Tuhaf – Ertuğrul Özkök

Tuhaf – Ertuğrul Özkök

  • 244 sayfa
  • Doğan Kitap
  • Baskı: Haziran 2010

Ertuğrul Özkök’ü okumaya bayılıyorum… Nedeni; her okuduğum makalesinde, yazısında, hikayesinde bir şeyler öğreniyor olmam…

“Tuhaf” çok tuhaf şeyler öğrenmeme; şansı, tesadüfleri, kaderi ve inancı sorgulamama yardımcı oldu. İşte aşağıda kitaptan öğrendiğim bazı şeyler:

  • exodus: Latincede çıkış,göç anlamına gelen sözcük. / Bob Marley’in şarkısı / eş kitaptan oluşan Tevrat’ın ikinci kitabidir. İsraillilerin Mısır’dan çıkışını anlatır.
  • abyss: Okyanusun en derin yeri. güneş ışığının girmediği yer. / Uçurum.
  • zanşin: Samurayların tehlikeyi sezme yeteneğidir. ( Yani öleceklerini hissederler. O yüzden ölmek üzereyken mesaj bırakırlar.)
  • deccal: Ahir zamanda farklı inançlara göre Mesih’in veya Mehdi’nin ikinci kez yeryüzene gelmesinden önce insanlığın dini inançlarını kullanıp saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan düşünce ya da varlık.

Eğer tesadüfler konusunda şüpheleriniz ve sorgulama huyunuz varsa, okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Arka Kapak:
Ben size bu kitapta, başkalarının hayatlarından ve kendi hayallerimden inşa ettiğim tuhaf hakikatleri anlatacağım. Onları ben yarattım, onlar da beni yarattı.

Sizi inancın labirentlerine sokacağım. Tabiatın açıklanabilir caddelerinin alelade kalabalıklarından kurtarıp, tenha ara sokaklara çekeceğim.
Aydınlıklardan kaçıp, loş kapı aralarında iş tutacağız. İnsana ait hiçbir şeyin şaşırtamadığı ruhları bile şaşırtacak şeylere dalacağız.

Tek şartım var.
Sorgulamayacaksınız, ikna olacaksınız, biat edeceksiniz, inanacaksınız.
Bana inanacaksınız. Kayıtsız şartsız inanacaksınız.

Çünkü bu bir yolculuk. Tuhaf şeylere yolculuk. Gerçeğin katı ufkunun ötesine geçeceğiz. Kaf Dağı’nın arkasındaki Simurg’a gideceğiz. “Otuz Kuş”u bulmaya çalışacağız. Allahtan ki bulamayacağız.

Söz veriyorum: İyi bir yolculuk olacak. Arkanıza yaslanın, rahat edin, kendinizi bırakın. Ve emin olun, bu yolculuk, yolculuğun kendisi, gittiğimiz yerden çok daha tuhaf, çok daha baştan çıkarıcı.
Bu kitap bittiğinde geride kalan harabe ise, hepimizin hakikati olacak.”

P*ç Güveysinden Hallice – Sami Hazinses

P*ç Güveysinden Hallice – Sami Hazinses

  • 248 sayfa
  • O Kitaplar
  • Baskı: 2010

Hadi birini okudun. Kafanı boşalttın, sanal dünya yazım diliyle yazılmış bir kitaptı, hızla tükettin bitti. Diğerini neden alır okursun?

Merak.. =)

Bu seferde bir erkeğin gözünden aşk ve ilişkiler… “Her erkek böyle değildir umarım tanrım” diye diye okudum.

Zaman geçirmek istiyorsanız, kafanızı boşaltmak istiyorsanız okuyabilirsiniz.

Arka Kapak:

İnsan neyle yaşar sorusunun cevabıydı “kadın”.

Babama desem ki, “‘Baba, sen bana adam olamazsın derdin ama bak ben Superman oldum”, kuvvetle muhtemel bana diyeceği şey, “Sigortası var mı?” olur.

Usulca uzandım, çünkü “Beni öper misin?” diye soran kadın, yarın “Beni niye aramıyorsun?” diye trip atacak kadın olacaktı.

Tahmini zorlukları atlatmıştım, ama şimdi daha zorlu bir sınav beni bekliyordu. Sevgili olmadığınızı karşınızdakine nasıl anlatırsınız sınavı.

Derken aşık olur adamımız… ama niye? Ama kime? Ama nasıl?

Sen benim canımsın, işte ben o yüzden ölemiyorum.

Samihazinses Özgeçmiş:

Yeryüzünde 24. yılını geçiren samihazinses için hayat 2’ye ayrılıyor: Kadınlar ve börekler. Nabza göre şerbetin kıvamını iyi tutturduğu için herkesle anlaşabilen yazar, blog âlemine önceleri ekmek düşürmek için giriyor, ardından internet gurusu olup çıkıyor. Kadınlara olan inancını ise hiçbir zaman yitirmiyor.

Bugünlerde kendine ait atölyesinde sanat sepet işleriyle uğraşıp, hayalindeki mükemmel kadın birleşimini düşünerek hayatına kaldığı yerden devam ediyor.”

Küçük Aptalın Büyük Dünyası – Pucca Günlük

Küçük Aptalın Büyük Dünyası – Pucca Günlük

  • 368 sayfa
  • O Kitaplar
  • Baskı: 2010

İtiraf ediyorum: İçimdeki popüler kültür canavarını zaman zaman zapt edemiyorum. Bir kitap çok satanlar rafında duruyorsa, “beni oku” diye bana sinyal gönderiyorsa, kendimi tutamıyorum.

Pucca kod isimli (nickli-lakaplı) yazarın blogunu zaman zaman takip edip, yazılarını içten buluyordum. Pucca’nın çocukluğunu,gençliğini, aşklarını anlattığı kitabı da edebi bir şaheser değil elbet ama kadınların duygularını anlatma tarzını oldukça içten buldum ve bir çırpıda okudum. (pop-hızlı tüketilir.. vs.)

Zaman geçirmek, bazı durumları kadınların gözünden görebilmek için okunabilir.

Arka Kapak:

Tek istediğim, battaniyenin altında film çekeceğim değil, film izleyeceğim bir adamdı.?

Sanal dünyanın merak edilen ünlüleri raflarda yerini alıyor. Dizüstü Edebiyat Dizisi başlıyor. İlk kitap çılgınlar gibi takip edilen, Türkiye’de en fazla izleyicisi olan kişisel blog’un yazarı Pucca. Herkes onu ve yazacağı kitabı merak ediyordu.

?Aynaya son kez baktım, ?Kızım PuCCa, Allah kahretsin seni, çok harikasın lan sen!’ dedim.?

PuCCa çok ayıp!
PuCCa çok komik!
PuCCa âşık!
PuCCa beter bişi!

Ve sonunda, paparazziler peşinde koşmadığı halde her şeyi anlattı?

?PuCCa, aferin, iyi b*k yedin!

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Gider – Thomas Cathert

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Gider – Thomas Cathert

  • 200 sayfa
  • Aylak Kitap
  • Baskı: 2010

Felsefeye oldum olası ilgi duyarım, fakat terminolojisine hakim olmadığımdan felsefe kitapları okumak bana biraz işkence gibi gelir. İşte bu kitap tam olarak benim gibiler için bir felsefeye giriş kitabı olmuş. Üstelik akımları, filozofları ve terminolojiyi fıkralarla anlatıyor. E daha ne olsun.Bana da keyifle okuması kaldı.

Öncelikle kitabın adından bahsetmeliyim. Orijinal adı : Plato and a Platypus Walk into a Bar.  Yani bir aliterasyon var, bu esprili bir dille kullanılmış. Fakat Türkçe’ye çevrilince maalesef bu anlam kaybolmuş. Tıpkı kitabın içindeki bazı fıkra ve esprilerde olduğu gibi. Sanıyorum kitabı orijinal dili olan İngilizce olarak okumak daha keyifli olacaktır.

Kitapta birçok felsefi akımdan bahsediliyor. Bunları; Metafizik, Mantık, Epistemoloji, Etik, Din Felsefesi, Varoluşçuluk, Dil Felsefesi, Toplum ve Siyaset Felsefesi, Görelilik ve Metafelsefe anabaşlıklarında toplamışlar. Kitabın bitiminde ise “Felsefe tarihindeki önemli anlar” adı altında bir zaman çizelgesi ve kitap içindeki bazı sözcükleri açıklayan bir sözlük bölümü var.

Felsefeden korkan ama başlamak isteyenlerin okumasını ısrarla tavsiye ederim.

Arka Kapak:

Dikkat! İçerde Felsefespri var!

“Yılın en matrak çoksatarı” -The Boston Globe

“Çok güldüm, çok şey öğrendim, çok sevdim” -Roy Blount Jr.

Felsefe mi? Felsefeyi anlamak için büyük bir dehanın zekâsına ve peygamber sabrına sahip olmak gerekir. Bu doğru değil! Bu komik, ele avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli kitap bu efsaneyi yerle bir ediyor.

“Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer?” ile birlikte kendinizi olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin içinde bulacaksınız. Felsefi kavramların esprilerle nasıl aydınlatılabileceğini, mizahın da aslında büyüleyici bir felsefi içerik barındırdığını göreceksiniz. Ama bir dakika? Bu iki kavrayış yolu, yani felsefe ile espri aynı şey mi yoksa? Fıkra ve esprilerin kuruluşu ve etkisiyle felsefi kavramların kuruluşu ve etkisi aynı malzemelere dayanmaz mı? İkisi de aynı şekilde aklımızı gıdıklamaz mı? Şey, biraz düşünüp sonra söylesek?

Harvard’lı iki felsefe profesöründen “güldürürken düşündüren” bir Stand-Up?

Nietzche Ağladığında – Irvin D.Yalom

Nietzche Ağladığında – Irvin D.Yalom

  • 374 sayfa
  • Ayrıntı Yayınları
  • Baskı: 1996

Yavaş yavaş sindirilerek okunması gereken kitap. Kesinlikle defalarca okunmayı hakediyor. İnsanı darmaduman ediyor, zaman kavramını yok ediyor, sorgulamanıza yardımcı oluyor.

Kesinlikle alın, okuyun, okuyun….

Nietzsche der ki: “Aşık”, ‘seven’ kişi değildir; aslında o, sevdiği kişinin mutlak sahibi olmayı amaçlar. Bütün isteği, tüm dünyayı o değerli malından soyutlamaktır. Altınları başında nöbet tutan ejdarha kadar alçak ruhludur. Dünyayı falan sevmez, tersine tüm diğer canlılara karşı bir umursamazlık içindedir.” “Arzu edilenden çok arzu etmeye aşığız!

Arka Kapak:

“SAHNE

Psikanalizin doğumu arifesindeki 19.yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.
AKTÖRLER
Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrıyı öldürmüş. ‘Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır,’ diyor. Daha sonra ‘kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?’ diyecek. Ümitsiz.
Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca ‘ama’ pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor.
Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.
KONU
Ümitsizlik.
Birgün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. ‘Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin,’ der. Breuer Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla ‘peki’ der.
Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…
Kendisiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere… “

Luisito Bir Sevgi Öyküsü – Susanna Tamaro

Luisito Bir Sevgi Öyküsü – Susanna Tamaro

  • 96 sayfa
  • Can Yayınları
  • Baskı: Ocak 2009

Yolculuklarda veya tatillerde okunabilecek, sımsıcak bir öykü.

Arka Kapak:

“Anselma, yaşlı ve emekli bir öğretmendir. Roma?daki evinde yıllardır yalnız başına yaşamakta, artık tanıyamadığı bu dünyada kendini gereksiz hissetmektedir. Her günü acı ve hüzün doludur. Bir yaz gecesi çöp tenekesinin dibinde terk edilmiş olağanüstü bir papağan bulur. Luisito adını verdiği papağan, Anselma?nın yüreğindeki buzları eritecek, sevgiyi yeniden keşfetmesini sağlayacaktır. Tüm bir yaşamıyla hesaplaşmayı göze alan Anselma, Luisito sayesinde, dünyanın ona unutturmaya çalıştığı yaşama sevincini yeniden duymaya başlayacaktır. Ta ki…
Yüreğinin Götürdüğü Yere Git?in yazarı Susanna Tamaro, bir gazete haberinden esinlenerek yazdığı yeni romanı Luisito: Bir Sevgi Öyküsü?nde, sevginin kurtarıcı gücünü yüceltiyor. Luisito, okurunu şaşırtan, duygulandıran ve eğlendiren çağdaş bir masal. Tekdüze ve sevgisiz bir yaşamın bağrındaki şiiri, güzelliği ve sevgiyi ortaya çıkaran küçük bir roman.”

Kayıp Gül – Serdar Özkan

Kayıp Gül – Serdar Özkan

  • 205 sayfa
  • Timaş Yayınları
  • Baskı yılı: 2009

Zaman ileriye doğru akıp gittiği sürece, büyülendiğimiz  ‘gelecek’ el değmemiş ‘geçmiş’ten başka bir şey değildir.

1-2 saatte okunabilen kitabın reklamı yapıldığı derecede bir başarısı olmadığını belirtmekle başlayayım. Fakat zaman kaybı olduğunu da düşünmüyorum. Tatilde veya kısa yolculuklarda okunabilecek tarzda bir hikaye kitabı sadece. Yani öyle abartıldığı kadar edebi bir başarı göremedim. Hele hele Küçük Prens ile karşılaştırılacak hiçbir özelliği olmadığını düşünüyorum.

Arka Kapak:

Bütün Dünya Bir Türk Romanını Konuşuyor
Genç Türk Romancı Serdar Özkan’ın ilk romanı Kayıp Gül bugüne kadar 29 dile çevrildi, 40’tan fazla ülkede basıldı. Kanada’dan Japonya’ya, Brezilya’dan Endonezya’ya, dünyanın dört bir yanında okurların büyük ilgi ve beğenisini kazanan Kayıp Gül, birçok ülkede haftalarca bestseller listelerinde yer aldı.
Tüm zamanların en çok okunan ve sevilen kitaplarından St. Exupéry’nin Küçük Prens’i, Richard Bach’ın Martı’sı, Hesse’nin Siddarta’sı ve Paulo Coelho’nun Simyacı’sına denk tutulan Kayıp Gül, özgün bir ?kendini keşfetme? romanı.
Değişik kültür ve felsefeleri günümüzün modern yaşantısıyla iç içe sunan Kayıp Gül, Doğu’yla Batı arasında bir köprü eser niteliğinde. Sanki bu yönüyle, hem tarihsel hem de coğrafi anlamda Doğu ile Batı arasında bir köprü olan kültürümüzün çağdaş edebiyata akseden bir yansıması.
Kayıp Gül’ün kahramanı Diana’nın peşine takılan okur, başta Türk kültürüne olmak üzere, Yunan mitolojisinden Yunus Emre’ye; William Blake’ten Sokrates’e; doğu mistisizminden Küçük Prens’e; Meryem Ana’dan Nasrettin Hoca’ya; modern yaşantıdan metafiziğe; gerçek dünyadan düşlerin dünyasına ve San Francisco’dan İstanbul’a uzanan bir yolculuğa çıkıyor.
Kayıp Gül, evrensel mesajları ve kültürleri buluşturan, Doğuyla-Batıyı birleştiren yönüyle, özellikle kültür çatışmalarının giderek arttığı dünyamızda ümit veren bir eser. Kanada televizyonunda, Kayıp Gül’ün hayatında okuduğu en güzel öykülerden biri olduğunu belirten kitap eleştirmeni Christine Michaud, Kayıp Gül’ün bu yönüne özellikle dikkat çekiyor. Kayıp Gül için ?Bu kitabın bizi birleştirmeye gücü var,? diyen Michaud, kitaptaki öykünün her insana hitap ettiğini söylüyor.
Serdar Özkan romanlarında, farklılıklarımızdan çok ortak yönlerimize vurgu yapıyor. Yazar, değişik kültürlerden gelen insanların farklılıklarını kabul etmekle birlikte, yine de insan olarak benzerliklerimizin daha önemli olduğunu savunuyor. Üniversite eğitimi için gittiği Amerika’da dört sene yaşayan Özkan, bu düşüncelerinin orada, tamamen farklı bir kültürde yaşarken şekillendiğini söylüyor. Zaten Kayıp Gül de ikiz kız kardeşini aramak üzere İstanbul’a gelen Amerikalı Diana’nın öyküsünü anlatıyor.
Kayıp Gül aynı zamanda, başkalarının beğenisini ve takdirini kazanmak uğruna düşlerinden ve kendinden ödün veren genç bir kızın öyküsü. ?Başkaları benim hakkımda ne düşünür?? kaygısıyla hayallerini ve ?kendi olmayı? terk eden ve bu yüzden sonunda dibe vuran Diana’nın kendini geri kazanma savaşının öyküsü. Bu savaşında ona St.Exupéry’nin Küçük Prens’i, Küçük Prens’in gülü ve İstanbul’un gülleri eşlik ediyor. “

Muzo ile Yastık Sohbetleri – Muzaffer Güsar

Muzo ile Yastık Sohbetleri – Muzaffer Güsar

  • 176 sayfa
  • Selis Kitaplar
  • Baskı Yılı: Mart 2009

Özellikle lise yıllarımda çok dinlerdim Muzo’yu. O zamanlar Radyo D’de program yapardı, bir arada da aynı radyo da yayın yönetmenliği yapmıştı. Şimdi ise Radyo Tatlıses’te aynı gece yarısı programlarına devam ediyor.Gösterilerine gitmişliğim (hatta arkadaşlarımı da sürüklemişliğim) ve radyo programına katılmışlığım da vardır.

Kitapçıda kitabı görünce oldukça şaşırdım. Hemen aldım ve tatilde 1-2 saat içinde bitiriverdim. Edebi bir yön aramak yanlış olur bu kitapta, Muzo kendini anlatmak istemiş. Malum kendi deyimiyle “Megolaman bir kel” o.

Son katıldığımda mimar olduğumu duyunca, “Madem beni dinliyorsun, sence ben hangi mimari akıma daha yakınımdır?” diye sormuştu. Bilememiştim ama “Barok” demişti. Her konuda fikir sahibi olmaya çalıştığını kitapta yazmış. “Sonuçta beni kimin arayacağını bilmiyorum, herkesle konuşacak bir şeylerim olmalı” demiş.

Ailesini, çocukluğunu, laz anneannesini ve hayata bakışını anlatmaya çalışmış. Bir de Sezen Aksu sevgisini. Dinleyenler olarak bunları biliyoruz ama okuması da güzeldi.

Yine de başka bir şey yazmasın ama biz dinlemeye devam edelim. =)

Ağustos 2010

Arka kapak:

“15 yıldır her gece dinliyenleriyle buluşan özel radyoculuğun fenomen ismi Muzo, bu kitapta farklı ve bilinmeyen yönleriyle karşımıza çıkıyor…

Deliyim meliyim cana yakınım sülaleden biri gibiyim

Sempatiğim ve de karizmatiğim, megolaman kelin tekiyim

Otomatiğim matematiğim yok, şükür Allah’a karnım tok

Şeytanın bi’ tüyünü koparıp kendime takmış gibiyim
Önü boş otobüsün, ilerleyelim, siz takılın bana hadi gidelim
Aleme akalım, elaleme bakalım, dalgamızı bile biz bulalım
Sağı solu gelir hiç farketmez burası benim karasularım
Bende her yol Roma demedim mi geçti mi sancıların
Muzo’cum de, abicim de, kardeşim de, ne dersen de
Üstüme gelme, gelme beni germe, derbeder ben sereserpe
Perde perde melekler yerde, delilik var mı ki sende
Topla gel de tasını tarağını gelirim evine her gece”

Kazanan Yalnızdır – Paulo Coelho

Kazanan Yalnızdır – Paulo Coelho

  • Kazanan Yalnızdır – Paulo Coelho
  • 384 sayfa
  • Can Yayınevi
  • Baskı Yılı: 2009

Simyacı ile tüm dünyayı fetheden Coelho’nun son romanı: Kazanan Yalnızdır. Romanda olay yeri; Cannes Film festivali ve karakterler; festivale katılanlar…

Kimse aslında filmlerle ilgilenmiyor, herkes ün ve para peşinde koşuyor...”. Kitabın ana teması ün ve paranın gücünün peşinden koşan insanlar olmakla beraber, bu tema bir seri katilin cinayetlerini, bu cinayetleri çözmeye çalışan polisi ve cinayete kurban gidenleri ve onların kendi gözlerinden yaşamlarını bize anlatıyor.

Coelho kitabın ön sözünde ” Bu kitap bir serüven romanı değil, bugün nerede olduğumuzun yalın bir portresi.”demiş. Teşekkür bölümünde ise Cannes ile ilgili bu kadar bilgiyi bir çok kişinin yardımı ile toparlayabildiğini söylemiş. Açıkçası kitap, başlarda “Süper sınıf”ın hayatını anlatırken oldukça ilgi çekiyor olsa da ortalardan itibaren uzayan tasvirler ve tekrar eden anlatımlar akıcılığını kaybetmesine yol açıyor.

Ama aralarda Simyacı’daki derin ruhu hissettiren cümleler ve anekdotlarda oluyor. Örneğin modacı olan Ortadoğulu Hamid’in anlattığı şu hikaye:

– Bu sabah oğlum benden koyun almak için para istedi. Ne dersin, vereyim mi?

– Belli ki acil bir iş değil, bir hafta beklet, ondan sonra cevap ver.
– Ama şu anda ona verecek param var. Bir hafta ne fark eder ki?
– Çok fark eder. Tecrübelerim bana, insanların yalnızca, elde edip edemeyeceklerinden emin olamadıkları şeylere değer verdiklerini öğretti.

Ya da işkolik İgor’un karısı ile hayatını anlattığı şu cümleler:

Eva da sürekli seyahatteydi; Moskova’da olduğu sürede bile eve geç geliyor, kapıdan girer girmez de doğruca bilgisayarın başına geçiyordu. Herkesin düşündüğünün aksine, mutlak güç mutlak kölelik anlamına geliyordu. O kadar ileri gittiğinde, hiçbir şeyi feda etmek istemiyorsun. Her zaman, tırmanılacak yeni bir dağ çıkıyor. İkna edilecek yada kafası ezilecek yeni bir rakip mutlaka bulunuyor.

Kitap, sırf Cannes’in gerçek yüzünü görmek için bile okunmaya değer diye düşünüyorum. Bir de finalin gerçekten etkileyici olduğunu belirtmem gerek.

İyi okumalar.

Arka Kapak:

“c

Haiku

Geçen gün Ertuğrul Özkök’ün yazısını okurken ilk defa duydum “haiku”yu. Metin Üstündağ’ın bir hauki yazarı olmasından kısaca bahsedip, konusunu onun haukisi ile taçlandırmıştı.

tuzu uzatır mısın hayatım

bana değil yarana

(Metin Üstündağ)

Bir meraklı ve google çağı insanı olarak hemen kısa bir araştırma yaptım. “Kısa ve etkili” tanımlaması beni çok etkiledi. Zira koç burcu olan ben, uzun şeylere karşı çoğu zaman sıkılganlık gösteriyorum.

Peki nedir bu “kısa ve etkili” olduğunu düşündüğüm haiku. Haiku, yaklaşık 500 yıllık bir Japon edebiyat sanatıymış.. Japon yazınında geliştirilmiş bir deyiş/yazış biçimiymiş- dünya yazının da bilinen en kısa metin biçimi imiş.

En basit tanımı ile üç mısralık kısa şiir demek. 3 mısra ve 17 Japon karakterinden (veya heceden) oluşmalı, bu 17 hecenin mısralara dağılımı 5-7-5 olmalı örneğin.

Klasik Haiku?da mutlaka mevsimsel bir öge, tabiattan bir parça veya anlık bir duygunun betimlenmesine yer verilmesi gerekiyormuş.Haikuların toplumdaki tezatlıklardan ve kötü olaylardan, dalga gecerek, yererek, aşağılayarak bahsettiği versiyonuna ise “senryuu” deniliyormuş.

Türk şiirinin ve şairinin de ilgisini çekmiş haiku. Orhan Veli’nin 1940lı yıllarda haiku çevirileri yaptığı bilinmekte imiş. Ve Sunay Akın ilk şiir kitabı ” Makiler”de sık sık haiku denemesi yapmış.

gemliğe doğru

denizi göreceksin;
sakın şaşırma. (Orhan Veli Kanık)

——-

bir an önce görülsün diye Akdeniz

toroslarda agaçlar
hep çocuk kalır. (Sunay Akın)

——-

kucuk dere –
deniz’e ulasinca
sasirir iste… (Oruç Aruoba)

Pek bir sevdim ben bu haikuları. Bazıları çevirilerden kaynaklı çok manasız gibi gelse de, kimisi de insanı kalbinden vuruyor. Heceleri tuturamam belki ama ileride bende yazmayı deneyeceğim.

İyi Haiku’lar 😉

Sil Baştan – Ken Grimwood

Sil Baştan – Ken Grimwood

  • Sil Baştan – Ken Grimwood – 16TL
  • 370 sayfa
  • Koridor Yayınevi

Son zamanlarda okuduğum en düşündürücü kitap!

İçinde bulunduğum halet-i ruhiyeden midir, yoksa gerçekten kitabın başarısı mıdır bilmiyorum ama hepimizin zaman zaman söylediği “bir daha dünyaya gelsem…” cümlesi defalarca gerçek oluyor Jeff Winston’un hayatında.

Fakat Jeff’in yeni hayatlarının hepsinde bir boşluk doluyorken, hep özlemini duyduğu şeylerde oluyor..

Aradığımız mükemmel hayatların olması mümkün mü? Hayattan çok şey mi bekliyoruz? Yaşamlarınızı sorgulayacağınız, yer yer uzatılmış konularına rağmen, akıcı romanı herkese tavsiye ederim.

Arka Kapak:

“Ken Grimwood’un sıradışı eseri Sil Baştan, zihninize şu soruyu kazıyor: Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
43 yaşındaki Jeff Winston bu şansı birkaç kez elde eder. Heyecanını yitirdiği evliliği ile geleceği olmayan işi arasında sıkışıp kalmıştır ve hiç beklenmedik bir anda ölüverir. Tekrar hayata gözlerini açtığında ise takvimler 1963 yılını göstermektedir. O sabah 18 yaşında, üniversite yatakhanesinin duvarlarına bakarak uyanır. Her şey eskisi gibidir… tek bir fark dışında: Jeff geleceği avcunun içi gibi bilmektedir. Futbol ligi final maçlarından at yarışlarına kadar kimin kazanacağını, Wall Street’te köşeyi dönmek için hangi şirketlere yatırım yapmak gerektiğini… Yalnız, bilmediği bir şey vardır: Neden hayatını sil baştan yaşamak zorundadır? Sevdiği her şeyi ve herkesi kazanıp kaybetmeye daha ne kadar devam edecektir?
Birçok dile çevrilen ve listeleri alt üst eden Sil Baştan hayatın karmaşık döngüsünü sorgularken hayal gücünüzü de sonuna kadar zorluyor. “