filmlerini bir çok kişiden duydum fakat henüz izleyememiştim. Şu saatten sonra da izleyebilir miyim bilemiyorum. 

Hiç bir sanat eğitimi olmaması ve 30lu yaşlarında ilk filmini izlemesine rağmen Uzak Doğu’nun en önemli iki yönetmeninden biri sayılan Kim Ki-Duk’u tek bir filmiyle değerlendirmemeliyim belli ki ama… ama…

Öncelikle Moebius izlemesi çok çok zor bir film. Yanlış anlaşılmasın, zorluğu konuşmanın olmamasından değil. Hatta konuşmasız olmasından hemen hemen hiç rahatsız olmadım. Yönetmenin de belirttiği gibi ağlama, gülme ve bağırmalar diyaloglardan daha fazla şey anlatabiliyor.  Zorluğun nedeni, filmin uç konuları (ensest, tecavüz, yaralama, kavga…vb) bir araya getiren ağır mı ağır bir senaryoyu oldukça sansürsüz bir biçimde ve hatta gözümüze sokarak anlatıyor olması. Sahnelerin hemen hemen tamamında kan ve şiddet vardı.  Bahsettiğim kan ve şiddet sahnelerinde penis kesildi, acı ile de orgazm olunabileceği öne sürülerek sırta bıçak saplanarak bir çeşit seks yapıldı, anne ile çocuk arasındaki ensest ilişki gösterildi… Zaten film, bu ve benzeri sahnelerin sıralanmasından mütevellitti.

Salonun hemen hemen tamamı ilk 15 dakikadan sonra habire fısıldaştı. Ama bu sefer ben bile kızamadım. Zira filme konsantre olmayı bırakın elimi yüzümden çekmeden izleyemedim resmen. Bir kere anlatılan hikaye parça parça düşünüldüğünde bile, yani sadece ensest, sadece tecavüz, sadece penis kesilmesi, sadece aldatma… başlı başına dikkat çeken konularken, bunların tamamını tek bir aile üzerinde toplama çabası oldukça zorlama duruyordu. Yönetmenin seyirciyi zorlamak istediği aşikar ve tabi ki dozajı yüksek bir film izleyeceğimizi bilerek gittik ama bir noktadan sonra gerçeklikten o kadar uzaklaştı ki her şey, seyirciler olayı şakaya vurup gülmeye başladı. (Ben gülmekten ziyade elimdeki bir yudum alıp gerisini içemediğim ice teanin içine kusmayı planlıyordum. Anne, oğlunun penisini uyurken bıçakla kesti, üstüne bir de dikilmesin diye yuttu!! Bu yazıya rağmen okumak isteyen olur diye giriş sahnesinden örnek verdim. Yarı spoiler! )

Hadi filmin konusunu bir kenara bıraktım diyelim, bir hafta da mı çekilmiş anlamadım ama en az bir düzine devamlılık hatası vardı. Ve bilerek yapıldığını umuyor olsam da titreyen görüntüler, orantısız çekimler, zoomlar çok rahatsız ediciydi.  Amaç buysa; tebrikler! Film genel olarak rahatsız edici olmuştu!!!

Yazabileceğim pek bir şey yok. 2 esas mekan vardı. Çekimler kötüydü. Oyunculuklar eh işteydi. Bir an evvel unutmak istiyorum. Kalan tek sözüm: İzleyeceklere şimdiden sabır diliyorum!